Bir Bursa, bir Kütahya, bir Safranbolu kadar olmasa da Muğla merkez (Menteşe) sivil mimarî zenginliği olan bir şehirdir. Bu saydığım şehirler Türk-İslam mimarîsinin egemen olduğu şehirlerdir; bunların yanında Muğla'nın zenginliği, Akdeniz mimarîsinin de bulunduğu bir yer olmasıdır.
1850'lerden sonra Batı Anadolu'ya adalardan gelen Rum teb'anın içinde mimarlar da varmış ve bunlar 1880'den itibaren yörede sivil mimarî örnekleri vermeye başlamışlar. Bu ustaların yaptığı evleri hemen tanırsınız: Saçakları dar ve kademelidir; yapılarda kesme taş ve ensiz tuğla kullanılmıştır. Girişler de kemerli kapılar veya merdivenli portallerden oluşur. Bir kısmının kapı üstünde kitabeleri vardır ve bunlar yörenin mimarî tarihinin bilinmesi açısından önem taşırlar.
Bu binalardan dördü, Müştak Bey Mahallesi Ragıp Bey Sokağı' nda. Yani Yalabık Parkı' nın yanından ve Askerlik Şubesinin arkasından başlayıp Pazar yerine doğru gelen sokakta. Köşedeki Saadet Hanım Konağı 'nın mimarî özelliği kadar tarihî-kültürel özelliği de var. Millî Mücadele'de bir ara burayı Yörük Ali, karargâh olarak kullanmış. 1950'lerde rahmetli Menderes Muğla'ya geldiğinde bu evde kalmış. Biz de rahmetli il Müftümüz Abdurrahman Koçak 'ın sağladığı imkânla 2015-2020 arası burada Çarşamba akşamları sohbetler yaptık.
Saadet Hanım Konağı'nın yanında 2 tane daha Akdeniz mimarîsi eseri ev var. Şimdi belediye kullanıyor.
Bu binalar ve eski postanenin arkasındaki Akdeniz mimarîsi bina, aslına dokunulmadan ve mimarî özelliğine zarar verilmeden kullanılıyor amaaaa!...
Ah işte bu "ama"lar!...
Ragıp bey sokağı 7 numarada bulunan ev ne yazık ki mimârî özelliğine zarar verilerek kullanılıyor. Kreş olarak kullanılan bu binanın alnına, taş işçiliğini örten kocaman levhalar asılmış. Bu tür eserlerin her santimetre karelerinin özelliği vardır ve her ne sebeple olursa olsun görünmeleri engellenemez. O güzelim taş işçiliğini örten son derece sakil levha, binanın bütün mimarî özelliğini ve güzelliğini mahvediyor.
Sadece levha mı?
Ön cephede o güzelim taşların üzerine "güzel görünsün" diye bazı plastik figürler yapıştırılmış; bazıları hâlâ bütün sakilliğiyle duruyor; bazıları düşmüş ve geride taşa sıvanmış yapıştırıcı siyahlığı kalmış. Kemer de yağlı boya ile boyanıp taş özelliği yok edilmiş ve eski yazıyla yazılı olan "Allah" lafzı da neredeyse yok edilmiş.
Pek gören olduğunu zannetmiyorum; o binanın sağ tarafındaki köşede binayı yapan ustanın imzası olan M harfi var. Aynı harf Şeyh Camiindeki bir mezar taşında ve Kurşunlu camiinin kubbesinde süsleme birleme kısımlarında da var. Bu harf, muhtemelen Düğerek camii minaresi kitabesinde adı açıkça yazılan Mihail ustanın imzası. İyi bir taş ustası olduğu anlaşılan Mihail, bu binaya da imzasını atmış. Bunu bilmeyen bir cahil, o imzanın üstüne getirip bir plastik figür yapıştırır ve imzayı önce görünmez kılar, sonra tahrip edilmesine yol açabilirdi. (Saatli Kule kitabesindeki ustanın adının kazındığını unutmayalım.)
Benzer bir uygulama ve tahrip daha önce ve üstelik eski yazılı kitabeleri kapatacak şekilde tarihî Kız Meslek Lisesi'nde olmuştu da müdahale ederek o sakilliği kaldırtmıştık. Benzer sakilliği geçen ay bu binada görünce gerçekten üzüldüm. Etraftan sordum. Birkaç yıldır o kreş orada faaliyet gösteriyormuş. Demek ki o taraflara pek yolumun düşmediği zamanlarda binanın taş işçiliğine müdahale edilmiş. Dış cephede bu müdahale varsa, içte neler yapıldı kim bilir?
Keşke daha fonksiyonel ve kültür amaçlı kullanılsaydı ama bina kreş olarak kullanılıyor. İşin en dikkat çekici tarafı, kreş özel bir işletme gibi görünüyorsa da levhasında "T.C. MUĞLA VALİLİĞİ" yazıyor olması.
Özel sektörün bu tür kâr amaçlı müdahaleleri olur ama işin içinde valiliğin de adının görünüyor olmasını gerçekten anlamadım. Bu, sıradan ve genel-geçer bir uygulama mı; yoksa gerçekten o işletmenin tüzel kişiliğinin vilayetle ilgisi var mı?
Tahminim, işletmenin vilayetle doğrudan ilişkisi olmadığı ama o güzelim binada yapılan sakillikleri görünce sağlıklı düşünme özelliğimi kaybettim galiba.
Şayet o binadaki işletmenin vilayetle ilişkisi varsa çok üzülürüm; yoksa, derhal müdahale edilmeli ve o binanın dış cephesindeki uyduruk sakillik yok edilmeli ve o güzelim taş işçiliğinin görülmesi sağlanmalıdır.
Ah Süheylâ!... Dert çok!... İnşallah derman da vardır.