Su uyur düşman uyumaz” laf olsun diye söylenmiş bir söz değildir.

TUSAŞ’a yapılan hain saldırı sözün doğruluğunu bir kere daha gösterdi. Saldırıyı önderi gaflet ve dalalet içinde Gazi Meclis’te konuşma yapmaya davet edilen terörist başı olan emperyalizmin ve siyonizmin Orta Doğu maşası örgüt tarafından kabul edildi.

Tesadüf mü, tevafuk mu ne bir terör örgütünün başı Amerika’da bir çukura gömülürken, bir diğer terör örgütü de memleketin kalbinde eylem gerçekleştirdi. Sanki “Biz bitti demeden bitmez” mesajı verdi.

Bitmeli... Bitecektir... 101 yıllık Cumhuriyet üstesinden gelecektir...

Aslında 1. Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı Devleti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yugoslavya, Romanya, Çekoslovakya, Polonya, Portekiz, Belçika, Yunanistan ve Ermenistan arasında imzalanan “barış” antlaşması denilen “işgal ve paylaşım” anlaşması Sevr adeta el altında tutuluyor... Sevrcilerin istihbarat örgütlerinin kolladığı, destekleyip yönlendirdiği “Teali Cemiyetleri” de ayaktalar...

En acı olan da ne biliyor musunuz?

Şu anda üniversite sıralarına kadar gelebilmiş gençlerimizin çoğunun Sevr’i bilmiyor olmaları...

+

Yine de bu güzel ülkenin “yurttaşları” Sevr’i yırtıp İngiliz’i, Fransız’ı, İtalyan’ı, Yunan’ı bu topraklardan söküp attığı gibi, Amerika ve şimdi de İsrail’in eklendiği bu uluslar ötesi emperyalizmin “teali cemiyetlerini” de bu topraklardan çıkarıp sürecektir.

Elbette yastayız, ama yarın Atatürk ve silah arkadaşlarının Sevr’i yırtıp, Osmanlı’nın yıkıntıları üstünde kurduğu Cumhuriyet’in 101’nci yılını kutlayacağız. Teröre teslim olmayacağız. Olmamalıyız...

Menteşe Kent Konseyi’nin eski Başkanlarından Kardiyolog Dr. Vehip Keskin de geçtiğimiz Perşembe günü X hesabından şu paylaşımı yaptı:

Cenaze evinde düğün, eğlence vs olmaz. Bizim kültürümüzde komşuda cenaze olunca, tüm mahallede en az 1 hafta televizyonlar kapatılır, evde gürültü yapılmaz. Dolayısıyla bir terör saldırısı olunca eğlencelerin iptali bir anlamda anlaşılabilir bir durum, lakin terörün temel amacının toplumsal barışı bozmak, toplumu huzursuzluğa, kaosa ve umutsuzluğa sevk etmek olduğu da açık.

Bu durumda, Cumhuriyet kutlamalarının dahi iptal edilmesi aslında dolaylı olarak terörün amacına ulaştığını göstermez mi diye düşünmek gerekir. Suriye tüm dünyadan toplanan kan emici, insan ciğeri yiyen vahşilerle mücadele ederken ya da IŞID barbarları Palmira Antik Kentine kilometre mesafede iken bile konserleri, düğünleri yaparak ayakta kalabildi. Unutmayalım, ‘gülmek devrimci bir eylemdir’.

+

Dr. Vehip Keskin’e yürekten katılıyorum. Meyhane masalarından yapılan paylaşımların altına bu çok anlamlı sözün yazılması beni hep üzmüştür. Uzun zaman sonra doğru bir insan tarafından doğru bir yer ve zamanda kullanıldığını görmek beni çok mutlu etti... Yarın Cumhuriyetimizin 101’nci yılını “herkese, teröre inat” coşkuyla kutlamaktan da mutlu olacağım...

Yılmaz Özdil’in geçen sene YouTube da yayınlanan “Cumhuriyet'ten bir gün önceki Türkiye Cumhuriyetini anlatan videosu” ‘https://www.youtube.com/watch?v=eDzev4ZZEs4’ son günlerde sosyal medya kullanıcıları tarafından da paylaşılıyor. Ben de bugün köşemden sizlerle paylaşmak istedim:

29 Ekim 1923 sabahı. Yani bu arkadaşlar ‘sütü bozuklar darbe yaptı’ dediği sabah.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin nüfusu 13 milyon. 11 milyon kişi köyde yaşıyor. 40 bin köy var. 37 binin de okul yok. Postane yok. Dükkan yok. 30 bin köyde, yani her dört köyün üçünde cami yok.

