“Ömrümüzün son demi, sonbaharıdır artık/ Maziye bir bakıver neler neler bıraktık” sözleri eşliğinde akıp gidiyor zaman. Merdivenleri artık binbir solukla yavaş yavaş çıkıyoruz. Adımlarımız yavaşlıyor, ayaklarımız bizi eskisi gibi taşımıyor, göz, kulak hakeza eskisi gibi net görüntü vermiyor. Yaş aldıkça aynı eski radyoların çıkardığı sesler gibi hayat denklemimizdeki parazitler artıyor.
Maziye bakmak yetiyor bize, belki hep mazide yaşıyoruz. Bugüne ait değiliz. Bizi anlayacak, bizden olan kimler kaldı ki? Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir. Gün geçtikçe yalnızlaştık mı? Hep mi yalnızdık. Beraber heyecanla, hazla geçirdiğimiz birlikteliklerimiz nereye gitti? Birlikte güldük, birlikte ağladık. Bütün hayatımızın öyküsü asude bir baharın eteklerinde mi kaldı? Neden her şey aynı renklerde? Hiçbir şeyin tadı tuzu kalmadı. Ne yesek ne içsek tat vermiyor.
Televizyon, cep telefonu hiçbirinin hızına yetişemiyoruz. Şu radyolar da olmasa, bize ait ne kaldı diyesimiz geliyor.”
Yaşlılığın serencamında sağlığını iyice kaybetmiş yaşlı hastaların duyguları; belki içten içe dile getiremeseler de düşündükleri bu olsa gerek. Her yönde tüm yaşamını kendi iradesiyle yöneten insan zamanın gerçek dişlileri arasına girdiğinde vaziyet değişiyor. Bağımlı hale geliyorsun. Seni kucaklayan, kuşatan hatta gözeten insanlara ihtiyaç duyuyorsun. Elinden tutacak, sana destek verecek insanlara. Belki bir yudum suyunu bile verecek bir el için bekliyorsun. Gözün kapıdan girecek bir sese, sana sevgiyle, merhametle bakacak bir çift göze hasret.
Susamışsın. Kana kana içeceksin şefkat damlalarından. Bir insanın seni dinlemesi bayramın oluyor. Bir el donunca gün doğuyor odana. Kalbin hızlı hızlı çarpıyor, eski zamanlarına dönüyorsun. Heyecanla ileri atılmak istiyorsun. Yaşadığın an dilimlerinde yaşamak isteyip de yaşamadığın her ne varsa yaşamak istiyorsun. Sanki konuşurken bir daha yaşıyorsun. Yenileniyorsun. Bir el değiyor alnına, bir çift göz sevgiyle bakıyor. Bütün yalnızlıklarını unutuyorsun.
Gittikçe yalnızlığa itilen ve insan olmaktan çok birey olmaya itilmiş toplumlarda yaşlı olmak hatta çocuk olmak bile toplumlar için kanayan bir yara olmaktan çok üzerinde taşıdığı bir yük olmaya başladı. Özellikle gelişmiş toplumların yönetimleri için yaşlılar başlarından atılması gereken önemli bir sorun olarak görülüyor. Yaşlı nüfusunun çokluğu çözülmeyi bekleyen çözümsüz kalmış sorunlarının başında geliyor.
Pandemi sırasında Batılı toplumlarda yaşlıların nelere reva görüldüğü gün gibi aşikar. Hatta dünya liderliğinde başı çeken toplumlarda yaşlılar, engelliler için “ötenazi” konusu bile ciddi şekilde gündemdeki yerini koruyor. Ellerinden gelse Eskimo kültüründe zorunluluktan ortaya çıkan yaşlıları doğaya bırakma eylemine bile hızla girişecekler.
Çok şükür şimdilik toplumumuzda bu konudaki etkisini hızlı bir şekilde yaşatmıyor. Yaşlılarımız, atalarımız bizim için hala kıymetli. Olumsuzluklar yok mu? Tabi yansımaları gözler önünde. Ama hala anne, baba, dede, nine kıymetli. Andımızın “Küçüklerimizi korumak, büyüklerimizi saymak” diyen vurgulayıcı sözleri hala belleklerde yerini korumakta.
Ama dünyanın dijital çağında duyguların, maneviyatın, ruhun, inancın yeri olmasa da değerler bireye insanı bir gün hatırlatacak. Küçük bir damla da olsa yetecek insanı hatırlamaya. Umutsuz yaşanmaz.
Yaşlılar demişken devletimizin yapısında hala geçmişten gelen gelenekler yasalarla korunuyor. Yaşlılarımıza öncelik yeri geldiğinde kendini hissettiriyor.
Yaşlılarımıza yönelik hizmetler zaman zaman yüreğimizi ferahlatıyor, geleceğe dair umutlarımızı yeşertiyor.
Evde bakım hastası bir yaşlımızın tedavisinde, kontrollerinde birebir yaşadıklarım bu hizmetlerin varlığına karşı şahitliğim beni ayrıca mutlu etti. Ülkem için, ülkemin yaşlılar adına yaptığı hizmetler adına, bu hizmetleri gerçekleştiren gençler adına gururlandırdı.
Muğla Eğitim Araştırma Hastanesi Evde Bakım Hizmetleri Bölümü’nün yaşlılar için yaptıkları hizmetlerin varlığı çok kıymetli. Kayıtlı hasta için çağrıda bulunduğunuz- da size anında randevu veriyorlar. Doktoru, hemşiresi, fizyoterapisti güler yüzleriyle, samimiyetleriyle sanki evinizden biriymişçesine geliyorlar.
Yaşlıyla konuşurken gösterdikleri hassasiyet, sevgi, saygı o kadar güzel ki yaşlılar için bu radyoda dinlediği şarkının estirdiği güzellik gibi. Evde yapılabilecek ne varsa yapılıp hastanın bakım ve tedavisinde bütün prosedürler tam anlamıyla takip ediliyor.
Her konuda hasta yakınına bilgi veriliyor. Böylece yaşlılarımız hastane çilesini çekmeden tedavilerini oluyorlar.
Evde Bakım Hizmetleri Bölümünün başında Muğla’ya geldiği ilk andan itibaren gönül güzelliğiyle tanıdığımız Prof Dr Neşe Yeniçeri’nin olması da bu güzelliklerin yaşanmasında önemli bir yere sahip. Bölümün bütün çalışanları Neşe Hanım gibi aynı gönül güzelliğinde. Bu da Muğlamız için bir ayrıcalık.
Muğla Büyükşehir Belediyemizin de yaşlılar için yaptığı hizmetler çok kıymetli. Yaşlılar için gerektiğinde hasta nakil ambulansları ulaşımda önemli bir hizmeti yerine getiriyor. Vakti durumu olmayan, yalnız kalmış olanından her türlü hastaya evde bakım için gerekli ne varsa her türlü hizmet de belediyenin çalışmaları arasında yer alıyor.
Bir kenara terk edilmiş, elden ayaktan çekilmiş yaşlımız ne diyordu? “Maziye bakmak yetiyor bize, belki hep mazide yaşıyoruz. Bugüne ait değiliz. Bizi anlayacak, bizden olan kimler kaldı ki? Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir. Gün geçtikçe yalnızlaştık mı? Hep mi yalnızdık.”
İçindeki insanı unutmayan insanlar da var. Yaşanan her şeye rağmen bakın içindeki insanı unutmayanlar yaşlılarımızı da unutmuyorlar. “Yalnız değilsiniz!” demeye devam ediyorlar.