Bende, 10 sene kadar önce bir twitter saldırısında, millî egemenliğin coğrafya sınırları ile belirlenmesinin dijital çağda mümkün olamayacağı görüşü oluşmuştu. Öyle ya… Bütün dünyaya ve özellikle ABD’ye, basit bir fiber-optik ağ ile bağlanıyor ve coğrafi sınır kurur gibi, dijital sınırları koruyamıyorduk. Çünkü dijital sitem sınır diye bir şeyi kabul etmiyordu. Ülkeyi karıştırmak isteyen bir güç, birkaç saat içinde milyonlarca bildirim göndererek kamuoyunun altını üstüne getirir; bir yandan da haberleşme, bankacılık, güvenlik sistemlerini kesip hayatı durdurabilirdi. Bu, insanlık için bırakın “millî egemenlik”i korumayı, hayata devam edememe korkusunu verirdi. Dijital dünyanın tehlikesini o zaman idrak etmiştim.

2021 yılında, Esenler Belediyesi’nde Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanındaki şahıs kadrosunun portreleri sergisini görünce, dijital dünyaya karşı tereddütlerim yeni bir “level”a yükseldi. Sergideki insanların tamamı romanın Türk kahramanları idiler ama yapay zekâ ile çizilen portrelerin hiç birisi Türk değil; hepsi Amerikalı idi. Verilen bilgiler çerçevesinde yapay zekâ, internet veri tabanından, saç, kaç, göz, burun, dudak, yanak, şakak, mimikler buluyordu ama bulunan verilerin tamamı Amerikalı idi. Demek ki, dijital dünyada yeteri kadar Türk verisi yoktu…

Yapay zekâ kullanımının yaygınlaşmaya başladığı 2020’lerden itibaren, insanların internet ve dijital ortamlarla ilişkisi de yeni bir “level”a yükseldi. Hemen hemen bütün hayatı dijital ortam verisi ile oluşturmaya başlayan insanlık, bu verileri işleyen merkezlere gönüllü kölelik yapmaya başlamış oluyordu. Daha önceleri ve hâlâ, üretilen bir bilimsel bilginin değerli olabilmesi için Amerika ve İngiltere merkezli atıf sistemleri (SCI, SSCI, AHCI vs.)ne bağlı dergilerde yayımlanmış olması gerekiyor. Bu ne demektir?... “Sen üret… Benim dergilerimde yayımla… Bilgi benim ayağıma gelsin. Sen de bu dergilerle doçent ol, profesör ol…” Yani bir tür “Al gülüm, ver gülüm…” şeklinde sömürü… Bu tür bir sömürü sistemi kuran adam gidip de kolonilerde toprakla niye uğraşsın? Bütün dünyada üretilen bilgi bir “tık” ile ayağına kadar geliyor…

ABD ve ortaklarını, atıf indeksli sistem kesmemiş olacak ki, dünyanın nefes alışını, adım atışını, yediği yemekleri, banka hesaplarını, hoşlandığı şeyleri, beğendiği dijital berileri hep biliyor… Çünkü internete her tıkladığımızda, bilgi anında onlara ulaşıyor.

Dostlar… İşte böyle bir dünyada askerlerle ve silahlarla koruduğunuz coğrafi sınırlarınız birden değerini kaybeder ve o sınırlar içinde kurduğunuz “millî egemenlik” değersiz hale gelir.

Dijital dünyada bir veri egemenliğiniz ve veri kontrol gücünüz yoksa veriyi üretenlerin kölesi olursunuz; millî egemenlik ve tam bağımsızlık birer fantezi olmaktan öte gidemez.

Geçen Pazar, İzmir Düşünce Platformu ve ULUĞ (Uluslararası Genç Bilimci, Girişimci ve Mentörleri Ağı) iş birliği ile gerçekleşen bir zoom toplantısında, Dr. Fatih Sinan Esen’in “Millî Dijital Egemenlik ve Yapay Zekâ Ekosistemi” başlıklı bir konuşmasını dinledik. Dr. Esen, TÜBİTAK Yapay Zekâ ve Politikaları Koordinatörü… Yani konunun sadece teorik değil, uygulama yönüyle de fiilen ilgilenen biri.

Dr. Esen, konuşmasında, dijital verilerin kullanımı ve birey-dijital veri eksenli bir konuşma yaptı ve oluşan dijital ortamda veri merkezli bir egemenlik alanı oluştuğunu; bu alanda ne kadar varsanız, o kadar güçlü ve “tam bağımsız” olabileceğinizi anlattı. Dezenformasyondan, manipülatif bilgilendirmeye kadar her alanda var olabilmenin veri ve bilgiye dayalı egemenliğin temeli olduğunu söyleyen Dr. Esen, Türk Dünyasının bir “veri havzası oluşturma” konusunda büyük bir avantaj sağladığını ve tabiri caizse bir “dijital Turan”ın mümkün olduğunu dile getirdi. Bu çerçevede, ortak siber güvenlik kalkanı, tekno-Turan bloğu, Turan veri alanı” gibi başlıklarla Türk dünyası “dijital bir Turan”a doğru yol alabilir. Gaspıralı’nın 1883’te dile getirdiği “Dilde birlik, fikirde birlik ve işte birlik” düsturunun gerçekleşmesi için bir ortak dijital egemenlik alanı kurmanın ilk adımda yeterli olabileceğini ve bunun mümkün olduğu müjdesini verdi.

Biz Türklerin 2021-2026 yılları arasında oluşan “tekno-kutuplaşma”ya katkımız ve dahlimiz olması gerektiğini söyleyen Dr. Esen, nitelikli veri oluşturmak için dijital algoritmaların, sağlık, tarım, sanayi, adalet, Türkçe büyük dil modeli, maliye, eğitim, iletişim alanlarında güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Yani, dijital veri sistemi günlük hayatımızın bir parçası olduğunda, yeni bilgi üretimi imkânlarının sınırsızlaşacağını gördük konuşmada.

Uzun lafın kısası, “millî egemenlik” kavramını dijital teknolojiye göre yeniden tarif etmek ve bu alanda üretilen bilgilerle dijital kutuplu dünyada yerimizi almak mecburiyetindeyiz. Bundan sonra “tam bağımsızlık” idealini yaşatmak ve diri tutmak için başta yapay zekâ dünyası olmak üzere, dijital dünyada etkili bir şekilde yer almamız şart. Allah’a şükür, devletimiz bu konuda kurumsal işleyişini hızla hayata geçirmiş durumda.