Nereye baksak sürekli olumsuz/umutsuz cümleler kuran insanlar görüyoruz. Kiminle iki cümlelik iletişime geçsek hep sorunlar konuşuluyor, sürekli olumsuzluklardan bahsediliyor.
Her konuşma soruna/şikâyete bağlanıyor, aman konu döndürülüp dolaştırılıp soruna/şikâyete getiriliyor.
Peki, konuşmaktan ve olumsuzlukları dile getirmekten başka ne yapabiliriz?
Olumsuz/umutsuz cümleler kurmak ve şikâyet etmek dışında yapabileceğimiz bir şey var mı?
Elbette olmalı…
Haydi gidip derdimizi muhataplarına/ilgililerine anlatalım.
Şikâyet mektubu yazalım, CİMER’e başvuralım.
Amire/yetkiliye anlatıp sorun hakkında onu bilgilendirelim.
İtiraz edelim, hukuki yollara başvurup hakkımızı arayalım.
Olmaz!!!
Neden olmaz?
Göze batarız...
Göze batmayalım, risk almayalım. Durduk yerde kötü olmayalım.
Tekere çomak sokan biz olmayalım. Köyün derisi biz olmayalım. Düzenimizi bozdurmayalım.
Öyleyse neden konuşup duruyorsun? Öyleyse sürekli neden şikâyet modundasın?
…
Ben söyleyeyim. Çünkü sorun bulup çıkarmak, sorunu dillendirmek, şikâyet etmek; sorunu çözmekten ve sorunun çözümüne katkı vermekten daha kolay. Çözüme ortak olma cesareti göstermekten daha kolay.
Hatta daha zararsız… Göze batmak yok, dolayısıyla risk de yok.
“Konuşmuş olmak için konuşmak…” denen şey tam da bu.
Duyarlı bir vatandaş izlenimi vermek, sorumlu bir vatandaş olmaktan daha prestijli ve daha az maliyetli.
“Dostlar alışverişte görsün…” denen şey tam da bu.
Maliyeti ne olursa olsun; dürüst olmak, cesur olmak, sorumluluk almak yani elini taşın altına sokmak gerekmiyor mu?
Beni bu işe bulaştırma…
Öyle olsun… Çünkü sorunları dile getirmek, şikâyet eden olmak, “Bak burada neler oluyor?” demek, insanı daha görünür kılıyor. Bu tavır sahibine daha çok şöhret getiriyor.
Çünkü yanlışı konuşmak, doğruları/çözümleri konuşmaktan daha cazip geliyor insanlara. Bu yaklaşım daha çok ilgi görüyor.
Çünkü hiçbir çözüme bağlamaksızın şikâyeti-tartışmayı sonuna kadar götürmek, sürdürmek alışkanlığı ve kolaycılığı sahibini daha çok tatmin ediyor. Bu kolaycılık hem daha az maliyetli hem de daha fazla getirisi olan bir yaklaşım olarak daha cazip geliyor.
O zaman şikâyet ettiğimiz konularla ilgili nasıl bir değişim bekliyorsun?
…
Hep konuşan, şikâyet eden, dertlenen sen değil miydin?
Konuşsana…
Suskunluk…
Galiba kalabalıklar yine söylemek yerine söylenmeyi, konuşması gereken yerde susmayı tercih edecek. Sorumluluk almak yerine saklanmayı tercih edecek.
Galiba Nazım Hikmet gibi;
“Kül olayım Kerem gibi yana yana
Ben yanmasam
Sen yanmasan
Biz yanmasak
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa”
diyenler küçük bir azınlık olarak kalmaya ve taşlanmaya devam edecek.
Azınlık olmak ya da taşlanmak bizi korkutmamalı. “Biz konuşacağız, yazacağız, çizeceğiz, ısrarcı olacağız. Sonuçta önümüzde iki ihtimal var: Ya bunlar özümsenecek ya da özümsenmeyecek. Biz sözümüzü söylemeye devam edip vazifemizi yine yapacağız.” diyen Prof. Dr. Sadettin Ökten’in tavsiyesine uymalı.
Devam öyleyse…
14.02. 2024