Traktör sayısı sıfır. Biçer döver sayısı sıfır. Ay çiçeği üretimi yok. Şeker üretimi yok. Ekmeklik un ithal. Pirinç ithal.

Bütün memlekette sadece 5 bin hektar alan sulanabiliyor. 5 bin köyde sığır vebası var. Hayvanlar kırılıyor. İnsanlar kırılıyor. 13 milyon nüfus, 1 milyon kişi frengi. 2 milyon kişi sıtma. 3 milyon kişi trohomlu. Verem, tifo, tifüs salgını var. Bitle başa çıkılamıyor. Bebek ölüm oranı yüzde 40'ın üstünde. Dünyaya gelen her iki bebekten biri ölüyor. Anne ölüm oranı yüzde 18. Her 5 anneden biri doğumda ölüyor. Ortalama ömür 40.. Kırk birinci yaşını görene 41 kere maşallah. Memlekette sadece 337 doktor var. Sadece 60 eczacı var. Sadece 8'i Türk. Diş hekimi sayısı sıfır. Memlekette sadece 4 hemşire var, 4.. 40 bin köy var. Sadece 136 ebe var.

Osmanlı torunları bunları iyi dinlesin...

Yanmış bina sayısı 115 bin. Hasarlı bina sayısı 12 bin. Komple kül edilmiş köy sayısı binin üstünde.

Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyor, kiremit bile yok.

Limanlar, madenler yabancıya ait. Demir yollarının 1 metresi bile bizim değil. Toplam sermayenin sadece yüzde 15'i Türk.

Osmanlı torunu... Osmanlı’dan kala kala sadece 4 fabrika ayakta kalmış. Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri. Sadece bu... Sanayi denilen işletmelerin yüzde 962’sinde motor yok. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran sadece 280 iş yeri var. Bunların da 250'si yabancı. Kişi Başına Milli Gelir 45 Dolar. Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus'ta var. Çünkü elektrik üretimi sadece 50 kw/ saat. 4 mevsim kullanılabilen kara yolu yok. Otomobil sayısı sadece bin 490. Sadece 4 şehirde özel otomobil var.

Bunun üzerine zaten dökülüyoruz, mübadele ile 400 bin insan geliyor. Bir tanesi benim anneannem. Ceplerinde para yok, iş yok, başlarını sokacak ev yok. Sığınabilecekleri akraba yok. Çoğunluğu hasta, öyle geliyorlar. Gelen her iki çocuktan biri yollarda at arabalarının sırtında 2 ay içinde hayatını kaybediyor. Mağarada kalanlar var. Mübadele ile gelip mağarada kalan...

Kadın insan değil.

Cumhuriyetten önce...

Eşit eğitim hakkı yok. Meslek edinme hakkı yok. Boşanma hakkı yok kadının...Velayet hakkı yok. Hani diyor ya şimdi ‘Padişahın torunuyum ada istiyorum’ filan.. Sen kadınsın ne adasından bahsediyorsun, miras hakkın yok ki.. Kadın kendisine miras kalan mallar üzerinde tasarruf hakkına sahip değil.

Cumhuriyetten önce...

Darbe yapmış bak kansızlar.

Seçme hakkı yok. Seçilme hakkı yok. Doğum izni yok. Çalışma hayatında eşit hak yok. Eşit işe eşit ücret hakkı yok. Kürtaj hakkı yok. Gebeliği önleme hakkı yok. Kızlık soyadını kullanma hakkı yok. Memlekette tiyatro yok. Müzik yok. Resim yok. Heykel yok. Spor yok. Arkeolojik eserler padişahların. Hediye olarak trenlerle Avrupa’ya kaçırılmış. Bir tanesi Bergama'dan. ‘Al git’ diyor ya, Zeus Sunağını.. Alıp gidiyor herif. Padişah efendimiz...

