Hani arada “Nerdeee o eski yağmurlar?” der ve eklerdik: “Bu dereden günlerce önce bulanık sonra dupduru suyun aktığını hatırlarım.” Veya “Falanca zamanda bir yağmur olmuştu, günlerce sürmüş ve sanki hayat durmuştu…”

Bunların hepsi yağmur bereketi zamanlarından kalma sözler ve ne acıdır ki son yıllarda bunları çok kullanır olduk ama 2025 sonu ve 2026 başından beri gökyüzünden bereket yağıyor; öyle yağıyor ki pek çok yerde (Kemal Tahir’i hatırlayarak…) rahmet yolları kesti… Tabii ki rahmet bereketinin amacı yolları kesmek değil, hayata can vermek ve buna bağlı olarak ürün artışını sağlamaktır. Kısacası rahmetin bereket olanına taliptir insanoğlu; felaket olanına değil… O yüzden halkımız rahmet yağarken “Allah âfâtsız versin” diye dua eder. (Bu cümleyi ilk annem rahmetliden duydum. Köydeydik… Çok sıkı bir yağmur yağıyordu. Hayatımızın trabzanına dayandık ve anacığım her şimşek çakıp gök gürlediğinde kelime-i şehadet getirdi ve hep Allah âfâtsız versin!” diye dua etti. Yağmur şakırtısı ile “eşhedü” deki ş seslerinin izi hâlâ aklımdadır.)

Allah gökyüzünden yağmur olarak, yer altından da kaynak suyu olarak veriyor rahmeti de biz insanlar bunu kontrol edebiliyor muyuz? Yani gökten yağan yağmuru verimi arttırmak için depolayabiliyor muyuz? Yer altı sularını yeryüzünde nitelikli olarak kullanabiliyor muyuz?

Son aylarda maşallah iyi yağmur yağdı. Ben 70 yaşımdayım; çok yağmurlar gördüm ama bu son yağmurlar kadarını görmedim. Bugünlerde düşen yağmur miktarı açıklanır; öğreniriz ama sosyal medyada, televizyonlarda ve gazetelerde gördüğümüz kadarıyla yıllardan beri akmayan derler aktı, suskun çağlayanlar çağladı… Bazı yerlerde sel baskınları oldu maalesef ama Allah’a şükür barajlarımızın tamamı ta tam doldu ve hatta taşıyor, bir kısmı da dolmaya az kaldı.

Yukarıda da dediğim gibi gökten inen rahmet bereketi, dereler, ırmaklar, kaymak suları coştu… Yani moda tabirle dersek “kullanım fazlası” sular var ve ne yazık ki bu sular engin denizlere akıp gidiyor. Elbette denizlere de ulaşmasının insanlığa faydası çok ama biz insanlar tuzlu sudan çok tatlı suya ihtiyaç duyuyoruz ve son aylardaki tatlı su miktarının artması hepimizi sevindirdi. Yağmur bereketi varken sevinmek herkesin ve hatta her canlının hakkıdır elbette ama “eşref-i mahlûkat” olan insanoğlu için bu bereket aynı zamanda bir sorumluluktur da. Allah’ın verdiği bereketin her zaman kullanımını sağlayamayan insan i.in, her sevincin arkasından hüzün ihtimali vardır. Şimdi her tarafta coşan bereket kontrolsüz bir şekilde denizlere akıp giderse, topraktan beklenen bereket için oluşması gereken şartlardan birisini kaybediyoruz demektir.

Yağmur suyunu nisbeten en iyi kontrol eden bir ilde yaşıyoruz. Muğla geneline yayılmış 300 kadar sarnıçta, sarnıç kubbelerinden gelen tertemiz yağmur suları depolanıyor. Bu sarnıçlardan bazılarında 50 tonluk su toplanabiliyor fakat bu gelenek komşu illerde az da olsa görülmekle beraber, ülke geneline yayılmış değil. Yağan yağmur sel olup gidiyor ve biz de bu durumda kendimizi eleştirir bir şekilde “Su akar, Türk bakar” diyoruz. Artık böyle bir cümle kullanmayalım ve kullanmamak için de suları kontrol edecek imkânlar üretelim.

Geçen Hafta İzmir Düşünce Platformu’nun toplantısında konu tarımsal su yönetimi idi. “Su ve Toprak Kaynakları Strateji, Yönetim ve Eylem Planı” başlıklı konuyu Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu konuştu. Yıllardan beri bu konuda bilimsel çalışmalar yapan ve elde ettiği sonuçları teoride bırakmayıp hayata da geçirmek için çırpınan ve tarım alanlarında uygulanması için ilgili bürokrasiyi uyaran Dr. Şahsuvaroğlu, başta “su barışı” başlıklı strateji olmak üzere su konusunda geniş ve derin bilgiler verirken çok güzel bir tabir kullandı: yağmur hasadı!... Tarım literatüründe kullanılmaktaymış tabir. Ne güzel bir ifade ve Türk dili kuralları ve anlam alnına son derece uygun bir buluş…

Öyle ya… Bir mahsulün çokluğu durumunda onu hasat etmek için tedbirler alırsın; normal ürün elde edilse, kendi içinde bir ritüelle hasat edilir ama çok, bol ve bereketli olunca, alışılmamış hasat teknikleri kullanılmalıdır. Türkiye’de en çok yağmur alan ikinci bölgedeyiz ve atalarımız, sarnıçlarla yağmur suyu hasadını yüz yıllardır başarmışlar. Benzerini ve hatta daha gelişmişini şimdi bizler niye tapmayalım? Koca koca kampüslerin kiremitliklerine, teraslarına yağan yağmurlar, yer altına gidiyor. Onları, belirlenen yerlerde çok basit tekniklerle toplayıp, yağmursuz zamanlarda kullanmak doğru değil mi? Barajlar, göletler, yer altı barajları ayrı… Ben evlerimizin ve resmî binalarımızın damlarından akıp giden sulardan söz ediyorum. Bunları hasat edip suyun olmadığı günler için depolamak çok mu zor?

Yağmurumuz var ama kontrol edemiyoruz. Şu “yağmur hasadı” işini bir toplumsallaştırırsak, susuzluğumuzun bir kısmını gidermiş oluruz.

Haydi Türkiye su hasadına!...