Olimpik millî okçumuz Mete Gazoz 2020 yılında Tokyo Olimpiyatlarında, 2023’te Dünya Okçuluk Şampiyonasında ve 2024’te Avrupa Okçuluk Şampiyonasında altın madalya alarak Türk spor tarihine adını yazdırdı. Altın madalya ile beraber pek çok gümüş ve bronz madalya ile ülkemizi temsil eden Mete Gazoz, madalyaları ve zaferini kutlarken yaptığı hareketle gündemimize girmişti.
Başarıya ve mutluluğa susamış milletimiz için, Mete’nin başarısı elbette çok önemli bir olaydı. Kendisini hep yürekten tebrik ettik ve etmeye devam ediyoruz.
Beni doğrudan ilgilendiren, başarıların yanı sıra soyadının durumu idi. “Gazoz” soyadı, anlam bilimi çerçevesinde ve soyad olarak uygunluk konusunda tereddüt doğuruyordu. Böyle bir kelimenin alay etmek amaçlı kullanımlarda ortaya çıktığı ve birilerine soy ad olacak kadar kültür dünyamıza girmediği göz önünde bulundurulursa, kelimenin başka kelimeden geldiği anlaşılabilir.
Nitekim, ailenin “Gazoz” soy adının kökeninin gazlı içecek olan “gazoz” ile hiç alakası yok; kelime doğrudan Arapça “kazzâz: ipekçi” kelimesinden gelmektedir. Kelimenin kökü Arapça “kazz”dır ve bu da “ipek” demektir. (Bu “kazz”a bir mim koyarak devam edelim.) “Kazz” kelimesinin Arapça mübalağalı fâili “Fa’’âl” vezniyle yapılır ve “bakkâl, kassâb, hattât” kelimelerine benzer şekilde “kazzâz” şekline gelir. Bu kelime, o işi çok yapan anlamında kullanılır ki bu kelime söz konusu olduğunda “ipekçilik işi yapan kişi” demektir.
“Kazzâz” kelimesi halkımızın ağzında “kazaz, gazaz, gazez” şekline dönüşmüştür. Kelime aileler için kullanılınca, soyadı kanunu çıktığında insanlar mesleklerini ve o soydan geldiklerini ifade etmek üzere “Kazazoğlu, Gazazoğlu, Gazezoğlu” gibi soyadlarını almıştır. Türkiye’de bu soyadı taşıyan pek çok aile vardır. Sevgili arkadaşım Dr. Sumur Gazezoğlu ve sevgili öğrencim şair Ömer Gazezoğlu’nun soyadları bu kelimeyle oluşmuştur.
Klasik metinlerimizde “kazzaz” kelimesi meslek adı olarak çok kullanılır. Zamanla bu kelime bir z harfi düşürülerek “kazaz” olmuştur.
Şimdi asıl konuya gelelim: Mete’nin soyadı…
Mete’nin ailesi Bosna-Hersek göçmeni… Yani Türkiye topraklarına gelirken sınırda nüfus kâğıdı verilen ailelerden. Muhtemelen Mete’nin dedesi 1952 göçmenidir ve onlar sınırdan geçerken soyadlarını da yazdırdılar nüfusa. Ve gene muhtemelen, sınırdan geçerken o kargaşada Mete’nin dedesi soyadı olarak memura “Gazaz!...” diye seslendi ama o kargaşa ve gürültüde, nüfus memuru kelimeyi “Gazoz” anladı ve öyle yazdı. Aile Türkiye topraklarına girmenin heyecanı ile yapılan yanlışlığın üzerinde durmadı ve ailenin soyadı “Gazoz” oldu…
Bana inanmıyor musunuz?
Gene sınırda geçen bir olayda soyadı yanlış yazılan başka bir örnek vereyim. Hem de olayı bizzat yaşayan kişiden dinlediğim bir yanlışlık.
1981-19882 yıllarında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Arşiv Dairesi başkanlığında eski yazılı tapuların yeni harflere çevrilmesi için Tedkik Memuru olarak çalışıyordum. Servisimizde “tapu başı” tane hesabı çalışan Bulgaristan göçmeni bir Adem amca vardı. (Bulgaristan’daki lise muadili Muvvab okullarında tedrisat eski yazıyla yapılırdı.) Orada mezun olanlar eski yazı bilirlerdi ve Adem amca da 1952 göçmenlerinden olup eski yazı bildiğinden Tapu Arşiv’de eski yazılı tapuları yeni harflere çeviriyordu. Adem Amcanın soyadı “Hablemitoğlu” idi. Bir gün Adem amcaya soyadlarının alışılmış bir kelime olmadığını söyledim. Anlattı: 1952’de Bulgar sınırından Türkiye’ye geçerken gümrükte bizleri Türkiye vatandaşı olacak şekilde nüfusa kaydediyorlar ve herkese ayaküstü soyadı veriyorlardı. Bana da memur “Soyadınız ne olsun?” dedi. Ben de “Abdülhamitoğlu” olsun dedim. Çünkü biz Bulgaristan’da “Abdülhamitoğlu olarak biliniriz. O kargaşa ve gürültüde memur “Hablemitoğlu mu dediniz?” demiş ben de “Evet evet Abdülhamitoğlu olsun” dedim ama ne memur benim dediğimi doğru anlamış, ne de ben memurun yanlış söylediğini duyabilmişim. O telaşta yapılan yanlışlıkla da uğraşamadık. Böylece soyadımız Hablemitoğlu oldu.
Mete’”nin ailesinde de nüfus memurunun azizliğine kurban gitmişliğin izini taşıyan benzer bir yanlış kayıt olduğu âşikâdır.
***
Gelelim mim koyduğumuz “kazz” yani “ipek” kelimesine. Bu kelime de zamanla halk dilinde “koz” olmuş ve “ipek böceği kozası” tanımında da kullanılır olmuştur. “Koz” kelimesinin “ceviz” anlamına geldiğini de biliyoruz elbette ama “koza” kullanımı sadece “ipek böceği” ile ve onun yuvası ile ilgili olarak kullanılır. Anadolu’da ipek böceği yetiştiriciliği yapılan yerler “Kozlu, Kozluk, Kozağac” şeklinde isimlendirilmişlerdir. Muğla Menteşe’nin İpek böcekçiliği ile meşhur Kozağaç, Kozlu ve Kozluk köyleri buna güzel bir örnektir.
***
Lütfen bundan sonra sevgili Mete’mizin soyadı ile ilgili ileri-geri ve cahilce yorumlar yapmayalım.