İlişkilerimize,çalıştığımız ortama/kuruma, etrafımızdaki insanların ahvaline şöyle birbaktığımızda şaşırmamak mümkün değil. Şaşırmanın ötesinde üzülmemek vegeleceğimiz için kaygılanmamak elde değil.

Varolma açlığı çeken ve işi yerine ilişkiler üzerinden kendini ispatlamaya çalışanzavallı insanlar...

İşindekimarifetiyle değil, senaryo yazma ve rol yapma konusundaki maharetiyle varlığınıispatlamaya çalışan oyuncular... İşini; bencil duygulara, küçük çıkarlara, basithesaplara, şöhrete ve gösterişe kurban eden müflis tüccarlar...

Yeteneğive yetkinliği ile iş üretmek yerine dedikodu yaparak ve fitne yayarak kendisinealan açmaya çalışan köçekler... Dahası ahlaksız imalar ve dedikodular ilehaysiyet cellatlığına soyunan karaktersizler...

Budavranışların sahiplerinin psikolojisini tahmin edebilmek için öyle psikologolmaya da gerek yok. Mesele varlık meselesi... Kendini sağlama alma çabası... Çünkü"ben" üzerine bir varlık inşa eden insanın mutlaka bir ötekine ihtiyacı var."Ben"i parlatmak, kendini gösterebilmek için bir ötekine ve ötekileştirmeyeihtiyacı var. Arkasına sığınabileceği bir güce, kendine perde yapabileceği yada kurgusuna meze edebileceği bir başkasına ihtiyacı var.

Kendinegatifliğini gizlemek için hakkında dedikodu edebileceği birilerine ihtiyacıvar. Öne geçebilmek için koşmaya değil, çelme takıp düşürebileceği birineihtiyacı var. Kendisini korumaya alabilmek için, etrafında bilen-çalışan-üretenbirine değil; kendi basit hesaplarına ucuz bakiyeler ekleyen dilencilereihtiyacı var.

Bubasit ve ucuz benlik, insan ruhunun karanlık ve ilkel tarafı... Onu aydınlığaçıkarmak, parlatmak, başkalarına göstermek, içindeki o karanlığı bir ışıkolarak gösterebilmek için "öteki"ne ve ötekileştirmeye ihtiyacı var.

Elindekifeneri önüne tutmak yerine yanındakinin gözüne tutan haset bakış... Kendisidışındakileri ve kendi emellerine hizmet etmeyenleri "öteki" olarak görenkötücül bakış... Kendisi gibi olmayanı yabancı ve tehdit unsuru olarak görenvirüslü bakış...

Kendisindendaha yetenekli olanı, farklı düşüneni, farklı çözümler üreteni, farklıprojeleri olanı, söyleyecek sözü olanı tehdit olarak gören muhterislerinüstün(!) çabalarıyla bozulan düzene ve kaybolan motivasyona üzülmemek eldedeğil. Ne acıdır ki kimse de bu ucuz insanların oyununu bozamıyor.

Elbetteinsan kendini, kendisine ait hissettiklerini, kendisine benzeyeni, lehine olanısever. Bu çok normal. Ancak anormal olan bu sevgide aşırıya gidilmesi vekendisine/kendine ait alana dair sevgisinin bir "öteki" yaratması... Bunun adıda en masum tanımıyla narsizm...

Hepimiziniçinde fırsat bekleyen bir kötü var. Hepimizin ruhunda hayatımızı da karartmayagücü olan bir karanlık var. Biz o kötüye boyun eğdirebildiğimiz, o karanlığınhayatımızı da karartmasına engel olabildiğimiz oranda insan olabiliyoruz.Mayamızda bulunan ve yeşermek için fırsat bekleyen bu olumsuzlukları derinkuyulara hapsedebildiğimiz oranda insan oluyoruz. Ötekileştirmekten uzaklaşıpkaynaşabildiğimiz oranda insan oluyoruz.

Kalptenkalbe giden yolu keşfedip özne-nesne ilişkisi yerine özne-özne ilişkisi kurabildiğimizoranda insan oluyoruz. Ötekini kendimize benzetmeye çalışmak yerine, birlikteyaşamanın ve çalışmanın ortamını hazırlayabildiğimiz oranda değerli oluyoruz.

Herinsanın kendi varlığı ile değerli, kendi olmaklığı ile bir haysiyet sahibi vebir insan olma hasebiyle saygı görme hakkı olduğunu kabul ettiğimiz orandainsan oluyoruz. Aklı ve bireyi yüceltebildiğimiz oranda değil, başkasının davarlığını kabul ettiğimiz oranda insan oluyoruz.

Küçükhesaplarla büyük işler başaramayacağımızı hatırladığımız, bulunduğumuz konumladeğil sahip olduğumuz yetenek ve yetkinlikle değer-itibar kazanabileceğimizifark ettiğimiz kadar insan oluyoruz.

Bizitemayüz ettiren bir vasfımız var mı? Davranışlarımıza ve ilişkilerimizeyansıyan bir letafet ve nezaket var mı? Bizi kalabalıklar içerisinde farklıkılan bir özelliğimiz var mı?

İkiçift laf ettiğimiz biri kendini tazelenmiş, yenilenmiş hissediyor mu? Bir çay,kahve içimlik zamanda hep aynı şeyleri mi konuşuyoruz? İş, çocukların eğitimi,yatırım, borsa ve dövizdeki dalgalanma, siyaset, spor ve tabi ki bolcadedikodu... "Duydun mu,... -muş!"

Muhatapolduğumuz kişide iyi ki tanıştık, iyi ki karşılaştık, iyi ki geldin hissiuyandırabilir muyuz? Konuştuğumuz ya da bir şekilde iletişim kurduğumuzinsanların zihnî gelişimine ya da ruhî derinleşmesine katkı sağlayabilecek birözelliğimiz var mı?

Yokmu! Yok ki, en yetenekli olduğunuz konu dedikodu üretmek... Yok ki, iş başındadeğil sahnede daha başarılısınız. Yok ki, maraton koşucusu değil yol kenarındakoşanlara çelme takmak için fırsat kollayan fesatlarsınız. Yok ki, beraber ikengöz teması kurmaktan kaçındığınız insanların yokluğunda bülbül kesiliyorsunuz.

Negeçecek elinize? Üç kuruşluk koltuk, kapıdaki 15x30 cm ebadındaki tabela,masanın önündeki cam işleme isimlik mi? Burada ne kadar kalsak kârdır basitliğimi?

Koltuktankalktığınız günün ertesinde unutulacağınızı, üstün(!) performansınızın sizihatırda tutmaya yetmeyeceğini unutmayın! Varın, biraz da siz oyalanın...

18.01.2023