Bu sene kim ne derse desin turizmin tadı yok... Tabii “Turizmin ne zaman tadı oldu ki?” diyenlerde çıkacaktır. Kurban ve Ramazan Bayramı bereketine itirazı olan var mı?
Ekmeğinde ciddi anlamda turizminde payı olan AB ülkeleri başta İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve hatta küçücük Karadağ yıl 12 ay turizm yaparken biz hala Bodrum’da lahmacunu tartışıyoruz.
Elbette Karadağ gibi Türkiye’nin de 12 ay turizm yapılan bir ülke olmasını bekleyemeyiz. Karadağ ile Türkiye’yi karşılaştırmak da abesle iştigal olur.
Ancak Karadağ ile Muğla karşılaştırılabilir. Karşılaştırmalıyız da... Karadağ’da yaşayan herkes turizmci, Muğla’da herkes turizmci mi? Ama Bodrum pahalı!
İstanbul ucuz mu? Fethiye, Marmaris ilçelerimiz Bodrum’dan daha mı ucuz? Hele Datça!!!
xx xx xx
Her yaz Bodrum’un lahmacunu gündem oluyor. Bu sene buna bir de “Kapıda vize ve Yunan adaları daha ucuz” söylemi eklendi. Ören’deki, Çökertme’deki, Kıyıkışlacık’taki pansiyon Adalardaki pansiyonlardan daha mı pahalı?
Kime göre, neye göre, nereye göre?
Turizmcilerimiz farkında mı bilmiyorum, Muğla’nın gündeminde termik santraller, madenler, Sinpaş örneğinde olduğu gibi “plansız turizm yapılaşması” ve Marmaris örneğinde olduğu gibi “turizm destinasyanlarının şehirleşmesi” sorunu da var...
Muğla’nın en önemli üç sorunu; içme suyu, arıtma ve ulaşım (trafik ve otopark)... Peki bunların nedeninin “turizm” değil de “şehirleşme” olduğunun farkında mıyız? Bodrum’da konaklama tesisinden çok “ikinci konut” olduğunu biliyor muyuz? Akyaka’da, Dalyan’da yaşanan “sıkıntının” şehirleşmekten değil, “günübirlikçilerden” kaynaklandığını görebiliyor muyuz?
Şunu biliyoruz; Sektör bunları konuşmuyor, lahmacunu gündem yapan basın tartışmıyor...
Muğla’nın yakıla yakıla tüketilemeyen ve coğrafyasının yüzde 68’ini kaplayan, kıyılarda denizle sarmaş dolaş adeta öpüşen ormanları var. Bu turizmimiz için çok kıymetli...
Buna karşılık aynı coğrafyanın yüzde 65’ine maden arama ruhsatı verilmiş bulunuyor. Bunu tartışmalıyız. Bir “master planı” ve adam gibi bir “Çevre Düzeni Planı” olmayan Muğla’da artık sektör bunu tartışmalı... Muğla artık bir karar vermeli:
“Turizm ve Tarım Kenti” mi olacağız, yoksa “Madencilik ve Bacalı Sanayi Kenti” mi olacağız?
xx xx xx
Bodrumlu meslektaşlarım Fatih Bozoğlu ve Alp Arbak ikilisi 26 Temmuz’da medya sitesi “Bodrum Sokak Haber” de yaptıkları “Bize Göre” programında “Bodrum’un pahalı olduğu” meselesini “lahmacun” üzerinden incelemişler. Karşılarına aldıkları (!) Bodrum Meslek Odaları ve Demokratik Kitle Örgütlerinin yöneticileri de gülmüş olabilirler mi bilmiyorum, ama beni çok güldürdüler...
Sevgili Fatih Bozoğlu canlı yayınlanan programda şöyle diyor:
“Ey Ticaret Odası, ey Esnaf odası, ey Şoförler Odası, Ey Mali Müşavirler Odası ve diğer odalar... TÜRSAB, BODER, diğer STK'lar siz ne yaparsınız ne edersiniz arkadaşlar?
Bütün Türkiye kaynıyor. Bodrum kötü bir imaj haline dönüştürülüyor. Lahmacunla anılmaya devam ediyor ve siz lahmacunu savunmaya çalışıyorsunuz. Ucuz lahmacun var diyorsunuz. TÜRSAB... TÜRSAB Başkanı diyor ki başkanı çok yakın arkadaşım, kusura bakma Mustafa (Demir) kardeşim, şu anda marina da marina Yacht Club da Türkiye'nin en ucuz tabldot yemeğini yiyoruz diyorsun. Ne münasebet arkadaş, ne münasebet. Yani sen bunu mu söylemelisin? Ticaret Odası, işte bakkalına çakkalına, yiyecek içecek sektörüne hiç mi denetim yapmazsın arkadaş.”
Biliyorum, gülmediniz, birazdan...
Tam da burada Alp Arbak araya girip, “Böyle bir görevleri var mı?” diye soruyor, Fatih Bozoğlu belli ki dolmuş “Olması gerekmez ki! Yani dolaşın arkadaş.” diye gürleyince Alp Arbak “Bizim yetkimiz yok diyorlar.” diyor ve “Öyle bir şey yok.” diyen Fatih Bozoğlu devam ediyor:
“Ben Ticaret Odası Üyesi isem ve benim haklarım konusunda bir sıkıntım var ise başka ticaret odası üyesi benim haklarımı gasp ediyorsa ve benim iyi hizmetimi kötüye kullanıyorsa o zaman ticaret odası gidecek ve o üyesine uyarıda bulunacak. Gerekirse müeyyide yaptırım uygulayacak.”
