Değerli dostlarım; cennet mekân Necati BULUT Ağabeyimiz hakkında kaldığımız yerden devam edelim. Çarşı içinde berberlik mesleğini icra ederken devlet memurluğu nasip oldu diye geçen yazımı noktalamıştım. O yıllarda ilçem Ula’da Adliye Teşkilatı var idi. Yine o yıllarda oldukça küçülmeye ve kapanmaya devam ettiği için ilçem Ula’dan Adliye Teşkilatı Muğla Merkez ilçeye, şimdiki adıyla Menteşe ilçesine alındı. Ula Cumhuriyet Başsavcılığı emrinde şoför olarak çalışmaya başladı. Uzunca bir yıl çalıştıktan sonra Ula İlçe Müftülüğü emrinde eski tabir ile “becayiş”, yeni kelime ile “nakil” yaparak İlçe Müftülüğü’nde yine “Şoför” olarak çalışmaya başladı. Artık Berber Necati Ustamız, Ula İlçe Müftülüğü emrinde din hizmetlerini yerine getiren bir kurumda çalışmaya başladı. Sevilen bir sima, esnaflıktan da gelmesi sebebiyle kısa zamanda nakil olarak geldiği kuruma uygunluk göstererek buradan (İlçe Müftülüğü) emekli oluncaya kadar din hizmetleri camiasında sevilen, sayılan, lafı sözü dinlenen bir Necati Ağabey olarak hayatını sürdürdü ve emekliye ayrıldı.
Bir duruşu ve kimliği vardı rahmetli Necati Ustamızın. Bizzat yaşadığı bir yaşam biçimini izah ederek, Ramazan ayı içinde Hakk’ın rahmetine kavuşan bir ağabeyimizi de anarak yazımıza devam edeceğiz.
Merhum Necati Ustamız, vefat edene kadar hasta olmadığı sürece ilçem Ula’nın merkezinde ve bağlı köylerindeki tüm cenaze merasimlerine katılır idi. Hiç ayrım gözetmeksizin mutlak surette cenaze merasimlerine katılır, cenaze evine gider, sabırlar diler ve gittiği arkadaşlarıyla evine dönerdi. Mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.
İlçem Ula’da “Arasta” diye dükkânlar var idi. 70’li yılların başında arasta yıkıldı ve meydan haline getirildi. O arastanın tamamı ise ayakkabı ustalarıyla doluydu. Arasta’da olmamasına rağmen o yıllardan ve önceki yıllardan kendi dükkânlarında kardeşiyle birlikte “Körüklü Çizme ve Kontire Evi” olarak ustamızdan söz edeceğim. Halk arasında GaraiBrahimlerin Ali Hafız’ın oğlu Hacı İbrahim ŞENER Ağabeyimizden bahsedeceğim. Körüklü çizme ustası, yeni adı kundura, mahalli dil ile uskar deriden yapılma kontire ustası olan Hacı İbrahim Ağabeyimiz Kore Gazisi diye de anılırdı. Garaİbramnan Hacı İbram diye ün yapan ustamız 1929 doğumlu idi. Uzun ve güzel yaşadı.
Kardeşi merhum Süleyman Ağabey ile birlikte uzun yıllar (fabrikasyon ayakkabı yapılana kadar) aynı dükkânlarında mesleğini icra eden ustamız, mesleğini bıraktıktan sonra arıcılık, fenni kovan arıcılığı yapmaya başladı. 50’li, 60’lı ve 70’li yıllarda ilçem Ula’da bal borsası kurulur idi. İç Anadolu’dan tüccarlar gelirler, gerek kara kovan balı ve gerekse fenni kovan ballarını alırlar, toplarlar ve satış için ayrıca bir çalışma daha yapılırdı. İşte tam da bu zamanda yine kendi dükkânında toplanan balları satışa hazır hâle getiren Kore Gazisi Hacı İbrahim Ağabeyimiz sevilen, sayılan, toplumda bir yeri olan esnaf ruhlu, kendi örf, adet ve ananelerine bağlı yaşayan bir ağabeyimizdi.
