Seçimlerin arifesindeyiz.
Birçok ülkede yerel seçimler sessiz sedasız geçerken,
Ülkemizde siyasetin, toplumsal yaşamın,
Bireylerin ana gündemi haline geliyor.
Seçimle yatıp seçimle kalkıyoruz.
Siyasi partiler, belediye başkan adayları,
Meclis üyesi adayları tarafından,
Milyonlarca para ziyan edilerek yapılan kampanyalar,
Renkli olduğu kadar sert,
Sert olduğu kadar sansasyonel içeriklere sahip olabiliyorlar.
Siyasi ve hukuk sisteminin,
En temel bileşenlerinden biri olan yerel yönetimler,
Genel siyasetten, üretim ilişkilerinden,
Ekonomi ve politikadan bağımsız değildir.
Nasıl ki devleti yönetenler,
Ve yönetme iddiasında bulunanlar,
Yürütme ve yasama organlarına aday olanlar,
Belli bir ideolojik politik temelde hareket ediyorsa,
Nasıl ki belli sınıfların ve zümrelerin,
Çıkarları doğrultusunda yön belirliyorlarsa,
Aynı şey yerel yönetimler içinde geçerlidir.
Peki başka bir yerel yönetim pratiği mümkün müdür?
Mümkündür elbette.
İdeal belediyecilik ve yönetim pratiğini,
Toplumcu belediyecilik kavramına göre inşa edenler,
Kapitalist üretim ilişkilerinde bir gedik açmak için,
Yerel yönetimleri etkili bir araç,
Ve dayanışma organı olarak görenler için,
Başka bir yerel yönetim anlayışı mümkündür.
İşte buna toplumcu belediyecilik diyoruz.
Toplumcu ( Halkçı ) belediyecilik;
Kısaca kamu yararını azami ölçüde gözeten demektir.
Ve yerel seçimlerin arifesindeyiz.
Aday adayları belli oldu.
Muğla Büyük Şehre aday adayı olmayı planlıyordum.
Benim bir planım vardı.
İlahı sisteminde bir planı varmış.
Aile içinde bir sağlık sorunu,
Ve bir de trafik kazası geçirmem;
Planlarımı biraz ötelememe neden oldu.
Yaşadığım kötü bir kazaydı.
Düğerek yolunda meydana geldi.
Normal asfalta giderken,
Yolun çökmesi sonucu logara çarpan lastiğin parçalanması ve savrulmamız.
Gerisini sizleri üzmemek için yazmıyorum
Yol çökmüş kimsenin haberi yok.
Uyarı yok.
Tabela yok.
Ben den sonraki araçta kaza yaptı.
İki araç yola serildik.
Arabadan kendimi atınca başka kaza olmasın diye,
Yolda trafik polisliği yaptım.
Bizim düştüğümüz çukura diğer araçlarda düşecekti.
Biz yanmıştık başkaları yansın istemedim.
Bu arada Muğla Büyük Şehir Belediyesi arandı.
Hafta sonu olduğu için gelemeyiz yanıtı verilmiş.
Yaklaşık 45 dakika geçmişti.
Sonrasında da ben aradım,
Muğla Büyük Şehrine ait 444 ile başlayan hattını.
Karşısındaki kişi sabırla dinledi.
Bu arada şoktayım.
Sağ olsun yetkililere haber verdi.
Kaza yeri Sayın Osman Gürün’ün evine çok yakın.
Polis geldi tutanak tuttu.
Kaza raporu düzenledi.
Çekici ile arabalar sanayi yolunu tuttu.
Bir kazanın anatomisi böyle.
Yaradan’ın büyük lütfü.
Burnumuz kanamadan atlattık.
Bu olaydan çok dersler çıkardım.
Yargılayıcı dil ile eleştirmeyi sevmiyorum.
Muğla Büyük Şehir Belediyesi de bu olaydan çok ders almıştır diye düşünüyorum.
Almış mıdır acaba?
Bu arada, yaşadıklarımla ilgili muhakeme yapma durumum oldu.
Evren mesajlar yumağı.
Sistem bekle diyor.
Anlayana ve almak isteyene.
