Hayatın her döneminde ve her durumda isteklerin ve çabaların odağı, “kendine göre” olanı bulmaktır. Bu, insan için önemli bir gaye… Öyle ki bazı istekler, zamanla bir yaşam amacına dönüşebiliyor.

Kendimize göre bir iş, eş… Kendimize göre bir ev, araba, kıyafet, alışveriş… Kendimize göre bir arkadaş, dost, komşu, ortak…

Bütün bu arayışların isteğimiz yönünde sonuçlanabilmesi için öncelikle kendimize sormamız gereken sorular var.

Elimde ne var? Bu soru kişisel bilgi, birikim, tecrübe ve değerlerimizin listesini verir. Yani altyapımızın bu isteklere uygun olup olmadığının cevabı bu soruda.

“Bana göre” olan ne? “Bana göre”, öznel bir talebin ifadesidir. Duygu, düşünce, istek, sorun ve arzularımızın toplamı olarak kendimiz için belirlediğimiz/istediğimiz şeyi ifade eder. Bu soru, bize ait olanın bize uygun olup olmadığını sorguluyor.

“İsteğim” ile “bana göre” olan birbiriyle uyumlu mu? Yani kendi gerçekliğim ile uyumlu mu?

Özetle; bize göre olanı bulma arayışımız, bu temel soruların cevabına göre şekillenir. İşte bu noktada karşımıza bir başka soru çıkıyor: Bize sunulan sayısız seçenek, gerçekten bize uygun mu?

“Bana/bize göre” olanı belirlerken yaptığımız seçimler; kişiliğimiz, karakterimiz, mizacımız, geçmişimiz, tecrübelerimiz, birikimimiz, beklentimiz ve ihtiyaçlarımız ile uyumlu olmalıdır. Yine tercihimiz/isteğimiz; sağlığımız, kültürümüz, inancımız ve değerlerimize uygun olmalıdır.

“Bana/bize göre” olanla ilgili ikinci önemli husus ise cesarettir. Yani seçimlerimizi cesurca yapabilmemiz ve sonuçlarının sorumluluğunu cesurca üstlenebilmemizdir. Seçim yaparken hiçbir iç ve dış etkinin dayatmasına izin vermeden özgürce seçimlerimizi yapabilmemizdir. Seçimin sonucu ne olursa olsun, seçimlerimizin sorumluluğunu yüklenme cesareti gösterebilmemizdir.

İşte “kendine uygun olan”ı zihinsel/duygusal düzlemde doğru olarak tarif edebilen ve cesaretle/özgürce seçim yapabilen kişinin hayatının her alanında ve döneminde “kendine göre” olanı bulma ihtimali daha yüksektir.

Burada unutmamak gerekir ki, her seçim/tercih bir tehdit (bilinmezlik, olumsuzluk, hata vb.) barındırırken aynı zamanda bize bir tedbir de sunar. Örneğin; iç motivasyon eksikliği, bilgisizlik, deneyimsizlik, sosyal uyum baskısı ve sorumluluklardan kaçma doğru seçim yapmanın önündeki başlıca tehditlerdir. Kişi bilgi ve tecrübe artırımıyla, rehberlik alarak, cesaretle ve iç keşifler yoluyla bu engelleri aşabilir.

Bir başka tehdit ise modanın, sosyal medyanın, sosyal çevrenin ya da nefsinin kölesi olmak ve bu köleliği özgürlük sayan bir yanılgını peşine düşmek. Doğal olarak da kendisine, değerlerine, köklerine, kültürüne ve yaşadığı topluma yabancılaşmak.

Bu noktada öncelikle yapılması gereken şey yüzleşmek ve sorgulamak… İnsanın kendisiyle ve gerçeklerle yüzleşmesi; eksileriyle, hatalarıyla yüzleşmesi… İsteklerin ne kadar bilinçli, ne kadar tepki ürünü olduğunu sorgulamak…

Yüzleşme ve sorgulama yoksa birey olamayız; kitlenin bir parçası oluruz. Bunu başaramazsak yanıltılırız, yanlış yola düşeriz. Elma ağacının portakal vermesini bekleriz.

Sonuç olarak; her isteğin/hayalin gerçekleşmesi, her arayışın olumlu sonuçlanması elbette mümkün değil. Bu noktada kişinin pozitif bakışı, rızası, tevekkülü, kadere teslimiyeti ona ummadığı kapılar açacaktır. İsyanı, itirazı ve küskünlüğü ise var olan olumlu şeyleri de zehirleyerek kişiyi kendi gerçekliğinden uzaklaştıracaktır.

Malumdur ki beşer şaşar. Her yanılgı, farkındalık sahibi insanlar için bir tecrübedir. Diğer taraftan da bulanlar, arayanlardır. Ne aradığını/istediğini iyi bilenlerin ya da doğruyu arayanların, aradığını bulma ihtimali daha yüksektir.

Ne aradığını/istediğini bilenlerden ve cesaretle doğruyu arayanlardan olmak dileğiyle.

30.04. 2025