Bir şehir… Karşıdan Feth-i Mübin’e ( İstanbul’un fethi) şahitlik eden, yıllar içerisinde oluşturduğu kültürü ve yetiştirdiği üdebası, şuarası ve esnafıyla kendi kendine yetebilen bir Üsküdar…
Bir kitap… Daha önce ismini çok duymam rağmen okuma fırsatı bulamadığım ancak değerli abim İsmail Zorba’nın “Mutlaka oku!” tavsiyesiyle hediye etmesi üzerine hemen okuduğum “Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı” isimli kitap…
Ve bir dükkân… Üsküdar’da bir attar (aktar) dükkânı…
Üç kuşak Düzgünman ailesi tarafından işletilen, pek çok ehl-i irfan ve sanat erbabının toplanma ve sohbet mekânı olan bir dükkân… Nice hayırlara ve dostluklara vesile, manevi tohumların yeşermesine mihver olan bir mekân…
Saim Efendi (Düzgünman) tarafından açılan ve ana caddeye bakan dükkânın cephesi 3, derinliği 5-6 metredir. Bu dükkânda baharat ve ıtriyatın yanı sıra her türlü boya, sabun, yağ, haşerat ilacı, tesbih, kişisel bakım malzemesi, günlük yaşam için gerekli malzemeler satılırmış. Hatta cenaze defin malzemeleri… 1980’lere kadar teneke kutularda, sonrasında ise cam kavanozlarda… Tabii ki kese kâğıdı vazgeçilmez ambalaj…
Attar dükkânı; aynı zamanda bir pratik hekimlik hizmeti veren, şifalı bitkiler aracılığıyla insanların rahatsızlıklarına şifa aradığı bir yerdir. Ancak 7-8 kişinin bir yerlere ilişip oturabileceği büyüklükteki bu dükkân sadece müşterilerin değil; aynı zamanda meşhur sanatkârların, ediplerin, ariflerin, hatta meczupların uğrak yeridir.
Kitapta ilgi çeken konulardan biri de esnafın nezaketi ve müşteriye karşı olan yaklaşımı. Örneğin; müşterinin hakkı geçmemesi için malın ambalajlandığı kâğıdın aynısı terazinin ağırlık kefesine de konur, hatta garanti olması için tartılan mal birkaç gram fazla çekilirmiş. Kokulu maddeler, kokusunun diğer ürünlere sirayet etmemesi için mutlaka ikinci bir ambalaja konurmuş. Ürünün nasıl kullanılacağını soran müşteriye asla “Tarifnamesi arkasında!” denmez, sabırla izah edilirmiş. Dükkân günde iki kez süpürülür ve tavuk tüyünden süpürgeyle ürünlerin tozu alınırmış. Yazar kasa kullanımına geçilmesiyle birlikte Düzgünman’lar; en küçük tutara dahi fiş keserler, fiş almak istemeyenleri de bunun bir kanuni zorunluk olduğu yönünde mutlaka uyarırlarmış.
Temizlik için gereken suyu iki dükkân ötedeki Gülfem Hatun Camii’nden alan Saim Efendi, emme basma tulumba ile kuyudan su çekerek abdesthanenin deposuna aldığı/kullandığı suyun on misli su doldururmuş.
Dükkânın ikinci kuşak sahipleri, Mustafa ve Ahmet Düzgünman kardeşlerdir.
Mustafa Düzgünman; esnaflığının yanı sıra iyi bir mücellit, fotoğrafçı, şair ve musikişinastır. Aynı zamanda dayısı olan Necmettin Okyay’ın vefatından kendi vefatına kadar ülkemizde ve dünyada “ebrunun üstadı” olarak kabul edilen dahi bir sanatkârdır. Öyle ki 1968 yılında Yapı Kredi Bankası Genel Müdürlüğünde (Galatasaray) açtığı ve büyük ilgi gören ebru sergisi sonrasında kız çocuklarına “Ebru” ismi verilmeye başlanmıştır. Mustafa Düzgünman, 1990 yılında vefat etmiştir.
Ahmet Düzgünman ise ciddi ve latif bir kişiliğinin yanı sıra iyi bir saat tamircisi, tesviyeci, tornacı, saatlere ve kitaplara ilgili bir esnaftır. Aynı zamanda yaptığı harika teşbihler ve pirinç levha üzerine yaptığı oyma levhalar ile (hezârfen lakabıyla) meşhur bir sanatkârdır.
Dükkânın üçüncü kuşak sahipleri ise 80’li yılların sonuna doğru bayrağı devralan Ali ve Hüseyin Düzgünman kardeşlerdir. Ancak Üsküdar, artık eski Üsküdar değildir. Eski zarafet, diğerkâmlık, lisana hâkimiyet, usul-yordam bilirlik kalmamıştır. Üsküdar’da artık renksiz bir avâmîlik kol gezmektedir. Her önüne gelen kuyumcu dükkânı açmakta, şehrin eski esnafı bir bir dükkânlarını kapatmaktadır.
İşlerin iyiden iyiye çıkmaza girdiği bir noktada çok izlenen bir televizyon programında hilekâr bir baharatçının yaptıkları konu edilince halkın olumsuz sorularından ve telmihlerinden bıkan Düzgünman kardeşler, 1991 yılında attarlığı bırakırlar. Böylelikle yalnızca bir attar dükkânı değil, 75 yıllık bir irfan yuvası da kapanır.
53 yıl boyunca bu dükkânın müdavimi olan Ahmet Yüksel Özemre; bu dükkânın sahiplerinden ve dükkânda yapılan sohbetlerden aldığı feyz ve edindiği görgü ile kendisini yetiştiren, Türkiye’nin ilk atom mühendisi olan, birçok görevinin yanı sıra Türkiye Atom Enerjisi Kurumu başkanlığı da yapan değerli bir bilim ve kültür insanıdır.
Tarihi ve kültürü yaşatma adına birçok projeye imza atan belediyeler ve seçim vaatlerini bu yönde hazırlayan adaylar; Üsküdar’ın simgesi, kültür/irfan yuvası bu mekânın yeniden ihyası için bir çalışma yaparlar mı merak ediyorum.
21.02. 2024