Muğla Büyük Şehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, göreve gelip kutlamaları bitirdikten sonra derhal “Dünya Kenti Muğla” diyerek çıtayı yüksek tutmuş ve isabet etmişti. Turizm açısından ülke genelinde 3. sıradaki şehir olan Muğla’mız, dünyaya açıktı ama bir türlü “dünya kenti” olamıyor, kendi sorunları içinde debelenip duruyordu. Ahmet başkan haklıydı ve Muğla bir dünya kenti olmalıydı; bunun yolu da turizmden geçiyordu.
Muğla Büyükşehir Belediyesi Turizm Araştırma ve Strateji Geliştirme Platformu 31 Ekim günü toplandı ve toplantıya Turizm kuruluşları ve ilçe belediye başkanları katıldı. Toplantıyı basından takip ettik.
Platform koordinatörü Cumhur Güven Taşbaşı, iş yeri sayısı, konaklama yeri ve yatak sayısı, turizm personeli sayısı, coğrafi işaret alan yiyecekler, taksi sayısı, Mavi bayraklı yer sayısı. Ören yeri sayısını vermiş.
Turizmci Yücel Okutur, Muğla’nın geleceğini eko turizmin belirleyeceğini söylemiş ve göçlerle yörede bir nüfus hareketliliği yaşandığına temas ederek yöredeki turizmin handikapları olan “görüntü kirliliği, Türkiye’nin küresel ısınma konusunun farkında olmadığı ve turizm master planının olmadığı”na dikkat çekmiş.
Menteşe Belediye başkanı Gonca Köksal ise bugüne kadar pek çok çalıştayın yapıldığını ama bunların hayata geçirilmemesi sonucu gözle görülen bir gelişme kaydedilmediğini; oysa hazine değerinde bir mirasa sahip şehrimizde pek çok şeyin yapılabileceğini ifade etmiş.
Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal turizm toplantısının ertesi günü, gazetecilerle kahvaltı yapmış ve burada, Muğla’nın büyük değerlere sahip olduğunu ve şimdi de bu değerleri ortaya çıkarıp şehrin zenginliklerine katma zamanının geldiğini söyleyerek bu konuda niyetlerinin olduğunu, ilk koruma imar planlı şehir olduklarını ve Menteşe ilçesinin 17 km sahili olduğu sahil turizmine önem vereceklerini söylemiş ve bunlar için de bütçeyi zenginleştirmek gerektiğini söyleyerek işletme borçlarının tahsil edilmesi gerektiğine işaret etmiş.
Bütün bunlar güzel şeyler ama hepsi “iyi niyet mektubu” olmaktan öte gitmiyor ve büyük bir kısmı da genel ifadeler. Niyetler ve düşünceler iyi ama reel hayata etkisi çok az. Mesela gelen yabancı turistin niteliğine yönelik bir şeyler düşünülmesi lazım. Turistlerin tamamına yakını dar gelirli ve kültür turizminden uzak insanlar. Deniz, güneş, kum için geliyor ve kültürel zenginliklerimizin farkında bile değil. Oysa Muğla, tarihî, kültürel ve arkeolojik zenginlikler yatağı. Baksanıza 126 ören yeri varmış ve bunlardan sadece 26’sı aktifmiş. Buraların tamamı aktif hale getirilmeli ve bütün dünyaya tanıtılmalı ki Muğla’ya kültür turizmi için de gelenler olsun. Kültür turizmi için gelenler nitelikli insanlardır ve ülke turizmine daha çok katkıda bulunurlar.
Kültürel zenginliğimizin en önemli olanlarından bir diğeri de Şâhidî’dir. Mevlevî geleneğinin Batı Anadolu’daki en önemli şahsiyetlerinden olan Şahidî, 1470-1550 yılları arasında yaşamıştır ama etkisi hâlâ devam etmektedir. Bütün dünyanın merak ettiği Mevlevî geleneğinin güçlü bir ismi olan Şâhidî merkezli bir kültür turizmi, Muğla’ya çok büyük bir turist akını sağlayabilir. Zaten bir semahane olan Şâhidî camiinde sema ayinleri düzenlenerek, dünya Mevlevîleri Muğla’ya çekilebilir. Şimdi biriniz, “Tamam da hocam, bu şehirde daha Şâhidî camiine yönlendirme levhası bile yok. Bunu yıllar önce yazmıştınız. Bunu bile halletmeyen şehre Mevleviler nerden gelsin?” dediğinizi duyar gibiyim. Doğru.,, Haklısınız…
Haa… Bir de Arasta konusu var. Türkiye’deki arastaların içinde en güzellerinden biri Menteşe’de… Gelen turist burayı ziyaret edecek şekilde ayarlansa, bu şehre çok büyük katkısı olur ama turisti ağırlamak için otopark, lokanta, tuvalet ve otel lazım. Menteşe’de bunlar yeterli mi? O güzelim Milas arastasına niye hiç el atılmamış. Orada bir Çöllüoğlu Hanı bile ciddi hareketlilik doğurdu; bir de arasta ele alınırsa, kaymaklı ekmek kadayıfı olur.
Biz “şehir dokusunu koruma” derdi çekerken belediyenin, şehirlerarası yolların kenarlarına iş yeri ruhsatları vererek şehrin kültürel değerlerini terke çanak tutması da son derece yanlış. Ayrıca, Muğla gibi kültürel değeri yüksek şehirlerde, geniş amaçlı bir iş yapılacaksa çok geniş bir paydaşlar zemini oluşturulmalı. Yukarıda sözü edilen toplantıda başta üniversite olmak üzere pek çok paydaş olması gereken kurum ve kişiler yok. Yapılacak olan işin ehil insanları da mutlaka taşın altına ellerini sokmalı. Gene müdahale edip “Hocam, bırakın büyük işlerde ehil insanlara danışmayı, Kurşunlu Caddesinin sonundaki basit bir kaldırım düzenlemesinde sadece Fen işlerinin görev alıp Park-Bahçeler Müdürlüğünden görüş alınmaması ortada dururken, siz büyük planlamalarda paydaşlardan söz ediyorsunuz.” diyebilirsiniz. Haklısınız da… Düzenleme yapılan yeri gördüm. Tesviye amaçlı yapılan çalışmada kocaman çınar ağacının saçak kökleri, göz göre göre yok edildi. Yarın öbür gün o çınar kurur da şehre kattığı güzellik yok olup giderse, şaşmam ama üzülürüm.
İnşallah yöneticilerimiz Muğla’ya değer katma konusunda yılmazlar, azimle çalışırlar ve yatay projelerden dikey projelere geçerler de bu güzelim şehir bir kültür pırlantası gibi olur.