Bazı insanlar vardır…
Bir şehrin milletvekilliğini yapar, sonra Ankara’ya döner ve şehirle işi biter. Çoğu da böyle olmuştur. Bazıları ise milletvekilliği bittikten yıllar sonra bile o şehrin yollarını, hastanelerini, barajlarını, limanlarını, trenlerini düşünmeye devam eder.
Seyfi Terzibaşıoğlu işte ikinci gruptan. Geçenlerde telefonum çaldı. Arayan Seyfi Abi’ydi. Daha “Alo” demeden müjdeyi verdi: “Özcancım, hızlı tren geliyor!”
Sesindeki heyecanı anlatamam. Sanki ertesi sabah Menteşe Garı’ndan ilk tren kalkacakmış gibi… Oysa konuştuğumuz tarih 2053… Evet, yanlış okumadınız. Muğla’nın hızlı trenini konuşuyoruz.
Seyfi Abi ise bunu bir siyasetçinin alışıldık “Ben yaptım, ben getirdim” heyecanıyla anlatmıyordu. Tam tersine, yıllar sonrasını düşünüyordu…
*
Seyfi Terzibaşıoğlu, 22. Dönem Muğla Milletvekili. 2002 seçimlerinde AK Parti’den Muğla milletvekili seçildi. O dönemde Muğla’da partisinin önce iki milletvekilinden biri, sonra tek milletvekiliydi. Hasan Özyer de aynı seçimde AK Parti’den milletvekili seçilmişti. Ancak 2005 yılında AK Parti’den ayrılarak Erkan Mumcu ile birlikte geldikleri ANAP’a geçti. Seyfi Terzibaşıoğlu ise yoluna devam etti.
Ama asıl mesele şu:
Milletvekilliği sona erdikten sonra da Muğla’dan vazgeçmedi.
Bugün Muğla’da kullanılan bazı sağlık yatırımlarının, altyapı projelerinin, barajların, limanların ve ulaşım yatırımlarının geçmişinde onun girişimleri var;
Tıp Fakültesi… Eğitim ve Araştırma Hastanesi… Akgedik Barajı… Bayır Barajı… Güllük Limanı… Bodrum Gemi Yanaşma İskelesi… TOKİ konutları… Göcek Tüneli…
Hepsinin hikâyesi ayrı. Mesela TOKİ… İlk konutların yapılması aşamasında yerel yönetimle yaşanan ruhsat sorununun aşılması için kanun teklifi vermişti. Sonrasında kamuoyunda “Seyfi Terzibaşıoğlu Kanunu” olarak anılan düzenleme gündeme gelmişti.
Göcek Tüneli de ayrı bir hikâye. Bugün Türkiye’nin ücretli tünellerinden biri olarak tartışılıyor. Ama Seyfi Abi’nin anlatımına göre, projenin hayata geçirilmesi için o dönemde yaptığı girişimler de var…
*
Seyfi Abi, hizmetlerin tamamına “ben yaptım” demiyor. Ama takip ediyor. Kapı çalıyor. Telefon açıyor. Ankara’ya gidiyor. Bakanla konuşuyor. Milletvekiliyle konuşuyor. Cumhurbaşkanıyla konuşuyor.
Ve yıllar geçse bile dosyanın peşini bırakmıyor. Geçen yıl Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Okluk Koyu’ndaki konutunda yaptığı görüşmede de hızlı treni gündeme getirmiş.
- “Sayın Cumhurbaşkanımıza rica ettim” diyor. Sonra bana gönderdiği bilgilerde, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın uzun vadeli demiryolu projeksiyonları içerisinde Muğla’nın da demiryolu ağına dahil edilmesinin öngörüldüğünü anlatıyor.
Aydın… Çine… Yatağan… Menteşe… Milas… Bodrum… Güllük…
Bir hat üzerinde birbirine bağlanması hedeflenen yerler. Üstelik yalnızca yolcu taşımacılığı değil. Güllük Limanı üzerinden yük taşımacılığı… Mermer… Feldspat… Tarım ürünleri… Sanayi… Turizm…
Yani mesele sadece Muğlalının trene binip İzmir’e gitmesi değil. Muğla’nın ekonomik olarak demiryolu ağına bağlanması. Elbette bunların bir proje ve uzun vadeli planlama kapsamında değerlendirilmesi gerekiyor. 2053 de öyle yarın sabah değil.
Ben de Seyfi Abi’yi biraz kızdırdım. “Abi,” dedim. “Senin hızlı tren 2053 programına girmiş. Biz görmeyiz. Bunun müjdesi mi olur?”