Kimi alaturka saat kullanıyor, güneşin battığı anı saat 12 kabul ediyor. Kimisi zevalli saati kullanıyor, güneşin en tepede olduğu  anı saat 12 kabul ediyor. Kimisi güneş batarken Gurubi saati esas alıyor,kimisi güneşin battığı anı esas alan Ezani saati kabul ediyor. Saat kaç birader diyorsun herkes başka bir şey söylüyor. Kimisi Hicri Takvim kullanıyor.

Cumhuriyetten önce...

Kimisi Rumi takvim kullanıyor. Kimisi Şubata kimisi Aralığa denk geliyor takvim itibariyle. Herkes aynı zaman diliminde, ama farklı aylarda yaşıyor. Dirhem, Okka çeki var. Arşın, kulaç, fersah var. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyor, ne uzunluğumuz. Ölçülerimiz bile Orta Çağ.

Cumhuriyetten önce...

600 sene Türkçenin ırzına geçilmiş. Arapla Farsça harmanlanmış, Osmanlıca diye bire şey çıkarmışlar. Hani bunlar bir ara diyorlardı ya ‘Osmanlıca dersi vereceğiz’ filan.. İlber Ortaylı hoca ‘Osmanlıcayı bilen kaç kişi var ki memlekette? Kime ders verdirilecek?’ demişti. Fransızca, İtalyanca kelimelerle Levanten terimler dilimizi istila etmiş. Karşılıklı sesli sessiz harfleri olmayan Arapça ile Türkçe yazmaya çalışıyorlar. Arapça ile Türkçe yazamazsınız. Sesli sessiz birbirine uyumsuzdur. ‘Harf devrimi yapıldı bir gecede cahilleştik’ diyorlar. Bunlar öyle diyorlar. Halbuki İbrahim Müteferrika'dan itibaren 150 sene basılan kitap sayısı 417... Bunların çoğu da gayrimüslim matbaasından çıkıyor, ki zaten Müteferrika da devşirme. Bu topraklara kitap gelene kadar Avrupa da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmış. Voltaire bir kitabında diyor ki ‘İstanbul da bir yılda yazılanlar Paris'te bir günde yazılanlardan azdır.’ diyor Voltaire. Şerefsiz bu Voltaire.

Gazete sadece İstanbul da İzmir de var... Erkeklerin sadece yüzde 7'si, kadınların sadece binde 4'ü okuma yazma biliyor. Okur yazar erkeklerin ezici çoğunluğu subay ve gayrimüslim. Okul yaşına gelen her 4 çocuğumuzdan 3'ü okula gitmiyor. Toplam 494 ilk okul, sadece 72 orta okul, sadece 23 lise var. Osmanlı da. Başkent Ankara da mesela sadece 2 lise var. Türkiye'nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlı. Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yok. Bütün memlekette tek üniversite var, o da Darülfünun, medreseden hallice.. Memleket bilimden çok uzak. Medreselerde Türkçe yasak. Din diye hurafe öğretiyorlar.

Şimdi bu ülkeyi bu durumda teslim alan kanı bozuklar var ya  (sütü ve kanı bozuk, üstelik ayyaş) 30 Ekim 1923 sabahı... Mustafa Kemal kendi el yazısı ile İsmet İnönü'ye mektup yazıyor. 29 Ekim, Cumhuriyeti kurmuş, tablo bu, 30 Ekim sabahı Bismillah ilk iş İsmet Paşaya.. Cumhuriyetin ilk Cumhurbaşkanı Cumhuriyetin ilk gününde Cumhuriyetin ilk Başbakanına “Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağa yüklediği bir ödev var. Özgür bir toplum oluşturmak. Çağdaşlaşmak. Bu ideali gerçekleştirmek zorundayız. Bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun.

+

Allah bizim de yardımcımız olsun...

Cumhuriyet’in 101’nci yılında Sevr günlerinde gibiyiz... Atatürk hala önderliğe devam ediyor. Onun geçtiği yoldan geçeceğiz... Ve yarın Cumhuriyeti coşkuyla kutlayacağız. Teröre teslim olmayacağız...

Çünkü gülmek devrimci bir eylemdir.

Atatürk’e inanıyor, yurttaşlarına, gençlerine güveniyoruz. Cumhuriyet yaşıyor, yaşayacak...

----------                       -----------

GÜNÜN SÖZÜ; Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir. --Ziya Gökalp