İnsan, şerri de hayrı istediği gibi ister. İnsan pek acelecidir!” (İsra suresi, 11)

Nasıl yani? İyiye talip olan ve kendi iyiliğini isteyen insan, kendi kötülüğünü de ister mi? Maalesef istiyor.

Pek aceleci olan insanın, ölçüp tartmadan konuşarak kötüye davetiye çıkarması ve kendisi için şerri çağırması elbette mümkün.

İnsan bazen yaşadığı sıkıntıların tesiriyle bazen de neyin iyilik neyin kötülük olduğunu bilmeden, kendisi hakkında kötülüğü/kötüyü istiyor. “Allah canımı alsa da kurtulsam!”, “Allah belanı versin.” gibi sözler çıkıyor ağzından.

İnsan yine günlük yaşamda yaptığı konuşmalar ve ağzından hesapsızca çıkan sözler ile farkında olmadan kötülüğü/kötüyü kendisine çağırıyor. “Bu çocuk beni verem etti.”, “Allah cezanı vermesin.”, “Allah kazadan, beladan korusun”, “Kara bahtım…” gibi sözlerle çağırıyor.

Oysa her daim hatırda tutmak gerekir ki her söz, güçlü bir eylemdir.

Her sözün arkasında bir niyet, irade ve tercih vardır. Niyet, irade ve tercihler ile mayalanan söz düşünceyi, düşünce de davranışları şekillendirir. Burada söz, düşünceyi inşa eder ve davranışlar ile irtibatı sağlar. Dolayısıyla bir iç konuşma da olsa her söz, oluş-bozuluş dünyasında karşılığı olan bir eylemdir. Söz, etkisi hasebiyle de güçlü bir eylemdir.

Söz bu gücünü ise arkasındaki niyet, bilgi, üslup ve muhatabın beklentisinden alır. İyi bir niyet, kapsamlı bilgi ve kültür, doğru bir üslup ve muhatabın beklentilerine uyum oranında sözün etkisi güçlü olacaktır. Bir başka yönüyle de kişinin inanç düzeyi ile o konuda duyduğu sorumluluk düzeyi sözün etkisini katlayan unsurlardır. Yani dertli olmak…   

Her söz, bir davettir.

İnsan; görünürde masum ancak anlam olarak “kötü”, dolayısıyla da “kötü”yü çağıran sözlerle farkında olmadan kendisi için şerri talep eder. Çünkü ağızdan çıkan her sözün bir anlamı vardır. Kötü söz de olumsuz anlamıyla geri döner. Hâl böyle olunca, sık sık olumsuz konuşmalar yapan ve “kötü” anlamlı kelimeleri daha çok kullanan insan, hayatına daha çok olumsuzluk davet etmiş olur.  

Her sözün bir menzili vardır.

Düşüncenin veya ağzın eseri her sözün bir karşılığı vardır. Rotasında giderek hedefine ulaşır. Her söz gider, bir şekilde karşılığını bulur. Ancak vardığı noktada kalmaz, yansır. Hem de daha güçlü olarak… Döner, yine sahibini bulur. 

Her söz, bir mühürdür.

Ağızdan çıkan her söz, yaydan çıkan bir oktur. Her söz bir kayıt, bir mühürdür. Dolayısıyla da geri dönüşü imkânsızdır. Giderken de sahibini bağlar. İnsan, sözünün esiridir.

Özetle; her olumsuz düşünce aynı zamanda bir dilektir, her olumsuz söz ise bir duadır.

Olumsuz düşünceler/sözler, karşılığını daha güçlü yakalama ve daha güçlü bir etki oluşturma gücüne sahiptir. Bu itibarla her olumsuz söz, aslında daha etkili bir duadır.

“Çok şanssızım.”

“İyilik bizi bulmaz.”

“Bu ülkede hiçbir şey düzelmez.”

“Bu iş olmaz. Biz bunun üstesinden gelemeyiz.”

“Bundan daha büyük felaket olamaz.”

Kısacası; insan, ağzından çıkan her söze dikkat etmeli. Çünkü sözü bir duaya dönüşebilir. İnsan, ne dilediğine dikkat etmeli. Çünkü o isteği bir duaya dönüşebilir.

Yaşadığımız problemleri abartmaya, bu sorunların etkisiyle karamsar olmaya da gerek yok. Ümitsizlik ve çaresizlik duygusuyla söylenen her söz duaya dönüşebilir.

Söz; kendini övme, başkalarını kandırma aracı değildir. Söz, hakikatin fısıltısıdır. Onun için sözün en güzeline talip olmak, sözü dolandırmadan ve tartarak söylemek, temkinli söylemek, söz söylerken maruf ve makulün sınırları içinde kalmak gerekir. Yine söz dinlemek, güzel söze uymak (Zümer, 18), her söze kulak asmamak gerekir.

İnsan bir söz söyleye, her kapı açıla… İnsan bir söz söyleye, açık her kapı yüzüne kapana…

Kapatandan değil, açanlardan olmak dileğiyle…

12.03. 2025