Kim olursak olalım,
Yeryüzü cennetinin neresinde yaşarsak yaşayalım,
Derinlerde bir yerde,
İçimizde sızıntı yapan bir eksiklik,
Bir kifayetsizlik duygusu vardır.
Yaşamımızı bir makara gibi,
Geçmişe açmak üzere sarsak;
Bir computer'de oynar gibi,
Akıp gitmiş yaşam karelerini düzeltebilseydik,
Bugün tadı olur muydu acaba?
Olmazdı.
Buruk ve kifayetsiz anlar akıp gitmiştir.
Acısıyla ve tatlısıyla.
Başarı ve başarısızlığıyla.
Hüzünleriyle.
Hüzünlü olmak.
Hüzün entarisi ile dolaşmak.
Güneşin başını eğip de,
Bizleri selamlamaya durmasıyla,
Hüzün entarisinin boğazımızı sıkması,
Ve sanki nefes alamaz hale gelmek gibi.
Hüzün dağlarını her gülümsediğinizde,
Etraftan saklamak ve derinden bir sızı olarak hissetmek.
İyi olmanın raconunu kesmek.
Duygu fırtınasında sallanırken,
Sızının daha bir şiddetle bedeninize yayılması,
Ve duyguların kifayetsizliği.
Yüreğinizin cız etmesi.
O cız ettikçe,
Kocaman bir kayayı üzerine bastırmak,
Ve bir nebze de olsa onu yatıştırmayı başarmak.
Dayan yüreğim dayan.
Bu ülkenin temel sorunlarını görmek,
Daha derin sızı duymak,
İnsana hüzün yüklüyor.
Neden, niçin böyle?
Ne oldu bu millete?
Ağır ağır uyuşturulup,
Millet olma şuuru ve bilinci,
Milletin özünden kazınırken,
Tam bağımsız Türkiye yok edilirken,
Yerine Türkiyelilik getirilirken,
Vatan lime lime edilip,
Puslu yollara sokulurken,
Uyuşturucu yemiş müptela gibi,
Gittikçe şuursuzlaşmak.
Toplum olarak cımbızla,
Milli şuurumuz kazınmış gibi.
Ateşler içinde kavrulmak ne demektir?
Yüreğimiz acı içinde.
Yazmak ise,
Azgın sularda çağlamak ve akmak gibi.
Duyguların azgın bir sel olduğunda,
Önüne barajları kurmak,
Nasıl bir yüreği susturma işidir acaba?
Sorular çok ama kifayetsiz.
Neden biz Türkiyeli oluyoruz?
Yüce Türk Milleti olma bilinci,
Bir uyuşturucuya alıştırılır gibi,
Türkiyeliliğe adım adım evrilirken,
Daha yüksek acılar duymak,
Kalbin sızlarken,
Kalemime daha çok sarılmak.
Yazarken,
Duygu barajlarını duygu seli ile,
Sürekli beslemek ve gün gelip de,
Engin duvarları aşıp taşması ile,
Biraz da olsa yüreğinizin ferahlaması.
Yüreğinizin sözle dilin ucuna gelmesi
Ve senin onu bastırman,
Bastırman,
Tüm esintilerle yüreğinizin yalpalaması.
Hüzünlerin kristalleşip,
Billur taneleri gibi süzülüp,
Yanaklarınızdan bir sicim gibi akması.
Fırtınaların içinde bir kasırga yaratması,
Ve seni göklere kadar taşıyıp,
Pat diye sonsuz fezanın içine bırakması.
Kanadı yeni çarpmaya başlayan kuş misali çırpınmak.
Uçmak, uçmak.
Ay yıldızlı vatanın semalarında kanat çırpmak.
Ve göklerin maviliğinde kimi zaman mutluluğu yakalamak.
Göklerden gelen bir karar var,
Bunu anlamak ne güzel bir duygu.
Göklerin mavisi.
Ateşin alevi.
Duygunun ve aşkın kavuruculuğu.
Zaman zaman hüzün entarisi ile dolaşsak da,
Biliyoruz ki göklerden gelen bir karar var,
Ve bu karar yolda.
Umutlarımızla bu kararı beklemek.
Zaman zaman kendimiz için,
Duygusal bir kuyu kazmamız,
Ve en kuytu yerinde sessizce hayatı gözlemlemek.
Semalara bakmak ve düşünmek.
Düşünmek.
Çıkmaz sokaklı düşünce sapağından,
En güzel duygu yoluna yönelmeniz.
Sonrasında da ‘göklerin maviliklerine bakarak’
Semalardaki görüntüyü seyretmek.
Göklerden gelen bir karar var,
Ve bunu anlamak.
Mustafa Kemal’i lime lime,
Yüreğimizden silmek istediler,
Lakin başarılı olamadılar.
Diliniz lâl olmuşçasına,
Göklere çevrilmiş gözlerle,
En duygusal kuyudan aydınlığın şavkı ile beslenen ruhunuz,
Koruyucu kabuğunuza katman yaparak,
Daha az zedelenme isteği ile kendini korumak.
Hayat uzun ve meşakkatli bir yol.
Hayat sabır işi.
Acısıyla,
Tatlısıyla.
Sevgisiyle.
Yürek yakan yanı ile.
Umutları ile.
Zorlu ve engebeli yolları ile.
Yaşam bin bir sapaklı bir yol.
Sapaklı yollar ıradıkça içimiz cız eder.
Özlemler çoğalır.
Duygular yücelir.
Böylesi anlarda yollar yorar mı bilinmez ama,
Yaşanan hüzünler insanı yorar.
Edebiyat güzelliktir,
Ve edebiyat aşktır.
Hele ki,
Biz Türk’üz,
Türkiyelilik zehrini kabul etmiyoruz demek için,
Hayır demenin ayrı bir yoludur.
Sonuç olarak;
Mustafa Kemal’in dediği gibi,
Ne mutlu Türk’üm diyene.