“Dünyada iki terbiyeci vardır der Ahmet er-Rıfai: “Biri şevki muhkem yani şiddetli muhabbet. Diğeri ise sille-i Hüdâ…” Yani Allah’ın tokadı. İkinci terbiye/öğrenme yolu acı, ıstırap verici ve zorlu bir yoldur. Birinci yol da herkese, her zaman nasip olmayabilir. Oysa bir yol daha olmalı akıl sahibi insan için: Tecrübe… Hatalardan ders çıkarmak ve bunu sonraki yaşamında kullanmak…
Yaşam boyunca yaptığımız hatalar, bir yönüyle de bizi farkındalığa götüren yön levhalarıdır. Çünkü her hata bize bir şeyler söyler. İnsan hata yaparak öğrenir ki en kalıcı öğrenme budur. Burada önemli olan husus yapılan hatalara olan bakışımızdır. İnsanın mayasında ve hayatın olağan akışında yer alan doğal bir durum olarak görülen her hata; farkındalığın, öğrenmenin, değişimin ve gelişimin ilk adımı olur.
Hata uyarıcıdır. Hata yapmayan uyarılmaz, bunun için de kişide bir değişim motivasyonu oluşmaz. Burada önemli olan husus, hataya karşı bu bakışa sahip olan insanın özgüven sahibi olup olmadığıdır.
Özgüven, kişinin kendi bilgisi, yetenekleri, düşünceleri ve kararları/davranışları hakkında sahip olduğu inanç ve güvendir. Özgüven sahibi olmak, mükemmel olmak değildir. Hata yapmamak da değildir. Özgüven, yapılan hatalardan/yanlışlardan bağımsız olarak kişinin kendini değerli görmesidir. Kişi yaptığı hataların farkında olduğu sürece özgüveni zedelenmez.
Özgüvenle bakıldığında hata, hata olmaktan çıkar. Yaşamın doğal bir parçası olur. Özgüven, hatalara karşı esnek bakmayı sağlar. Esneklik olmadan da gelişim olmaz. Yaşama, olaylara ve hatalara karşı esnek olmak ise kırılmayı önler. Yani özgüven, diğer yararlarının yanı sıra hayatın saldırıları karşısında insana kalkan olur.
Bazı insanlar neden çok sert, kırıcı ve tahammülsüz; hiç düşündük mü? Hatalarını ve başkalarının hata yapmalarını kabullenemedikleri için… Mükemmel olma iddiasında oldukları ancak özünde özgüven yetersizliği yaşadıkları için…
Neden tecrübeli insanlar, olaylar karşısında daha sakin ve ihtiyatlı; bunu düşündük mü? Onlar daha önce bu tür durumlarla karşılaşmışlar, benzer süreçlerden geçmişlerdir. Sorun, hata, kriz onları korkutmaz; çünkü onlar özgüvenlidir. Çaresizlik hissetmezler, mutlaka bir çözüm, çıkış yolu olduğunu bilirler. Dahası bu yaşamda hiçbir şeyin mükemmel olmadığını, olamayacağını bilirler. Dolayısıyla da öğrenmeye ve gelişime açıktırlar.
İş hayatımda zaman zaman hatalar yaptığım olmuştur. Mesai arkadaşlarımın veya idarecilerin “Bu hatayı nasıl yaparsınız? Nasıl gözden kaçırırsınız?” gibi çıkışları karşısında rahatlıkla şunu söyleyebildim: “İş yapan insan, hata da yapar. Hatasızlık Allah’a mahsus. Yeter ki biz ihmale, kastî yanlışa ve ihanete düşmeyelim.” Böylesi durumlarda önemli olan mükemmel olmadığını kabul ederek hatasını özgüvenle üstlenmek, düzeltme becerisine sahip olmak ve bu durumu bir öğrenme/tecrübe aracı olarak görmektir. Bir yönetici için de marifet hatalara karşı suçlayıcı değil uyarıcı olmaktır.
Hata yapmadan öğrenilmez. Ne bir iş ne de bir beceri/meslek öğrenilir. Başarı, hata basamaklarını tırmanan insanın ulaştığı noktadır. Hata/yanlış, bize doğruları nasıl sırlamamız gerektiğini gösterir. Hata/yanlış, bize doğruyu nereye koymamız gerektiğini gösterir. Bunun için hata yapmaktan korkan ve hata yapılmasını kabullenemeyen insanlar, öğrenme güçlüğü çeken insanlardır.
Her hata da bir deneyim/tecrübe yani yaşantılamadır. Durumun/olayın; duygusal, fiziksel ve bilişsel tüm boyutlarıyla deneyimlenmesidir. Bunun için de öncelikle bilgi ya da entelektüel bir bakış lazım. Konforu bir kenara bırakıp adım atma cesareti lazım. Oysa insanın denememek için o kadar çok nedeni/bahanesi vardır ki! Bu nedenler/bahaneler onu güvenli sularda tutuyor gibi görünse de aslında sığ sulara hapsetmektedir. İnsanı hayatın ve anlamın uzağında tutmaktadır.
Bunun için tecrübeyi, kişinin kendisini tehlikeye maruz bırakmak zorunda olduğu bir karşıdan karşıya geçmek olarak tarif eden Byung-Chul Han “Güzeli Kurtarmak” isimli eserinde, farkındalık-öğrenme-tecrübe ilişkisini şöyle açıklar: “Yaralanma olmadan ne şiir ne de sanat olur. Düşünme de yaralanmanın negatifliği ile ateşlenir. Acı ve yaralanma yoksa aynı, alışıldık olan, adet olan devam eder. Tecrübe özünde acıdır.” Yani insan hayatında bir değişime yol açan her tecrübe ya zihinsel süreçte ya da eylem boyutunda yaralar, acıtır. İnsanı değiştiren de bu acıdır.
İşte bu nedenledir ki tecrübenin en önemli kaynağından biri de negatif-olumsuz-kötü-çirkin-günah-hata-yanlış olandır. Byung-Chul Han’a göre negatiflik olmadan tecrübe olmaz.
Yaşamımızdaki negatiflikler, hatalar ve eksiklikler ise birer derstir insan için. Yaşam Dersleri’nin yazarı Elisabeth Kübler-Ross, bu dersleri şöyle ifade ediyor: “Yaşamdaki derslerimiz küçüklüğümüz üzerinde çalışmayı, olumsuzluğumuzdan kurtulmayı, kendimizdeki ve birbirimizdeki en iyiyi bulmayı kapsıyor. Bu dersler, hayatın fırtınalarıdır; bizi olduğumuz kişi yapar. Birbirimizi ve kendimizi iyileştirmek için buradayız. Fiziksel açıdan iyileşmede olduğu gibi değil; çok daha derinlerde bir iyileşme. Ruhlarımızın ve özlerimizin iyileşmesi.”
Bu dersler çoğu zaman keyifli dersler değildir, sıkıcıdır. Sabırla beklememizi, katlanmamızı ister bizden. Bunu başardığımız takdirde ise tamamlandığımızı, zenginleştiğimizi fark ederiz.
Bu tecrübelerin farkındalığıyla hatalarından ve hayatın negatifliklerinden öğrenmek, hayatın fırtınalarından aldığı dersle ruhta/özde bir iyileşmeyi sağlayabilmek ve bu sayede “en iyi”ye dair bir ipuçlarını yakalamak için insanın çabalaması önemlidir. Bu çaba varsa farkındalık vardır, farkındalık varsa öğrenme vardır, öğrenme varsa değişim vardır.
01.111. 2025