Bedenleri öldürebilirsiniz,
Fikirleri ise asla.
Astığınız bedenler,
Kuruttuğunuz denizler,
Okyanus olup,
Geri gelirler.
Eğer ki biz,
Biraz daha hallice yaşayabiliyorsak,
Nefes alabiliyorsak,
Eğer ki sevdiklerimizin,
Yüzünü görebiliyorsak,
Sizin mücadelenizle Deniz.
Sizler sonsuzluğa giderken,
Ruhunuzdaki o ateşi,
İçimize taşıdınız,
Tam bağımsızlık
Ve özgürlük ateşini.
Bir volkan gibi,
Kükremeye hazır bir aslan gibi,
İçimizde kabarmaya devam ediyor.
Deniz’ler ölmez.
‘Burada ölen yalnızca bedenimdir ki,
Zaten ölümlüydü.
Ölecekti ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz.
Düşüncem yaşayacaktır ‘demişti Deniz Gezmiş.
Mayıs yaklaştıkça,
Ruhumda fırtınalar esmeye başlıyor.
Kopuyorum hayattan,
6 Mayıs 1972 gidiyorum.
Kavurucu bir sızı beliriyor yüreğimde.
Bir sızıntı başlıyor gözlerimden,
Sel olup akıyor.
O hüznü yaşamak,
O duyguyu tazelemek,
Saman alevi gibi savrulmak.
Ruhumu yoruyor.
Ben mi ters yoldan gidiyorum.
Sistem mi?
Sistem beni çok yoruyor.
Farklı algılıyorum,
Ve de farklı yorumluyorum.
Farklı okuyorum.
Bunu biliyorum beynim sıra dışı.
Ağır bir disleksi olduğumu sonradan öğrenmiştim.
İlkokul öğretmenim ’bu çocuk okuyamaz’ demişti.
Haklıydı.
Tıpkı Albert Einsten gibi,
3 sınıfa kadar öğrenememiştim okumayı.
Beynim farklı çalışıyor ya,
Sanırım her şeyi farklı analiz etmem hep bu yüzden,
Sistemin adamı olamıyorum,
Olmamalıyım da.
Tarih 6 Mayıs 2024
Ve gecenin karanlığında,
Tekrar derin bir fırtınadayım.
Anneme sesleniyorum,
Deniz’i düşün anne diyorum.
Sen ve ‘O ‘ oradasınız.
Her mayıs şafağında,
Uzun uzun öterken kuşlar.
Esen yel döverken darağaçlarını,
Gençliğinin baharında gençler,
Onları düşün anne,
Düşün ki anne,
Yüreğin ağlasın,
Düşün ki anne,
Yüreğin dualasın.
Nice yiğit analar ağlıyor,
Nice yiğit babalar acıyı içine mıhlıyor.
Düşün ki o an,
Yağız delikanlı,
Darağacına çıkmadan önce,
Özgürlük ve tam bağımsızlığı haykırıyor.
Anneme sesleniyorum.
Sen ve Deniz orada.
Siz kavuştunuz.
Söyle O’na diyorum.
Benim kızımda tam bağımsız bir vatanı savunuyor.
Senin bıraktığın meşaleyi taşıyor.
Mustafa Kemal’in yolunda ilerliyor.
Söyle O’na ki,
O’na selam duruyorum.
Hüznüm çok büyük.
Sonbahar akşamı gibi,
Yüreğimde bir sızı,
Ruhumda fırtına.
Anne hatırlar mısın? diyorum.
Çok korkuyordun.
Deniz’i o kadar kötü anlatmışlardı ki sana,
kitaplardan,
Yazarlardan korkuyordun.
Kitap okumamızı yasaklamıştın.
Sen öyle öğrenmiştin,
Kitap okuyan terörist oluyor diye.
Hatırlar mısın anne?
Kaç kez kitaplarımızı sobaya atıp yakmıştın.
Biz ise delicesine kitap okuduk.
Ders kitaplarının içine saklar,
Gizlice okurduk.
Sana hiç kızmıyorum.
Hala deli gibi seviyorum seni.
Bu kadar cesur,
Bu kadar ahlaklı olmasaydın sen,
Bu güzelliklerden beslenebilir miydik biz?
Haysiyetli olmayı,
Dik durmayı,
Yüksek onurlu olmayı öğrendik senden.
Bizi sevgiyle mayaladın,
Cesaretinle aşıladın.
Sende haklısın anne.
Bu toprakların aydınlanmasını istemiyorlardı.
Kitap=Terörist algısı yaratılmıştı.
Yasaklı yazarlar,
Yasaklı kitaplar vardı.
Korkularını şimdi daha çok anlıyorum anne.
Ve nerede birileri,
Özgür olmak için mücadele ediyorsa,
Orada yasaklar vardı.
Deniz’i düşün anne,
Her mayıs şafağında,
Uzun uzun öterken kuşlar,
Esen yel döverken darağaçlarını,
Gençliğinin baharında gençler,
Onları düşün anne,
Düşünki yüreğin anlasın,
Nice yiğit analar ağlıyor.
Düşün ki o an,
Bir yağız delikanlı,
Darağacında sallanıyor…