Alp Arbak “Bodrum Ticaret Odası, Esnaf Odası bir araya gelip bize şikayet ediyor.” diye müdahalede bulunup “Ya bize şikayet edeceğinize bir şey yapın, bunları afişe edelim. Bakıyorsunuz sosyal medyada insanlar kazığı yiyince afişe ediyorlar. Sen bunu Ticaret Odası, Esnaf Odası olarak yaparsan ne olur biliyor musun?” diye sorarken Fatih Bozoğlu şöyle yanıt veriyor:
“O zaman hem fırsatçılara fırsat vermemiş olursunuz, hem de düzgün iş yapan iyi hizmet veren Bodrum'un esnafını, iş insanını korumuz olursunuz. Sizin göreviniz zaten bu.”
xx xx xx
Bu arada Fatih Bozoğlu bir lahmacun hesabı yapıyor ve “Bir kere Lahmacun bin lira değil, onu söyleyeyim. Lahmacun 3 bin lira. Yani 3 bin liraya tekabül ediyor. Dolar, Euro... Yani 100 Euro diye düşünmek lazım lahmacunu. Ve doğrusunu söylemek gerekirse, 100 Euro’m olsa ben de yerim o lahmacunu.” deyip, “Neden?” diye de sorup şöyle anlatıyor:
“Şimdi ben gayığımla Tükbükü'nde bir otelin karşısına geçmişim. Eşim dostum etrafımda bir sürü hava atacağım insan var. Param da var. Sonra telefon ediyorum. Canım lahmacun istedi. Veya dostlarım lahmacun istedi. Lahmacun sipariş ediyorum. Kaç tane? Üç tane. Diyorum ki üç tane lahmacun getirin. 2 milyon 3 milyon Euro’luk motoryata getiriyor bunu. Getiren kişilerde jet ski üzerinde iki Rus hanımefendi. Çok güzeller. Her açıdan çok güzeller. Bikinileri biraz küçük, minik, hani her tarafını örtemiyor ama manken gibi iki tane Rus hanımefendi jet ski ile geliyor. Bir tepsi içinde sunum böyle. (Fatih kol dirseğini kırıp, sağ el avucunu yukarı, parmaklarını yanlara açarak tepsi tutuyor gibi göstererek) Üç tane lahmacun, ama tepsi mükemmel. Maydanoz var, limon var. Gerçekten sunum harika ve oradaki amcanın da 3 lahmacuna ne vermesi gerekiyor? 300 Euro vermesi gerekiyor, ama 500 Euro veriyor. 200 de bahşiş. Hani bin lira lahmacun diyorsunuz ya hayır...”
xx xx xx
Fatih Bozoğlu “Böyle bir sunum istiyorsanız o parayı ödersiniz.” diye noktayı koymuyor. Şöyle koyuyor noktayı:
“Amma siz memur işçi iseniz, belli bir maaşınız varsa, 11 ay 15 gün çalışmış ve 15 gün Bodrum'a tatile gelmişseniz, bunun için bir para ayırmışsanız o parayı lahmacuna vermek için gelmeyin kardeşim.”
Bence de...
Fatih’in anlattığı yaşanmış bir olay... Motoryat sahibinin dostu olarak o lahmacunlardan bi çimdik almış da olabilir... Güzel anlatmış... Muhtemelen güldünüz. Ben güldüm.
Ne de olsa ağlanacak halimize güleriz.
Ben BODER Başkanı Mustafa Demir’in “Şu anda marina da marina Yacht Club da Türkiye'nin en ucuz tabldot yemeğini yiyoruz” sözüne güldüm. Hatta Rus kadın garsonun her yanını örtemeyen bikinisinden çok bu söze güldüm...
Bir de aklıma otelci bir ailenin seneler önce Muğla’ya üçüncü otellerini kazandırdıklarında yıldızlı otel inşaatı bittiğinde sıva badana lekeleri taşıyan camları eşlerinin sildiği aklıma geldi... Bizim fakirliğimiz başka... Cebimizde, kasamızda, hesabımızda ne kadar paramız olursa olsun fakiriz biz... Rahmetli Vehbi Koç gibi tabldot ne ya...”
xx xx xx
Bence Bodrum pahalı ve ama müşterisi de Avrupa’nın, Amerika’nın, Japonya’nın kaliteli zenginleri olmalı... Fatih Bozoğlu’nun motor yat sahibi gibi olmamalı...
Venedik, Kordoba, Barselona, Nis ne kadar ucuz olabilir?
Siz kalkar Halikarnas Balıkçısı’nın “Mavi Yolculuğunu” arabeskleştirirseniz birilerinin “pahalı” dediği Bodrum’u aslında “Ucuzlatmış” olursunuz...
Bodrum çok ucuzladı çok... Hele şu “Her şey dahil sistemi Muğla Turizmi’ni çok ucuzlattı...
Sokaktaki başıboşluğun yarattığı pahalılığı turiste sunulan hizmetle karıştırmamak lazım. Türkiye hala çok ucuz yatak satıyor. Sokaktaki pahalılık enflasynist ekonomi ve fırsatçılık ile ilgili...
Muğla önce “Muğla’da hakim sektöre” karar vermeli. Sonra da “Her şey dahil, tamam mı devam mı?” sorusuna yanıt vermeli... Bir de kendi işini değil, Muğla’nın işini takip edenleri “odacı” yapmalı...
Ben bugün DOKTOB Başkanı Yücel Okutur’dan “Turist neden kaçıyor?” sorusunun yanıtını paylaşacaktım, olmadı. Yarın...
------------------
GÜNÜN SÖZÜ; Kendini yaşamın akışına bırakıp dertlenmekle gelmiyor mutluluk ve özgürlük.--Duygu Asena