Uzunca bir süre önce, ayaklarımıza bağ olanlara ve zihnimizi kelepçeleyen düşüncelere tekmeyi vurmak gerektiği konusunda bir yazı kaleme almıştım.

Yavru filin, ayağına bağlanan ipten, dolayısıyla da öğrenilmiş çaresizlikten bir ömür kurtulamadığını anlatan hikâyeyi sizlerle paylaşmıştım.

Sonrasında birçok okuyucumdan çok güzel dönüşler aldım. Bizi engelleyen, kurumlara takoz olan, işleri yavaşlatan, çalışanlarının Devlet’e hizmetini değil kendisine itaatini daha çok önemseyen insanlardan yakınan ve bunlara dair örnekler veren birçok okuyucum oldu.

Bir okuyucum da yolladığı mesajda “İpin ucu başkalarının elinde olduğu sürece zor be hocam…” diyordu.

Bu mesajı okuyunca aklıma farklı versiyonlarda anlatılan bir hikâye geldi.

Nasrettin Hoca; cemaat kendisinden camide vaaz etmesini isteyince, “Etmeyin, ben yapamam; hata yaparım, yanlış bir şeyler söylerim.” diyerek kabul etmek istemez.

Cemaat ısrar edince Hoca, “O zaman bana bir ip verin. Bir ucu bende, bir ucu filancada olsun. Yanlış bir şey söylersem o ipi çekip beni uyarsın.” diyerek teklifi kabul eder.

İp bulunur ve bir ucu Hoca’ya bir ucu arkadaşına verilir. Hoca, ipin ucunu ayak baş parmağına bağlayıp konuşmaya başlar. Ancak Hoca konuşurken gelip geçenler de ipe takılmaya başlamıştır.

Gerilen ip sürekli hareket ettikçe ne diyeceğini şaşıran Hoca, nihâyet patlar: “Aziz cemaat! Çok şey anlatacağım da ipin ucu puştun elinde!”

İş hayatından sosyal yaşama, akademiden bürokrasiye sosyal ve kurumsal ilişkilerde yaşanan onca can sıkıcı olayın sebebi ne?

Bunca kötülük kimin eseri?

İpler kimin elinde?

Milli ve manevi değerleri kirli emellerine alet eden ihanet senaryoları kimler tarafından yazılıyor?

Bulunduğu makam ve taşıdığı ünvandan aldığı güçle insanları ezmeye, sindirmeye, kendisine koşulsuz itaate zorlayanlara hangi sıfat daha çok yakışıyor?

Sahip olduğu yetkileri bir kırbaç olarak kullanıp önüne geleni cezalandırmaya çalışanlar kimler?

Liyakatsizliğini, beceriksizliğini, zihnini ve kalbini kirleten kötü duyguları gizlemek için sürekli bağıran, hakaret eden, tehdit eden ve sürekli “hayır” diyen insanların olduğu bir yerde, ruh sağlığımızı koruyup nasıl işimize odaklanabileceğiz?

İşin acı yanı da dünün mağdurlarının, intikam almak istercesine bugün aynı p..luğu yapması...

“Ben buralara kolay gelmedim!” diyerek yaşadıklarını başkalarına da yaşatma vicdansızlığını yapabilmeleri…

“İnsan oğluna iyilik yaramaz.” diyerek içlerindeki kirli duyguları temize çıkarmaya çalışmaları…

Bu da bizim acınası halimiz…

Liyakatsiz, ahlaksız, kişiliği gelişmemiş, zayıf karakterli, egosunun ve hırslarının kurbanı olan bunca insanın verdiği hasarı nasıl onarabiliriz? İpin ucu bir gün ehil insanların eline geçer mi?

15.10. 2025