Bazen bir düşüş, insanın içindeki en derin korkuları değil; en güçlü umutları ayağa kaldırır.
Soğuk, karanlık bir kışın ardından aydınlık dolu bir bahara uyanışı yaşıyorum bugün. Ramazan Bayramı'nın 2. günü o kadar çok duyguyu karmaşık bir şekilde bir arada yaşadım ki anlatamam. Bir yanda hayatımda yaşadığım bir yaprak dökümünün izleri, bayram gününde yalnızlığın sessizliği… Geçmişe dönük hatıralar, coşkulu kalabalıklar, mutfakta, salonda yankılanan insan sesleri…
Bayramın 2. gününe bu duygularla uyanırken yaşayacaklarımın beni çok farklı duygulara ve düşüncelere taşıyacağından habersizdim. Sabah 10 gibi annemi kahvaltıya çağırmak için odasına gittim. Hazırlanıyordu; yürüteci ile yavaş yavaş, her zamanki gibi mutfağa gelecekti. Birden bir gürültü, ardından düşme sesi… Odasına girdim. Bir de baktım ki boylu boyunca uzanıyor. Hemen ilk yardımda yapılması gereken kontrolleri yaptım. Ağrısı vardı ama kırığı olmadığını düşünüyordum. Yine de kontrol için acile gitmeye karar verdim. Bir yandan bayram tatilinde acilde yaşanabilecek yoğunluk ve stres aklımı kurcalıyordu; ama her şeye rağmen acile gitmenin en doğru çözüm olduğunu biliyordum.
Sonrasında yaşadıklarım beni kıştan bahara geçişin habercisi olan çok güzel duygulara taşıdı. Acile, travma odasına girdiğim andan itibaren hastamla ilgili bütün kaygılarım bir anda sona erdi. Nasıl mı? Gözlerinizin içine bakarak güler yüzle sizi karşılayan o gül yürekli sağlık personeli sayesinde… Hemşiresinden hasta bakıcısına, destek hizmetlerinden tıp fakültesi 6. sınıf öğrencilerine, internlerden asistan doktorlara kadar herkes ne kadar ilgili, ne kadar duyarlı ve ne kadar kuşatıcıydı. Hastamın başından geçenleri ve hastalık hikâyesini dikkatle dinlediler. Ardından tahlillerden röntgene, tomografiden diğer işlemlere kadar her şeyi sırasıyla ve titizlikle gerçekleştirdiler. Üstelik ben sormadan gelişmeler hakkında bizi bilgilendiriyorlardı.
Şaşırdım. Çünkü Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde daha önce yaşadığım yoğunluk, beklemeler ve iş bölümündeki aksaklıkların yerini bambaşka bir düzen almıştı. Her yer pırıl pırıldı. Hastane büyük bir değişim yaşamıştı. Buna hafta içinde üroloji servisinde bir hasta ziyareti sırasında da tanıklık etmiştim. Prostat ameliyatı olan çok değerli bir büyüğüm, hastaneden, çalışanlardan ve doktorlardan övgüyle bahsediyor, anlata anlata bitiremiyordu. O anlattıkça ben de mutlu oluyor, özellikle genç doktorlarımızla kıvanç duyuyordum.
Şimdi bu tanıklığı birebir yaşama sırası bana gelmişti. Hastam gözlem altındayken ben de diğer hastaları gözlemleme fırsatı buluyordum. Bir Fransız hasta vardı. Genç internlerden biri hastayla Fransızca konuşarak doktorla hasta arasında iletişimi sağlıyordu. Bu gençten Fransızcayı nerede öğrendiğini sorduğumda İsviçre’de eğitim görürken öğrendiğini söyledi. Gençlerimizle gurur duydum. Biliyorsunuz, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri İngilizce eğitim alıyor. Dilin ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu bu küçük gözlemle bir kez daha fark ettim.
Hastanede geçirdiğimiz 4-5 saatlik süreçte hasta başında beklemenin verdiği stresi hiç yaşamadım. Çünkü bunu bana hissettirmediler. En son gözlem odasında beklerken genç doktor adaylarıyla sohbet etme imkânı buldum. Ne kadar entelektüel, bilgili, geniş ufuklu ve gönül güzellikleri güler yüzleriyle taçlanmış gençlerle birlikteydik. Bu gençleri yetiştiren ailelere ve hocalara minnettar olmalıyız.
Sonunda hastamın iç kanama riski olmadığı ve önemli bölgelerinde kırık bulunmadığı tespit edildi. Taburcu edilmeden önce gerekli son kontroller de yapıldı. Yaşlı bir hastaya gösterilen nezaket ve saygı, bu toplumda görmek istediğim ve umut ettiğim bütün güzellikleri adeta bir seremoniye dönüştürmüştü. Hastamla yakından ilgilenen Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisindeki başta başhekim yardımcısı uzman doktor Gökhan Kaya olmak üzere, asistan doktor Arda Fidan’a, hemşirelere, hasta bakıcılara, tıbbi sekreterlere ve genç doktor adaylarına teşekkür ediyorum. Bana, insan olarak hastamla birlikte değerli olduğumu hissettirdikleri için.
Eve geldiğimde şükür duygusunun hayatımızdaki yerini bir kez daha derinden hissettim. Geçenlerde bir iftar programında Profesör Doktor Ümit Meriç Hoca’nın söylediği şu söz aklıma geldi: “İnsan bu dünyada her bahara tanıklık ettiğinde, doğum ve ölüm arasındaki çizgiye de şahitlik eder. Bu şahitlik, yaşamın ve ölümün bir insan için ne kadar güzellikler barındırdığını anlatır aslında.”
Evet, bir yanım hüzün, bir yanım huzur… Hüzünde de huzurda da insan var. İyi ki insan var.
İnsanın insana iyi geldiği her yer, aslında en gerçek bahardır.