Yazımın başlığı aslında “ Muğla Suları” olmalıydı. Çünkü bahsedeceğim sular daha düne kadar “Muğla” diye bilinen şehrin suları. Şimdi “Muğla” dendiği zaman ilin tamamını kast etmiş oluyoruz. Vaktiyle ilin adını yanlış koyanlar, nelere mal olacak bir hata yaptıklarının farkında mıdırlar acaba?

Gerekeli (veya gereksiz) yerlere mesajımızı verdikten sonra konuya gelelim.

ÇEŞMELER

Menteşe’de muhtelif çeşmeler ve dereler var. En çok bilinen çeşme Kurşunlu camiinin biraz ilerisinde “Şemsi Ana Çeşmesi”. 1992 yılında mermer gövde ahşap saçak ve kiremit örtme ile klasik Türk geleneğine göre yapılan çeşme şehrimize bir zenginlik katıyor. Her ne kadar saçaklarının boyaları, çeşme inşa edildikten sonra hiç elden geçirilmemişse de çeşme bulunduğu yerde dikkat çekiyor. Bir de etraftaki esnaflar, çeşmenin yanına eşyalarını koyup görüntü kirliliği oluşturmasalar çok daha güzel olacak.

Menteşe’de dikkat çeken ve hafızayı canlı tutan çeşmelerden birisi de Şemsi Ana Türbesinin yanındaki çeşmedir. Bu çeşme demir gövdeli bir çeşme. Suyu akıyor ve gelen geçen anlık ihtiyacını karşılıyor. Tabii bu çeşmeye en çok sevinenler kuşlar ve sokak hayvanlarıdır. Az da olsa önünde su birikiyor ve ihtiyacı olan kediler-köpekler ve kuşlar su ihtiyaçlarını buradan gideriyor. Artık sokak çeşmeleri “modern belediyecilik” gereği yok edildiğinden, sokak hayvanları ve kuşlar, şehirlerde su içecek yer bulamıyor. (Bir parantez açayım. Arada sırada bazı sokaklarda su patlakları oluyor ve kuşlar patlağın olduğu yerde biriken suların başına üşüşüp cıvıl cıvıl öterek su içiyor, suda çırpınıp yıkanıyorlar. O kadar hoşuma gidiyor ki!... “Keşke hep su patlasa da kuşlar rahat etse!..” diyorum hep.)

Arasta’daki şadırvan suyunu yazmadan geçmemek lazım. Arasta ve benzeri çarşılarda mutlaka bir şadırvan olur. Esnafın ve arastaya, çarşıya gelen insanların ortak kullanımı için inşa edilen bu sarnıçlar, eski şehir kültürümüzün en önemli unsurlarındandır. Âdetâ çarşı ve şehir şadırvan etrafında şekillenmiştir. Şehrimizin aratasındaki güzelim şadırvan da bunlardan biridir.

Aslında pek bilinmeyen bir çeşmemiz daha var. Arasta’da Semerciler sokaktaki çınarın altında. Daha önce burada esnaflık yapan birinin aksesuar için yaptırdığı bu çeşme de güzelliklerimizden biri. Türkiye Yazarlar Birliği/Agademi’nin de önünde bize kattığı güzellik ayrı tabii…

Bir de Saatli Kule’nin Şeyh Camii tarafında bir çeşme var. Saat kulesi 1885’te yaptırılırken yapılmış bir çeşme. Kitabesi de var. Fakat bu çeşmenin suyu kesilmiş ve birileri ustaca çeşme boşluğunu taşlarla örüp kapatmış. Vaktiyle haber yapıp çeşmenin açılmasını sağlamıştık. Sonradan örülen taşlar söküldü ama çeşmeye su getirilmedi. Şimdi “kör çeşme” olarak duruyor.

Aslında şehrimizde Şemsi Ana veya Şemsettin (Kayıtlarda “Şemsettin suyu” var.) suyundan başka “Satıroğlu suyu” da varmış. Bunu nereden biliyoruz? Orta mahalle’de  Topaltı sokak ile Topaltı çıkmazının köşesinde iki harfli (Osmanlı ve Grek harfli) bir çeşme kitabesi var. 1910 yılında yapılmış. Kitabede Satıroğlu Süleyman’ın hayratı olduğu yazıyor ve Grek harfleriyle de çeşmeyi yapan ustaları adları (K. Pan ve B. Kadim) yazıyor. Aslında bu çeşmenin yeri biraz aşağıdaki 29 numaralı evin duvarı olması lazım. Çünkü kitabenin olduğu yerde hiçbir çeşme izi yok ama 29 numaralı evin duvarında kemerli bir çeşme yapısı izi var. Keşke belediye çeşmeyi işler hale getirse ve kitabeyi de oraya koysa.

Basmacı deresinde Ahmet Cingöz’ün yaptırdığı Cingöz çeşmesi’nin suyu hâlâ akıyor. Bilen gidip oradan su dolduruyor. Sekibaşı’ndaki kuru çeşmeyi de hatırlatayım. Üç erenler’deki çeşme de arada akıyor. Hamamönü’nün ilerisindeki çeşmeyi falan uzun uzun yazmak lazım.

DERELER

Şehrimizin iki tane deresi var. Biri Asar’ın doğusunda, diğeri batısında. Doğusundakine Değirmen deresi, batısındakine Basmacı deresi deniyor. Her iki derenin de şehirden geçen kısmının üstü kapatılmış. Değirmen derenin üstünün kapatıldığı yerde şimdi Pazar yeri var; Basmacı deresinin kapatıldığı yerde de Arasta’nın Tabakhane caddesi var.

Basmacı deresinin üst kısımlarına kadar gittim. Belediye, su akışını kontrol etmek için bir bend yapmış ama kontrol edilecek bir su olmadığı için bend bir işe yaramamış. Eskiden Basmacı deresini besleyen gözelerden gelen su, “kehriz” denen toprak künklerle  (Bazı yerlerde “kârız” ve “geriz” denir.) depoya getirilip şehre oradan dağıtılırmış. (Şehrin suyunun dağıtıldığı depolara eskiden “taksim edilen yer” anlamında “maksem” denirdi; bunu yapıldığı yere de “taksim” denirdi. Şimdi anladınız mı İstanbul’daki “Taksim”i ve oradaki büyük “maksem” binasının adının nereden geldiğini?) Ben Şeyh Keramettin Mahallesinde Basmacı sokağa gittim ve orada mini su deposunu, yani “maksem”i gördüm. Tabii şimdi maksemin üstü betonla kapatılmış. Bu maksemlere su gelir Toplanan su açılan deliklerde mahallelere giden kehrizlere verilerek taksim edilirdi. Kehrizlerin ağzı da odunlarla kapatılırdı.

Şehrimizin eteklerinde Karabağ Deresi, Yaraş’tan gelip düdenlere doğru akar gider ama şehre pek faydası olmaz. Zaten şimdi bütün dereler kurudu… Çeşmeler gibi onlar da garip garip duruyor.

Eskiden bizim sokaklarımızda sular olurdu. İnsanlar kullanırdı, kediler-köpekler, kuşlar içerdi. Şimdi “su medeniyetin”den “beton medeniyeti”ne geçtiğimiz için sokaklarımız çöl gibi susuz kaldı.