Bu günlerde TÜLOV (Türkiye Tanıtım Araştırma Demokrasi ve Laik Oluşum Vakfı) hem de MBB Muğla Planlama Ajansı (MUPA) ile gündemde.
Sabah Gazetesi’nde “Derin CHP'nin Kilit İsmi Tansu” başlığı ile yer alan haberde şöyle denmiş:
“TÜLOV'da yönetici asistanıyken hızlı bir yükselişi yaşayan Muğla Planlama Ajansı (MUPA) Yönetim Kurulu Başkanı Tansu Özcan yer alıyor. Tansu Özcan'ın 2020'de İzmir TÜLOV'da yönetici asistanı iken ardından vakıf müdürlüğüne terfi ettiği öğrenildi. 2022'de Bodrum Belediyesi kadrosunda maaşlı personelken TÜLOV'daki görevi için İzmir'e gittiği, aylarca işe gitmeden Bodrum Belediyesi'nden maaş aldığı bildirildi.”
Ciddi iddia…
Ahmet Aras Başkan’ın AK Parti’ye geçeceği iddiası kadar önemli olmasa da öyle geçiştirilecek görmezden gelinecek bir iddia da değil…
*
Evet bugün bu TÜLOV meselesini ele almak niyetindeydim. Hazırlık yaparken çok ilginç bir yazıyla karşılaştım.
TÜLOV 2001 yılında İzmir’de İzmir’in gazetecileri, sanatçıları, siyasetçileri ve iş insanları tarafından kurulmuş bir vakıf… 2019’dan beri Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı CHP Muğla eski milletvekillerinden Prof. Dr. Nurettin Demir tarafından yönetiliyor.
Basında yer alan iddialara sessiz kalan Nurettin Hoca internette bir haber ve içerik platformu 12punto.com.tr de “Ben de rüşvet verdim…” başlığı ile bir yazı kaleme almış.
“Evet ben az ya da gerektiği kadar da olsa rüşvet verdim. İtiraf ediyorum. Türkiye'de siyaset ile uğraşan herkes, hangi partiden olursa olsun, az ya da çok rüşvet olayına karışmıştır.”
Evet bu ifade o yazıdan Nurettin Hoca’ya ait bir ifade.
İzmir’de ön seçim olmayınca gelip Muğla’daki ön seçime katılan Prof. Dr. Nurettin Demir’in o zaman seçilebilmek için yaptıklarına bir şey demek istemiyorum, ama bu “itirafı” gerçekten “namuslu” bir davranış olmuş.
Ancak burada bir “normalleştirme” de var gibi geldi bana...
Hatta meşrulaştırma…
Ne yapalım “delegelerin satın alınmasına” göz mü yumalım…
“Olur böyle şeyler, burası Türkiye” mi diyelim?
*
Gelin bir de Nurettin Hoca’nın 12punto.com.tr de 01.07.2026 tarihinde yayınlanan ve beni gerçekten şaşırtan “Ben de rüşvet verdim…” başlıklı yazısına bakalım.
Nurettin Hoca “Günlerden 29 Haziran 2026 Pazartesi. Akşamüstü güneşinin körfez üstündeki grup manzarasının altında saat 18.30 gösteriyor. Özgürlük sevdalılarından oluşan coşkulu ve kalabalıktan oluşan bir kortej İzmir Gündoğdu'dan Pasaporta doğru Özgür Özel ile birlikte yürürken Avukat Mustafa Ülkü Caner'i gördüm. Selamlaştık. ‘İyi ki sözümü dinlediniz. Muğla'ya gittiniz, Milletvekili oldunuz. Sizi aramızda görmek ne güzel.” diye başlayan yazısında “Bir yandan coşkulu kalabalığın alkış, sloganlarına katılırken bir yandan Milletvekili olma sürecine dönüverdim.” diyerek şöyle devam etmiş:
“Yıl 1999, Türkiye TBMM 21. yasama dönemi milletvekillerini seçecek. İzmir'de 1. ve 2. bölgede CHP'de ön seçim yapıldı. Siyasette fazla deneyimi ve birikimi olmayan ben Nurettin Demir İzmir 1. bölgede ön seçimlere katıldım. Delegenin büyük güvenini alarak çok az oy farklarıyla 3. sıraya getirildim. Ne yazık ki; 1999 yılı seçimlerinde CHP yeterli oy alamadı ve barajı aşamayıp TBMM dışında kaldı. Deniz Baykal istifa etti ve Altan Öymen Genel Başkan seçildi.
Çeşitli ayak oyunları derken Deniz Baykal yeniden Genel Başkan seçildi ve 22. dönem için İzmir'de ön seçim yapmadan aday listesi belirlendi. Baykal ve ekibi, birçok ilde olduğu gibi İzmir'de de hem ön seçim yapmadı. Hem de 1999 yılında ön seçimde seçilen ve ilk 5 sıraya gelen arkadaşları listeye alacağı sözünde durmadı.”
