Dünya eskidi hatta yaşlandı, insanlık ihtiyarladı. Her çağın-dönemin kiri, tortusu bir katman olup insanlığın üzerine yapıştı. İnsanlığın yükü arttı, sorusu-sorunu arttı. Günahı arttı, mecali azaldı. Zihni ve kalbi paslandı. Anlamsızlık, umutsuzluk, güvensizlik sisi her yanımızı sardı.

Gözler görmez, kulaklar işitmez oldu. His tıkandı, ruh yorgun düştü. Anlam kayboldu, gaye tükendi. Değer ucuzladı. İnsan pusulasını şaşırdı, savrula savrula harap oldu. Amaçsız ve rotasız bir akışa bıraktı kendini. Bir yolculuk değil, selin önünde sürüklenmeydi söz konusu olan.

Oysa insan anlamını ve gayesini bulmak zorunda olan bir varlık. Duyguları, düşünceleri, arzuları ve hedefleri olan bir varlık. İnsan kendini bulmalı, insanı keşfetmeli. Varlığı bilmeli, Var Eden’i tanımalı. Kendini ve Rabbini bilmeli ki anlamını ve gayesini bulabilsin. Bir varlık ve hayat tasavvuruna sahip olabilsin.

Modern çağın insanının varlık ve hayat tasavvuru; duyguları, düşünceleri, arzuları ve hedefleri gibi sınırlı. Dahası ona bütün bunların yerkürenin çeperi ile sınırlı olduğu fısıldanıyor ve buna göre yaşaması öğütleniyor. Bu öğüde kulak veren insan için geriye tek şey kalıyor:

Bir ses (kün!) ile başlayıp bir ses (sûr) ile sona erecek olan hayatı hesapsızca, fütursuzca ve düşüncesizce yaşamak… Ânı yaşamak… Gününü gün etmek…

Modern çağın insana biçtiği elbiseyi giyen, dünyevi amaç ve arzularını hesapsızca tatmine koyulan ve bunu yaşamın biricik gayesi olarak gören insan; tek kanatla uçmaya çalıştığı için de hep yalnız ve mutsuz. Hep kuşku ve korku içerisinde… Hep anlamsız ve amaçsız… Bu itibarla insanın en temel arayışlarından biri de güven ve huzur-mutluluk arayışı…

Modern çağın insanının içine düştüğü yalnızlık, mutsuzluk, kuşku, korku ve anlamsızlık girdabının iki temel nedeni var. Birincisi, her şeye rağmen insanın fıtratında yer alan kodların çalışmasıyla kendisine yönelttiği “Ya ahiret varsa? Ya bir gün gerçekten hesaba çekileceksek?” gibi anlama dair sorular. İkincisi ise insanın gerçek tatmine ve mutluluğa ilahi hakikatler dışında bir başka yolla ulaşılamayacağı gerçeğinin orta yerde duruyor olması.

İşte bu sorular ve gerçekler; fıtratının sesine kulak vermeyen, iç sesini susturan, varoluş gayesinden uzaklaşan hatta varoluşunun bir anlamı ve gayesi olduğu gerçeği ile hiç yüzleşmeyen modern çağın insanı için önemli bir huzursuzluk/mutsuzluk kaynağı.

Burada birisi için huzurun ve anlamlı bir yaşamın sebebi olan dünya hayatının geçiciliği ve ahiret hayatının varlığı, bir başkası için dünyevileşmenin ve huzursuzluğun nedeni olabiliyor. Meselenin özü ise insanı ebedi huzura ve buna götüren anlamlı bir yaşama kavuşturacak kaynağın keşfedilmesidir. Yani anlamını yitiren ve varlık yoksunluğu çeken insanın, yitiğini bulabilmesi ve kalbî tatmine ulaşabilmesidir. Bu da insanı hakikatle yüzleştiren bir “kendini bilme” ile mümkündür. Kendini bilmenin temel dinamiği de güçlü bir farkındalık ve bu farkındalığı besleyen sorgulamalardır.

Ahmet Turgut, “Neyi, ne uğruna savunduğunu ve nelere, hangi gerekçelerle karşı çıktıklarını bilmeyenler; mücadele ettikleri kadroların zihniyetini aynıyla kuşanırlar.” derken insanın en önemli donanımlarından birinin de farkındalık olduğuna işaret etmektedir. Bunun için şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: İnsanın her türlü öğrenmesi, farkındalık sürecinin bir ürünüdür.

Diğer taraftan Sokrat, “Sorgulanmamış hayat, boşa yaşanmış hayattır.” der. Yani sorgulanıp anlamı keşfedilemeyen ve niçin yaşadığımızı bilemediğimiz hayat, boşa yaşanmış hayattır. Bizden başkasına doğru iyiliğin yayılmadığı bir hayat, beyhude uğraşılardan ibarettir. Anlama ve gayeye uzak, aklı-ruhu aç bırakan bir hayat, oyun ve oynaştan başka nedir ki!

Bu noktada hem varlığımızın anlamına, yaşamın gayesine dair çabalarımızdan sonuç alabilmek hem de toplumun beklentilerine uygun olarak kendimizi ifade edebilmek önemli. İşte bu noktada duygu, düşünce ve inancımızla kendimizi net olarak ifade edebilmemiz; duruş, davranış, yetenekler ve iş yapma yönünden kendimizi en iyi şekilde sunmamız gerekiyor. Kendi kişiliğimizi, tarzımızı, kimliğimizi oluşturmamız gerekiyor.

Kısaca bir farkımızın olması gerekiyor. Bir farkımızın olabilmesi için farkındalığımızın olması/gelişmesi, hayatın koşuşturması içerisinde gözden kaçırdığımız şeylere karşı duyarlılık geliştirmemiz gerekiyor.

Gelgelelim; göremediğimiz, duyamadığımız, farkında olmadığımız, önemsemediğimiz o kadar çok şey var ki… Cevabını bulması gereken o kadar çok soru var ki… Hayata dair farkındalığımız o kadar zayıf ki… Bu sorulara cevap bulabilmek için bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?

05.11. 2025