"Muğla'nın şehir merkezinde, şehringöbeğinde, ikindi vaktinden önce çalınmaya başlayan davul ve zurna eşliğindeyapılan düğün eğlencesi saat gece yarısını geçtiği halde devam ediyor. Vesadece Muğla'nın bir noktasından Türkiye'nin her tarafına gözümüzü, kulağımızıçevirdiğimizde bu aymazlığın devam ettiğini göreceğiz. Sadece kendisağlığımızla değil belki de bu salgında kaybettiğimiz insan sayısına binleriekleyeceğimiz insanlarında sağlığıyla oynamakta ne kadar vebal altındayız? Busoruyu soran insan eminim ki bu aymazlığı yapmaz."

Köşe yazılarımda daha çokedebî olanın gözüne dokunmayı tercih ediyorum. Fikir yazılarında daha çok insanve hayat ilişkisinin genel geçerliği üzerinden gidersiniz. Nedenler ve sonuçlarortak bağlamında insanın tefekkür dünyası irdelenir. Bense insana aithasletlerin kelebek kanadına veya ömrüne yüklediği hassasiyetleri umut ışığı vetebessüm çerçevesinde işlemeye çalışıyorum. Ruhum ve bedenim yüreğimingötürdüğü yerde neyi hissediyorsa veya neyi fikrediyorsa orada tamamlanıyorum.

İlk kez üslûbumun veyaçerçevemin dışına çıkıyorum. Belki de hayatımın en zor ve bilinmez zamanlarınıyaşıyorum bütün dünya ile.. Salgının hayatımızdan koparıp aldığı insanlarımızınacısını yüreğimde hissederken, salgınla daha da büyük kayba, yitişe ve deyozlaşmaya giden insan kimliğinin dünyada bıraktığı kara delikleri düşündükçevurgun yemişe dönüyorum.

Salgının ilk günlerindenitibaren hayatı bu günlerde daha iyi kavramak, gücümü ve irademi kazanmak,acının ve zorlukların yoğurduğu bir insan olarak her ortamda kendime olaninancımı kuvvetlendirmek hatta daha can alıcısı bir bireyin bencilliğindekaybolan, kaybeden insan yalnızlığından sıyrılıp insanlarla güçlenen, bağ kuranve "Biz" olma güvenini insanlarla paylaşan sorumluluk, vicdan, edep, ahlak gibisadece kelime anlamıyla hayatımızda yer tutan kavramları bizzat yaşatmanınsaadetinde insanlardan biri olmanın ayrıcalığını yaşamak istiyordum.

"Kendime Dönüş Günlükleri"başlıklı yazı dosyamda bu arayışlarımı ve tamamlanmalarımı yaşadım. İnsanainancımı ve sevgimi hiçbir zaman kaybetmedim. İçimdeki filizi son ana kadaryaşatmaya çalıştım. Hala da bu inancımdan zerre kuşkum yoktur.

Yalnız Kurban Bayramıesnasında yaşadıklarımız, şahit olduklarımız insana ve onun asaletine karşıgüvenimizi, inancımızı sarstı. İnancım odur ki insan benliğin vazgeçilmezadasında tek başına uzun süre nefes alamaz. Özünü, benliğini kaybeder. Bu kadarbencillik girdabına sürü halinde iştirak edemez, diyorum.

Bugün 17 Ağustos 2020 Pazar.Gece yarısını geçiyor. Muğla'nın şehir merkezinde, şehrin göbeğinde, Akyolsemtinde ikindi vaktinden önce çalınmaya başlayan davul ve zurna eşliğindeyapılan düğün eğlencesi saat gece yarısını geçtiği halde devam ediyor. Vesadece Muğla'nın bir noktasından Türkiye'nin her tarafına gözümüzü, kulağımızıçevirdiğimizde bu aymazlığın devam ettiğini göreceğiz. Sadece kendisağlığımızla değil belki de bu salgında kaybettiğimiz insan sayısına binleriekleyeceğimiz insanlarında sağlığıyla oynamakta ne kadar vebal altındayız? Busoruyu soran insan eminim ki bu aymazlığı yapmaz.