*
Yazısında “derken TBMM 22 ve 23 dönemlerinde de İzmir’de ön seçim yapılmadığını, 1999 yılında ön seçimde seçilen birkaç arkadaşı ile birlikte hep liste dışında kaldıklarını” belirten Prof. Dr. Nurettin Demir, anılarını anlatmaya şöyle devam etmiş:
“Kaset olayı derken Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığı döneminde yapılan 24. dönem için de İzmir'de yine ön seçim yoktu. Çoban Sülü bu ülkede Başbakan Cumhurbaşkanı seçilebildiyse. Duvarcı ustası Mehmet Demir’in oğlu Nurettin Demir neden Milletvekili olmasın? Kararlıydım. İnancım ve enerjim hiç azalmadı. Genel merkez yöneticilerine ulaşmak epey zordu. Genel Merkezde kapılar önünde beklemekten helak oluyorduk. İzmir'in sevilen Avukatlarından Mustafa Ülkü Caner Genel Merkez'de seçimlere yardımcı olarak görevlendirilmişti. Beni görünce ‘Hocam buralarda dolaşma, hiç şansın yok. Verdikleri sözleri çoktan unuttular. Sen en iyisi Muğla'ya git. Sen çalışkan bir partilimiz ve bürokratımızsın. Şansın Muğla'da daha çok. Muğla'da ön seçim kararı alındı.’ dedi.
Ve 2011 yılında Muğla'da ön seçime katılmaya karar verdim. 6 seçim döneminde kazandığım tecrübe ve birikimlerin yanında Rahmetli Av. Turan Karakaş'ın strateji ve taktikleriyle yarışa katıldım. Muğla gibi bir ilde kolay değildi ön seçim yarışı. Tamam belli bir kariyerim var, akrabalar, dostlar var. Ancak seçim aslanın ağzındaydı. Ön seçim sürecinin sonuna yaklaştıkça delege ve üyelerin istekleri bitmiyor, hatta artıyordu. Yemek isteyenler. Ziyafet bekleyenler derken son güne geldiğimizde ardı ardına gelen telefonlar. ‘Hocam elektrik parasını, ya da telefon faturasını ödeyemedim. Bakkala şu kadar borcum var, yoksa önünden geçemiyorum. Trafik cezamı 6 aydır ödeyemedim’ gibi istekler gırla gidiyor.”
*
İlginç bir yazı değil mi?
Yazının en ilginç, en şaşırtıcı bölümü de son bölüm olmuş. İşte o bölüm:
“1-2 gün sonra sandık var. Versen olmuyor. Görmezden gelmek hiç olmuyor. Yardımlarını hiç unutmayacağım Rahmetli Abdurrahman Sercan Hoca'ya ‘Sercan Hocam, diğer adaylar çakmak, kalem, not defteri dağıtıyor. Ziyafetleri gırla gidiyor. Biz küçük bir hediye dahil hiçbir şey yapamadık. Geç telefonun başına delegelerin ödeyemedikleri fatura, diğer belgelerini, makbuz ve borçlarını öde. Sanki benim haberim yokmuş gibi davran. Al listeyi eline bugün ve yarın bu işi hallet’ dedim.
Sercan Hoca ‘... sen merak etme. Çakmak, kalem, defter rüşvet sayılmaz. Promosyona girer. Ama ziyafetler, faturalar, cezalar rüşvete girse bile ben hallederim’ dedi. Yanlış anımsamıyorsam 30-35 kişinin talebini yerine getirdi. Evet ben az ya da gerektiği kadar da olsa rüşvet verdim. İtiraf ediyorum. Türkiye'de siyaset ile uğraşan herkes, hangi partiden olursa olsun, az yada çok rüşvet olayına karışmıştır.
Aylardır Türkiye'nin her yerinde gece gündüz rüşvet iftiralarıyla, iddialarıyla çalkalanıyor. Hatta 25 yıldır rüşvet olaylarının her rengiyle yatıp kalkıyoruz. Ankara'ki siyasetçilerin hiçbiri ak kaşık değildir. Az ya da çok akçalı işlere karışmıştır. İbn-i Haldun 8 yüzyıl önce söylemiş ‘Sosyal, Siyasal ve Kültürel tüm olay ve etkinliklerin altında hep ekonomi durumlar yatar’ demiş.
Türkiye'yi seçilmişleri tutuklayarak, hapse atarak büyük bir hapishaneye çevirenler öncelikle iğneyi kendilerine batırsınlar. Türkiye'de yaratılan bu suni yapıdan, ayıptan bir an evvel kurtaralım. Yazık oluyor demokrasimize ve Cumhuriyetimize. Osmanlı döneminin borçları, ekonomik batışının temelinde egemen güçlerin, o dönem emperyalistlerin kirli para ilişkileri, rüşvet olayları ülkemizi kapitülasyon belasına sokmadı mı? Yabancı gemiler denizlerimizde ellerini kollarını sallayarak cirit atmıyorlar mıydı?
Siz ne yaparsanız yapın halk liderini yaratmıştır. Özgür Özel ile Türkiye düze çıkacaktır. Ya bir yol açılacak ya da bir yol bulunacaktır.
Bugün 1 Temmuz, Ülkemizin bağımsızlık ve egemenlik kazanımlarından biri olan Denizcilik ve Kabotaj Bayramımızın yüzüncü yılı kutlu olsun.”
*
Ah Nurettin Hocam ah… Ne yaptın böyle hem yakmış hem söndürmüşsün…
Yorum yapmayacağım. Yaparsam alınanın çok olacağını biliyorum. Zaten köşemin de sonuna geldim. En iyisi bu yazıyı bir fıkra ile noktalayalım:
Gece yatakta Nasrettin Hoca’nın sakalının üstünden fare geçer, sabah kalkar kalkmaz 50 yıllık sakalını keser.
- “Niye Kestin?” diye sorarlar;
- “Kesmezsem yol olur hem ona hem de diğer farelere…” diye karşılık verir.
Yorumu sizlere bırakıyorum…
---------- ----------
GÜNÜN SÖZÜ: Bir insanın kişiliğini eleştirmekle hatalarını eleştirmek ayrı şeylerdir. --Nevzat Tarhan