Güldü. Sonra o kendine has üslubuyla: “Bak şimdi Özcancım…” diye başladı;
“Ben Sayın Cumhurbaşkanımızla görüştüğümde 2050’ye kadar program doluydu. 2053 çok iyi. Görürüz, görmeyiz. Ama programa alınmış olması önemli. Bir kere programa alındı mı, belirlenen tarihten önce de yapılabilir. Takip etmek lazım. Hem belki görürüz. Göremezsek de çocuklarımız, torunlarımız görür.”
Telefonun öbür ucunda sustum. Çünkü bazen bir insanın söylediği son cümle, bütün yazıyı yazdırır.
“Göremezsek de çocuklarımız, torunlarımız görür.”
Bugünün siyasetinde hepimiz biraz fazla “şimdi” yaşıyoruz…
*
Bugün kim açılış yaptı? Bugün kimin adı yazıldı? Bugün hangi milletvekili kürsüye çıktı? Bugün hangi belediye başkanı ne söyledi? Bugün hangi parti ne kazandı?
Bütün tartışmalarımız bugünün etrafında dönüyor. Oysa şehirler böyle kurulmaz. Şehirler 10 yıllık, 20 yıllık, 30 yıllık hayallerle büyür.
Bir hastane bugün yapılır, yarın binlerce insana hizmet eder. Bir yol bugün açılır, çocuklarımız yıllarca kullanır. Bir baraj bugün inşa edilir, yıllarca su ve enerji sağlar. Bir demiryolunun projesi bugün hazırlanır, belki temelini atanları bile görmeden gelecek nesiller o trenlere biner. Siyasetin en zor tarafı da galiba budur:
Kendi döneminizde alkışını alamayacağınız bir iş için mücadele etmek.
Çünkü açılış kurdelesini kesemeyeceksiniz. Fotoğraf karesinde olmayacaksınız. Belki adınız bile anılmayacak. Ama iş olacak. Ve siz yine de uğraşacaksınız. Seyfi Abi’nin söylediği “Çocuklarımız, torunlarımız görür” cümlesi tam da bunu anlatıyor.
Belki 2053’te Menteşe’de bir gar olacak. Belki bir çocuk, babasının elinden tutup o gara gelecek. “Baba, bu tren nereye gidiyor?” diye soracak.
-“İzmir’e…”
-“Ankara’ya da gidiyor mu?”
-“Bağlantıyla gidiyor.”
Belki o çocuk, yıllar önce Muğla’nın demiryolu hayalini kuran, Ankara’da kapı kapı dolaşan insanları hiç tanımayacak. Seyfi Terzibaşıoğlu’nun adını da duymamış olacak. Belki bilmeyecek. Ama tren gidecek.
İşte siyasetçinin gerçek eseri biraz da budur. Adınız unutulsa bile yaptığınız işin yaşamaya devam etmesi…
*
Seyfi Abi’nin adı belki bugün bir caddeye verilmemiş olabilir. Bir meydana heykeli dikilmemiş olabilir. Bir binanın girişinde adı yazmıyor olabilir. Ama eğer Muğla için yaptığı işlerin bir kısmı bugün hâlâ insanların hayatına dokunuyorsa, bundan daha büyük bir isim bırakma biçimi var mıdır, bilmiyorum.
Şimdi bir de 2053’ün treninin peşinde. Belki kendisi binecek. Belki biz bineceğiz. Belki hiçbirimiz binemeyeceğiz. Ama onun dediği gibi:
Çocuklarımız, torunlarımız binecek.
Ve belki bir gün o tren Menteşe’den hareket ederken, Muğla’nın üzerinde güneş doğarken, birileri bu şehrin geleceği için yıllar önce mücadele edenleri hatırlayacak. O gün Seyfi Abi nerede olur, bilmiyorum. Ama eminim ki yüzünde yine o bildiğimiz tebessüm olacak.
Çünkü o trenin ilk yolcularından biri olmasa bile, o trenin hayalini kuranlardan biri olacak. Çünkü Hamle Medya’nın Yönetim Kurulu Başkanı Hayati Nizamoğlu’nun da hayalidir bu hızlı tren… O da hayalini Marmaris’te bir yemekte iletmişti hayalini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a…
Allah Seyfi Terzibaşıoğlu’na uzun ömür versin. Muğla ile yatıp Muğla ile kalkan insanların sayısını artırsın. Çünkü memleket sevgisi biraz da budur:
Kendi göremeyeceğin bir geleceğin peşinden koşabilmek…
--------- -----------
GÜNÜN SÖZÜ; İlimsizlik bilgisizlik yüzünden. Cehalet hortlayıp çıkar mı çıkar. Sevgisizlik saygısızlık yüzünden İnsan insandan bıkar mı bıkar. --Neşet Ertaş