Nasıl bu hale geldik, neçabuk kimliğimizin en büyük varlığı ahlakımızı, vicdanımızı, saygımızı,merhametimizi, inancımızı hasılı insanlığımızı kaybettik. Tek bir sebepbuluyorum kendimce. Fikretmeyi, zikretmeyi unuttuk. İnsana bahşedilen en büyükarmağan aklımızın bize kattığı gücü ve verdiklerini taşımayı unuttuk. Aklınıkaybedince dünyada sürü halinde yaşayan diğer canlılardan ne farkımız kaldı. Kionlardaki içgüdüden, önseziden de yoksunuz. Evet gece yarısını epey geçti.Düğün hala devam ediyor. Ve utanarak ekliyorum. Bir de bu cehaletin üstüneİzmir Marşımızı çalıyorlar. İzmir Marşı bizim varoluş destanımızın kahramanlarının,atalarımızın armağanıdır. Hiçbir şekilde siyasetin çamuruna malzeme yapılamaz.Ve insan sağlığını hiçe sayanların mezesi asla olamaz. Yetkisiz yetkililernerede? Kısık seslerimiz, sessiz çığlıklarımızı duymuyorlar mı?

Düğünler sadece bir örnek buduyarsızlığa. Evlatlarımızın mürüvveti, muradı ve kurdukları yuvanın saadetiher şeyin üzerinde. Gözümüzün paresi evlatlarımızın bu mutlu günlerini onlarıngönlünce taçlandırmak da en büyük hakları. Ama hak dediğimizde evlatlarımızsaadetlerini başkalarını gözyaşları üzerine mi kuracaklar. Temizlik, Mesafe veMaske!.. Hiçbir şey tamam değil. Sorumluluk, bilinç derdest edilmiş. İnsanlarınvicdanlarından kovulmuş çünkü Hakk'ın sesi aklın sesi olmaktan çıkmış.

Ve sokaklardaki yığınlar,kavgalar, küfürler. Tam bir gayya kuyusuna düşmüşüz de çıkamıyoruz. Yetkililer,yetkin kişiler bize laf düşmez ama bu kadar insanın bu salgın zamanlarındasadece biyolojik olarak değil zihnen de ruhen de sağlıklı olabilmesi gerekmezmi? Bu kadar nefret tohumu ekersek ne biçeriz siz yanıtlayın. Sevgiyle,hoşgörüyle, adaletle dokunduğunuz her bir yürek de umut ışığı aydınlanır. Ve oinsan artık ışığa bakabilecek güce sahiptir. Karanlığın yalnızlığındankurtulur.

Muğla'da gece yarısını geçti,saatler epey ilerledi. Davullar, zurnalar sustu. Gençler muradına erdi.İnsanlar mutlu mesut evlerine döndü. Şehir eski sükunetine kavuştu. Unutalımher şeyi, olu gider diyelim. Ama olup gitmiyor.

Şu anda Muğla'daki hastanedenbaşlayarak tüm Türkiye'yi sarıp sarmalayan hastanelerde, dünyanın birçoknoktasındaki hastanelerde sağlıkçılarımız can hıraş çalışıyorlar. Evlerinegidemeyenler, çocuklarından uzakta kalanlar, düğün hayallerini kuramayanlar, busalgının acı bedeli hastalığa yakalanan sağlık çalışanları gözlerimizin içinebakıyorlar. Kısık sesleri, sessiz çığlıkları kaybettikleri her bir çalışanları,kaybettikleri her bir hastaları için haykırışa dönüşüyor.

Hastalığa yakalanınca ya dabir sevdiğimiz hastalıkla boğuşunca mı kendimize geleceğiz. Sorumluluğumuzbüyük. Bir an önce aklımızı başımıza alalım. Bedelini çok ağır ödemekteyizzaten, dahasını ödememek adına lütfen insan olalım, insan kalalım, içimizdekiinsana kulak verelim, onu yaşatalım.