İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Karanlıktan Aydınlığa İnsan

Eklenme : 25.05.2021 00:00:00
Görüntülenme: 1006

"Bak sabahın aydınlığında yepyeni bir güne duran şu şehre, kıpırdanmaya başlayan insanlara. Her ne kadar hayat insanlara sırtını dönmüş gözükse de hiçbir şey göründüğü gibi değil. Hatırla ve hatırlat nerede, ne kaybettiğini? İlk adım senden olsun, tertemiz ve saf bir merhaba ile başla."

Çok uzaklara daldı gitti gözlerim. Bir şeyleri bulmaya çalışıyordum. Dalıp gitmiştim. Sonra bir ses duydum uzaklardan. "Bak sabahın aydınlığında yepyeni bir güne duran şu şehre, kıpırdanmaya başlayan insanlara. Her ne kadar hayat insanlara sırtını dönmüş gözükse de hiçbir şey göründüğü gibi değil. Hatırla ve hatırlat nerede, ne kaybettiğini? İlk adım senden olsun, tertemiz ve saf bir merhaba ile başla."

Kendi kendime tekrar ediyordum içimden geçen sesleri. "Hatırla ve hatırlat nerede, ne kaybettiğini? İlk adım senden olsun, tertemiz ve saf bir merhaba ile başla." Bu dalıp gitmeleri uzun zamandır yaşıyordum. Sanki başımı kumlara gömmüş, ruhumu acıtan tüm sıkıntılardan kurtulmaya çalışıyordum. Televizyon, telefon, sosyal ağlar ve dışarıdan gelen tüm havadislere kapatmıştım kapılarımı.

Günü güne eklerken dertler, sıkıntılar bitmiyordu. İnsanın başrolündeki hayat tamamen karanlığa gömülüyordu. Mesela sosyal ağlarda artık sayısını bile hatırlamadığım yüzleri geçen acı kayıplarımızın haberleri ve o paylaşımların altına düştüğüm "Allah rahmet eylesin, sabırlar dilerim, mekanı cennet olsun." sözleri kopyala yapıştıra dönüşmeye başladı. Salgın günlerinde yaşadığımız bu elim kayıplar ne kadar çoktu Ya Rabbi? Hüzün yağmurları fırtınalara, kasırgalara dönmüştü.

Bunun yanında kavgalar, darplar, dolandırmalar, tacizler, cinayetler alıp başını gidiyor. Sanki çorap söküğü gibi elimizin altından kayıp giden insanlık. Devamlı yitiyorduk, yitiriliyorduk. Kayıplarımızın haddi hududu yok. Ne zaman bir yere dokunsam ahlar gökyüzünü buluyordu. Ve huzurun simgesi şehrimden de yükseliyordu bu haberler. Muğla'dan Türkiye'ye ve dünyaya ne kadar masum ve tertemiz bakıyormuşuz. Bir rüya aleminde korunmuş topraklarda gibiymiş bize hayat. Oysa şimdi kadın cinayetleri, tacizler, şehir eşkıyalarının yarattığı kaos çoktandır tohumlarını atmış yaşadığım şehre de sıçramış.

Bihabermişim, bihabermişiz. Uzaktan bakmakla yakından yanmak arasındaki fark buradaymış. Hep karanlıkta kalan gözler nasıl ışık gördüğünde alacakaranlığı yaşarsa öylesine alacakaranlıkta kalmışız. Bunca kötülük, şer arasında masumiyeti, saflığı aramak gerekir oysa. En azından hatırlatmak. Hep kahır, hep kahır nereye kadar?

Hafızama kazınan insan suretleri. Gözlerinde devasa bir karanlık, benlik desen egonun direksiyonunda kaybolmuş, hırslar dizginlenemez boyutta, hele ağızdan çıkan mahlukatın kanalizasyon çukurunda kayboluyorum. Gürültü, patırtı sonu gelmeyen hep sonu kanla biten hikâyeler. Dünyayı kasıp kavuran acılar, gözyaşları.

İsrail'in başrolünde dünyayı sarmalayan gözyaşı medeniyeti. Buna dikkat çekici bir tablo Amerika'da bir polisin ayakları altında ezilen, soluğu kesilen ve suçu sadece derisinin rengi olan bir masumun son nefesini verişi emsal gösterilebilir. Burnumuzun dibinde kendini her daim medeniyetin beşiği gösteren Yunanistan'ın kendisine sığınan göç insanlarını denizde ölüme terk etmesi hem de cebren.

Gözyaşı medeniyetinde fotoğrafa hep sömürülen insanın gözüyle bakarken asıl kaybımız insanı unutmakta. Oysa hikâyenin kirli sayfalarını yazan hatta uşaklarına yazdıranlar ne kadar tertemiz, saf ve pak kalmaya devam edebiliyor. Birkaç sözcükle işi nasıl da kotarabiliyorlar. "Barış, sevgi, adalet, insan hakları, özgürlük" Oysa o çığlığı atan sessiz çığlıkları duyabilmeli duyurabilmeliyiz. Kaçımız soydaşlarımızın yaşadığı zulmü biliyor, konuşuyor. Nesillerin uyanışında bizim hikâyemize ekleyebiliyor.

En büyük sessiz çığlık Doğu Türkistan'dan yükseliyor. Azerbaycan, Kırım, Karaçay, Gagavuz, Batı Trakya nerede bir Türk ismi geçerse hep zulüm, hep gözyaşı. Dillerine sakız ettikleri Ermeni Tehciri'nin altında gizlenen nice insanlık dramı. Dram bile hafif kalıyor bu vasfa. Vahşet, katliam.

Biz medeniyetin akyüzü Türkler bütün bunlar yaşanırken unutmamalıyız. Sırf bu yüzden unutmamalıyız. Ötekileştirmeden, saflara ayrılmadan, içimizdeki insanı terk etmeden. Karanlığın aydınlıkta kayboluşuna, tükenişine hep inanarak. Umutla. Medeniyetin akyüzü Türklerin alnında o kara çizgiler yok. Alnımız tarih karşısında her zaman hesap vermeye hazır. Bilge Kağan'dan Mustafa Kemal Atatürk'e her daim milletine hesap veren bir asalet bu.

Konu nereden nereye geldi. Milletlerin iyisi kötüsü yoktur diyelim dikkati özneye yani insana çekelim. İnsanın iyisi kötüsü vardır hükmünce sarılalım ve inanalım insana. Ne demiştik: "Hatırla ve hatırlat nerede, ne kaybettiğini? İlk adım senden olsun, tertemiz ve saf bir merhaba ile başla."

O zaman gelecek yazılarımızda tertemiz ve saf bir merhaba eşliğinde insana dönelim. Aydınlığa yüzünü dönmüş insana. İçimizdeki güzellikleri derelim ve ortaya serelim. Onların yüzünde ve sözünde cümleler kurup bir merhaba diyelim.

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft