Geçenhaftalarda bu sayfada paylaştığım "Bir Başka Hayat Mümkün mü?" başlıklı yazıda,"1900 Efsanesi" isimli filmden bahsederek bazı sorular sormuştum.
İnsanıngerçek vatanı neresidir? Kendini nerede güvende ve huzurlu hisseder? Aslendünya gurbetine çıkan insan, ait olma hissini yaşamanın tadına nerede varır?Dünyaya gözlerini açtığı ve "vatanım" dediği yer ile arasındaki bir bağ nekadar güçlü olabilir? Bir şeyi/yeri görebilmek için onu/orayı terk etmek migerekir?
"Belkibir gün bu sorulara cevap ararız." diyerek bitirmiştim yazımı.
Gemidedünyaya gelen, yaşamı boyunca karaya hiç ayak basmayan ve gemiyle birlikteokyanusun derinliklerine gömülen Danny Boodman 1900, arkadaşı Max'e bir gün;"Görmem gereken bir şey var: Okyanus..." diyordu. "Sen doğduğundan bu yanabaşka bir şey görmedin ki..." diyen Max'e verdiği cevap, daha ilginçti:
"Amaben hep buradan gördüm. Bir de oradan görmek istiyorum. İkisi de aynı şeydeğil. Karada okyanusun sesini duyabilirsin ama bir gemiden onu duyamazsın.Duymak, sana yaşamın muazzam olduğunu söyleyen haykırışı işitmektir. Bir kezonu duyarsam işte o zaman burada sonsuza dek kalabilirim. Okyanus, bana bir şeysöylemiyor ama ayrılıp biraz karada yaşarsam o zaman normal biri olacağım."
Okyanuslardayüzen bir gemide dünyaya gelen, yaşamı boyunca karaya hiç ayak basmayan birininokyanusa karadan bakmak istemesi oldukça ilginç değil mi!
Okyanusunsesini ancak karadan duymak... Duyduğu bu seste yaşamın muazzamlığına dairhaykırışı işitmek.
Vedaha da can alıcı olan şu: Ancak bu sesi bir kez işittikten sonra okyanustasonsuza dek yaşayabileceğini bilmek...
Bütünbunlar, bana yaşamı boyunca doğup büyüdüğü ve hâlen yaşadığı memleketinden hiççıkmayan insanların psikolojisini ve hayata bakışını düşündürdü. "Memleketim"dediği yerden başka memleket görmeyenlerin yaşamına, ilişkilerine, ticaretineve memleketine dair duygu ve düşüncelerini aklıma getirdim.
"Başkayerde yaşayamam." diyenler... "Ne varsa, yine bizim buralarda var!" diyenler...
Mesela,bir şehrin en büyük işletmesine sahip esnafı neden hep başka şehirlerden çıkıpgelenlerdir?
Tarihtebir yolculuğa çıkalım. İlim, bilim ve sanat alanında verdiği eserleri bizemiras bırakan nice insan; başka coğrafyalardan/memleketlerden çıkıp gelenlerdeğil midir?
Mesela,o şehirde siyaset yapan ve o şehrin insanlarına vekalet eden insanlar nedenağırlıklı olarak başka şehirlerde doğup büyüyen insanlardır?
Gemideyaşayanların okyanusun sesini duyamamaktan kaynaklanan pasifliği ve buna bağlıolarak yaşama dair bakışının sığlığı, onları korunaklı alanlarına çekilmeyezorluyor olabilir mi?
Bugünekadar karaya hiç ayak basmayanların gemiden inmeye cesaret edememeleri, gemiyeyolcu olarak binenleri daha da cesaretlendiriyor olabilir mi?
Görmekve duymak... Ya da görmeye görmeye, duymaya duymaya tüm cesaretini kaybetmek...
İnsanınzaman zaman kendisine ait alandan çıkıp başka memleketler görmesi ve okyanusunsesini karadan işitmeye çalışması çok önemli. Bu anlamda insanın görgü sahibiolması, yeni deneyimler kazanması çok önemli.
Biliyorum;birçoğumuz düzenimizi kurduk, hayatımızı buna göre şekillendirdik ve DannyBoodman 1900 gibi okyanusa karadan bakmaya yani memleketimizden çıkmayacesaretimiz yok. Ama yine de yapabileceğimiz şeyler var.
Mesela;sırf bütçe tasarrufu düşüncesiyle çocuklarımızı kendi şehirlerimizinüniversitesinde okutmayalım. Mezuniyeti sonrasında başka şehirlerde görevebaşlayan evladımızı, daha ilk yılında bir şekilde yanımıza/yakınımıza aldırmayaçalışmayalım.
Mümkünseara sıra gemiden inip karaya çıkalım ve okyanusun sesini dinleyelim. Bizeyaşamın muazzamlığını haykıran sese kulak verelim. Kendimiz bunu başaramasak daçocuklarımızın okyanusun sesini dinlemesini engellemeyelim.
Dahada önemlisi, cesur olalım. Bu gemiyle birlikte okyanusa gömülmeyi gözealabiliyorsak geminin misafiri değil, sakini olduğumuzu da unutmayalım.
22.03.2023