Maske-mesafe kuralına uymadık ve kasım ayı itibariyle vaka ve ölümsayılarının artması üzerine yasaklar tekrar geri döndü.

Gece sokağa çıkma yasakları ile birlikte geçen hafta sonu uzun biraradan sonra yine evlerimize kapandık. Aşamalı olarak başlayan yüz yüzeeğitimlere tekrar ara verildi ve topyekun uzaktan eğitime mecbur bırakıldık.

Uzaktan eğitimi geçmiş aylarda çokça konuştuk; ebeveynler,öğretmenler ve öğrenciler olarak deneyimledik. Teknoloji çağının bir marifetmişgibi bize dayattığı uzaktan eğitimle hepimiz zorunlu olarak tanıştık.

Vatandaş ve Devlet olarak inanılmaz harcamalar yaparak uzaktanbağlanabilir hale geldik.

Bağlandık bağlanmasına da bir türlü tutunamadık yeni düzene.Çocuklarımız ve öğretmenlerimiz bir türlü uzaktan eğitime alışamadı.

Öğretmenin ve sınıf ortamındaki aktif etkileşimin yerine başka birşeyi koymanın mümkün olmadığını herkes gördü.

Yirmi yedi öğrencisi olan bir sınıf öğretmenimiz; hiçbir zamanaynı anda yirmiden fazla öğrencinin derse bağlanamadığını, bağlantının süreklikoptuğunu, öğrencilerin devamlılığının sağlanamadığını, derse bağlanan çoğuöğrencinin dersi takip etmediğini, arada bağlananların dersi sabote ettiğinianlatıp; "Uzaktan eğitimin özellikle alt sınıflar için hiçbir anlamı veöğrenciye hiçbir katkısı yok." diyor.

Öğrencilerden ve öğretmenlerden gelen yakınmalar hep aynı: Uzaktaneğitim, sınıf ortamının verdiği etkiyi asla veremiyor. Veliler de çocuk başıbeklemekten ve belletmenlik yapmaktan bıkmış durumdalar.

Yüksek öğretime gelince durum daha bir facia. Online derssırasında dersin hocasına hakaret eden öğrenciler, sınava 30 dakika geç kalıp"Kusura bakmayın, çocuğun derslerine dalmışım." diyen hocalar, sisteme sızanahlaksızlar. Uzaktan eğitim sistemini sosyal medya hesapları gibi kullanıpseviyesiz yazışmaları deşifre olanlar. Yataktan ders takip edenler, sınavsorularını ekip çalışması ile cevaplayanlar.

Yalnızca basına yansıyan olaylara bakarak bile uzaktan eğitimadına maruz kalınan saçmalıklar hakkında yeterli bilgi sahibi olmak mümkün.

Ve üzülerek görüyoruz ki, uzaktan eğitim ile eğitimden daha dauzaklaşıyoruz.

Zihinlerde "eğitim" kavramının anlamının şekillenmediği, öğrenimhayatı boyunca bir saat bile eğitim bilimleri dersi almayan akademisyenlerinüniversitelerde hocalık yaptığı, açık öğretim mezunlarının sertifika satılaraköğretmen yapıldığı bir ülkede; eğitim adına sahip olduğumuz azıcık kazanımı dakaybediyoruz.

Eğitim, gönüllere dokunmaktı ve ekranlardan gönüllere dokunamadık.Dokunamayız da. Dolayısıyla da bu pandemi sürecinde ilköğretim başta olmaküzere her kademedeki öğrencimize uzaktan eğitim yöntemiyle nitelikli bir eğitimverilemeyeceğini de görmüş olduk.

Diğer taraftan, bir süredir birçok özel eğitim kurumunun veüniversitenin yüz yüze eğitime bir alternatif olarak uzaktan eğitime geçeceğiyönünde haberler dolaşıyordu. Eğer bu haberler gerçekse ve bu kurumlar uzaktaneğitim konusunda yaşanan bunca aksaklığa rağmen bu kararlarında ısrarcı ise çokciddi bir sorunla karşı karşıyayız demektir.

Bu gerçekleşirse, içi doldurulamasa da var olan "eğitim"i ülkeolarak tamamen gündemimizden çıkarmak zorunda kalacağız demektir. Eğitim yerinediploma ve sertifika satmaya başlayacağız demektir.

İşin bir başka facia tarafı da şu: Öğretmene, "Ben çocuğuma eğitimveririm. Sen ona öğretmenlik yap." diyen veli profili için hâlâ "eğitim" adınaendişelenecek bir durumun olmaması. Onların tek sıkıntısı, pandemi sürecindesınav motivasyonunu kaybeden çocuklarının sınav başarılarının düşeceği korkusu.

Yeter ki çocukları sınavda başarılı olsun!

Kısacası, uzaktan eğitim ile eğitimden daha da uzaklaşıyoruz.

İnşallah konunun uzmanları uzaktan eğitimi geçici bir yöntemolarak görüp, pandemi sonrasında bu açığın nasıl kapatılacağı, boşa geçen yılıntelafisinin nasıl mümkün olacağı konusunda bir çalışma yapıyordur.

Umarım, bununla dertlenen yetkililer ve veliler vardır.

09.12.2020