Yaşadığım bu kaza,
Beni seneler öncesine götürdü.
Yer İzmir Alsancak.
Dokuz Eylül Tıp Fakültesinde Öğrenciyim.
Öğrenci, evli ve çocukluyum.
Oturduğumuz apartman Alsancak TRT binasının karşısında.
TRT binasının ek inşaatı yapılıyor.
Zift ile ilgili bir işlem yapıyorlar ve
Direkt bizim yaşadığımız eve solunum sistemini yakıcı gazı geliyordu.
Kızım Ceren ‘de bu durumdan çok rahatsız oldu ve sürekli öksürmekte.
İnşaattakileri durumu anlattık fakat bir çözüm sergilemediler.
İzmir de Belediye Başkanı Sayın Yüksel Çakmur.
Şikayetler için belediyenin bir telefonu mevcuttu.
Bunun üzerine Belediyeyi aradım.
Aradan 4-5 saat geçti ve telefonumuz çaldı.
Açtım karşıdaki kişi kendisini tanıttı.
Arayan Sayın Yüksel Çakmur.
‘Şikayetinizi aldık.
Sorunu çözdük.
Duyarlılığınız için teşekkür ediyorum,
Bilgi vermek istedim’ diyor.
Şoktayım.
Ben teşekkür ettim.
Kalbimi fetih etti
Bu davranış,
Bu toplumsal yaklaşımı,
Bu anlayışı beni büyüledi.
Bu kazadan sonrada böylesi bir jest bekledim.
Ortada bir ihmal,
Bir kusur vardı.
Çok kötü bir an yaşamıştık.
Üstümde hala bir tedirginlik var.
Yaşadığımı duyguya dökmem çok zor.
Bir özür telefonu olsaydı,
Çok mutlu olurdum.
Ne diyelim canları sağ olsun.
Muğla Büyük Şehir Belediye başkanlığına aday olabilseydim,
Sergilemek istediğim yönetim biçimi Sosyal Belediyecilikti.
Gelelim Menteşe Esençay Belediye Başkanımız,
Sayın Bahattin Gümüş’e.
Kendisi Esençaylı.
Halk Menteşe Belediyesine ‘ Esençay’ Belediyesi adını takmış.
Duyduğumda çok şaşırmıştım.
Bu arada tüm Esençaylıları çook seviyorum belirteyim.
Hürmetim sonsuz.
Sayın Bahattin Bey,
Belediye personeli kazandırmakta başka yörenin gençlerine de,
Şans verseydiniz daha adil olmaz mıydı?
Gelelim sorunlara.
Düğerek Mahallesinde evim var.
2009’dan itibaren yapı kullanım iznim var.
Yolumuz yapılı değil.
Arabalarımız bu yüzden haşat oluyor.
Doğal gazda bize gelmedi.
Arazim Soda Mahallesi ile sınır.
Düğerek Mahallesine ait konut yok etrafımızda.
Su paramız en pahalısından.
Etrafımızdaki evler köy suyu bedeli ödüyor.
Biz şehir suyu bedeli ödüyoruz.
Dilekçeler verdik tınlayan yok.
Mağduriyetimiz çok fazla.
Bir çıkın belediyenin içinden sokak sokak gezin.
Hizmet alanınıza giren yerlerde olan eksiklikleri tespit edin.
Sosyal yani halkçı belediyecilik bunu gerektirir.
Söylemekten utanıyorum.
Düğerek Mahallesindeki evime asfalt olmayan yoldan gidiyorum.
Çöp işini hiç karıştırmayayım.
Tek tesellim.
AYDEM duyarlı davranış sergiledi de,
Kapımıza kadar sokak aydınlatmasını getirdi.
Bu olayda yeni çözüldü.
Yoksa karanlıkta girip çıkıyorduk.
Kaza olmasa bunları da yazmayacaktım.
Bir özür telefonu bekledik oda olmadı.
Ne diyelim seviyoruz Muğla’yı.
Son nefesimize kadar
Muğla’ya ve vatanımıza hizmet edeceğiz.
Ve Menteşe Esençay Belediyesi lakabı da cuk diye oturmuş.