Askerlik görevi esnasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “NATO”ya alınması imtihanında/sınanmasında Güney Kore ile Kuzey Kore anlaşmazlığında ABD başta olmak üzere bir takım devletler Kore’ye asker gönderdiler. İşte tam da bu zaman diliminde Hacı İbrahim ŞENER Ağabeyimiz de askerdir. Kore’ye gönderilir. Tabii Ula’dan bir hayli asker de Kore’ye gitmiştir. Hepsi de memleketlerine dönmüşlerdir. Sonradan gazi maaşı da bağlandı bu Kore gazilerine. Merhum Hacı İbrahim Ağabeyimiz uzun yaşadı. Temiz yaşadı. Dinine bağlı, örf, adet ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı, esnaf ruhlu, akıllı hareket eden, lafı sözü dinlenen ve bilhassa son zamanlarda kahve sohbetleriyle bilhassa genç nesillere adeta ders verircesine yaşadıklarını anlatırdı. Geçmişine bağlıydı. Çok uzun süre bisiklete bindi. Beş vakit namazı mutlaka camide kılmaya çalışır, rahmetli babam ile birlikte Müftü Hüsameddin Efendi Camii’nin müdavimleriydi.
Babası hafız olan Hacı İbrahim Ağabeyimiz babasından Kur’an dersleri almış, Uzun Hoca lakaplı Hafız Mehmet Ali AEMUTCUOĞLU hocamızdan da okumuştur. Sohbetlerinde hem hafız olan babasından ve hem de “Gara İbrahim varmış, dedem müderris ve ilim adamıymış” diye bizlere bahsederdi. Mekânı cennet, makamı âlî olsun.
İlçem Ula’da yaşayan ve yaşam tarzlarıyla, toplumdaki yerleriyle adeta bizlere ışık tutan, yön veren, iz bırakan bu üç ismin arkasından bir hatıra olması bakımından, hayır duaya vesile olması açısından beğeneceğinizi umuyorum değerli okurlarım.
İnsan ömrü kısadır. En fazla yüz yaşına kadar yaşanabilir. Kişi yaşadığı zaman diliminde kendisinden sonra hayır duaya vesile olmak için bir çalışma içinde olması gerekmektedir. Bu anlamda kimseyi kırmamalıdır. Diğer kişiler kendisinden emin olarak yaşamak oldukça önemlidir. Kısa kısa izah etmeye anlatmaya çalıştığım bu insanlar, elimizden alınan ve bilhassa Batı’dan gelen bir rüzgarla kasırga gibi etkileyen “Geniş Aile” yapımızda yaşayan, büyüyen ve gelişen insanlardır.
Geniş ailelerimiz var idi. Baba, anne, dede, baba ve eş çocukların yaşadığı ailelerimiz vardı. İç Anadolu ve Doğu Anadolu illerimizde kaldı mı bilmiyorum. Şimdi de normal aile hayatımıza da saldırılar başladı. Yanlış anlaşılmamdan korkarım. Muğla ili, en çok boşanmaların gerçekleştiği iller arasında olduğunu esefle biliyor ve öğreniyoruz. Gençler evleniyorlar amma, birkaç ay/yıl evli yaşadıktan sonra gidiyorlar, boşanıyorlar. Evlilik/yuva kurmak başlı başına bir müessesedir. Devletimizin temel taşıdır aileler.
Son sözüm olarak kişi dünyadan gittikten sonra arkasından hayır dua ile anılmaktır esas gayemiz. Kimse ile tartışmadan, kimse ile kavga etmeden, kimse ile darılmadan, kimsenin hakkına hukukuna dokunmadan tertemiz bir hayat sürmektir esas gayemiz. Bir büyüğümüzün serlevha olan sözü ile yazımı sonlandırmak niyetindeyim:
Cihan bağında ey âkil, budur makbul-i ins ü cin,
Ne sen bir kimseden incin, ne kimse senden incinsin.
Gençlerimiz belki anlayamazlar, cihan denilen bu dünyada öyle güzel, öyle naif yaşa ki, makbul insan o ki: Kimseden incinme ve kimse de senden incinmesin.
Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız.