Hayıtlarçiçek açtı Ağam!...

Açık mor pembe, beyaz. Bütün renkleriylehayıtlar çiçek açtı.

Dere kenarlarında hayıt cümbüşü var. Herbiri dal uçlarındaki çiçekleri dereden geçene, yoldan geçene göstermek üzereuzanan dallarla coştu hayıtlar.

"Beni görmeden geçme!.." der gibiuzanıyor dal uçları.

"Kokla beni!..." der gibi hepsi de.

Şehirlerde kültür bitkisi olarakehlileşen leylakların dağ formu gibi kaplıyor her yeri hayıtlar.

Hani çocukken evimizin yanındaki dereninhayıtının altında evcilik oynardık ve evimiz hayıt kokardı.

Hani hayıt yapraklarını uzun çöğürdikenlerine tütün dizer gibi dizer, tütün kurutur gibi tellere askı yaparkuruturduk. Tütün zamanı evde gerçek türün dizerdik, derede oyundan hayıtdizerdik. Zaten evcilik oyunlarımız da evlerimizin birer çocuk yansıması değilmiydi? Açık mor veya beyaz çiçeklerle kaplı hayıt altı evciliklerimizdebörtü-böceğe rağmen ve onlardan korkmadan ne tatlı evcilik oyunlarımızolurdu!...

Hani bağımıza giderken derekenarlarındaki hayıtlar vardı. Bunca müdahaleye rağmen o hayıtlar hâlâ eskisigibi duruyor ve hepsi de çiçek açtı. Cüccün'ün çeşmesinden arazimize kadarderede hayıtlar coşkunluk yaşıyor. Kır tarlanın, amcamın bağının, Duduteyzemin, halamın bağının kenarı hayıt çiçeği gülümsemesiyle dopdolu. (Şu hayıtçiçekleri ne kadar edepli çiçekler. Bütün coşkunluklarına ve güzelliklerinerağmen şımarmıyorlar ve kahkaha atmıyorlar; sadece tatlı bir tebessümlebakıyorlar size ve dal uçlarını mahcup bir gülümsemeyle uzatıyorlar size.)

Kır tarlanın köşesindeki yaban gülü(Yıllar yıllar sonra bu yaban güllerine "nesrin" ve nesteren" dendiğiniöğrenecektik.) tarla genişletmeye kurban gitmiş. Çocukluğumuzda kokusu taauzaktan gelirdi burnumuza ve hiç birimiz o kokunun verdiği sevinci ve mutluluğuaçıkça söylemesek de içimizin en derin bir yerinde tatlı tatlı yaşardık. Neyazık ki o yaban gülü yok artık.

GÜLHATMİLERDE AÇTI AĞAM!...

Yaban gülü yok ama her taraftagülhatmiler açmış. Kırmızısı, bordosu, pembesi, sarısı ve beyazı ilegülhatmiler. Tek yapraklı gülhatmiler,katmerli gülhatmiler. Hani 2014 yazında ben ameliyattan çıkıp yaylaya gelinceoturacağım yere gülhatmiden yaptığın yak vardı ya. Onların torunları kaplamışher yeri. Topladığın gülhatmi tohumlarını yol kenarına saçmıştın hani. Şimdionlar orman oldu ve gelene geçene mutluluk dağıtır oldu Ağam.

Evin arkasındaki gülhatmiler iyiceçoğaldı. Kardeşim ve çocukları, onları senin emanetin olarak koruyorlar ve herbirine özenle bakıyorlar. Ot biçme mevsiminde onlara zarar vermemek için özelözen gösteriyorlar.

SENİNMASANDA YAZIYORUM

Bu yazımı, birkaç yaz gelip çalıştığınmasada yazıyorum. Masa aynı yerinde. İki pencere arasında ama cereyandakalmamaya özen gösteriyoruz. Pencereden bakınca erik ve dut ağacı. Güller vetabii ki o pembe gülhatmi. Onlara senin gözünle bakıyorum, onlar da bana sanabakar gibi bakıyorlar; bakışıyoruz.

Bugün uçağa binip İstanbul'a, sanagelsem.

Gelirken bir demet hayıt çiçeğigetirsem.

O güzelliği, o kokuyu, o çocukluğusalonuna doldursam.

O demet kurusa da yıllarca masandakalsa.

Tohumları masaya dökülse de, masandakalsa.

Ah Ağam ah!..

Bunlar olmayacak.

Sen bir hüzün, çiçekler bir sevinçolarak yüreğimde buluşacaksınız. Ben yarı sevinç ama daha çok hüzünle bu yazımıyazıp sana göndereceğim.

Okursun değil mi?