Değerli dostlarım; Bugün 23 Nisan. Önceki adı “Millî Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı” idi. Sonradan adı değiştirildi. Galiba 1980 Askerî Darbe yönetimince Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak değiştirildi ve aynı isimle kutlanılmaya devam ediyor.
23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı tarihtir. Aradan 105 (yüz beş yıl) yıl geçmiş. Biz Türkler bu günü bayram olarak kutluyoruz. Sadece Türkler mi kutlar bu bayramı? Hayır, 85 milyon olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin fertleri; çocukları, genciyle, yaşlısıyla bu günü bayram olarak kutlarız.

Kendi kendimize hiç sorduk mu ya da oğlumuza, kızımıza ya da torunlarımıza bu günün neden bayram olarak kutlandığını izah edebildik mi, gerçekleri izah edebildik mi? Neden bayram olarak kutlandığını tüm açıklığıyla gençlerimize anlatabildik mi?

Bendeniz 1964 yılında ilkokul 2. sınıf öğrencisiydim. Cennet mekânı olsun, ilkokul öğretmenim Alaaddin Sayıl hocamız öyle anlatmış, öyle izah etmiş ki, bayramlardaki mutluluğumuz, millî duygumuz ve o gururu yaşamamıza vesile oldu.
Bir şairin şiirinde “Bugün Yirmi Üç Nisan, neşeli oluyor insan” mısralarındaki "neden neşeli oluyoruz" gerçekliğini sonraki nesillere aktarabildik mi? Kanaatim odur ki aktaramadık.

Kısaca 60’lı, 70’li, 80’li, 90’lı, 2000’li yıllarda resmî bayram dediğimiz Cumhuriyet Bayramı, Millî Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamak için günler öncesinden “yürüyüş/resmî geçit” çalışmaları yapardık.
Rahmetli Hüseyin Özlem hocamız, ağzındaki bekçi düdüğü ile “sol, sol, sol” diye önce sol ayağımızla başlamamız gerektiğini bağırarak, çağırarak bizi “asker yürüyüşü” yapmaya alıştırırdı. Biz de yürümeye, tempoya ayak uydurmaya çalışırdık. Arada da dayak yiyenimiz olurdu. Bayrama hazırlık ve dayak… Her ikisi bir arada giderdi.

Amma çocukların, biz gençlerin o coşkusundan bir şey azalmazdı. Rüzgâr biçiminde esen, burcu burcu millî duygumuz tavan yapardı.

Kaç sene Cumhuriyet Meydanı’nda (Ula), bilhassa 23 Nisan bayramlarında, İstiklâl Savaşları’nda gazi olan dedelerimizin sol yakalarında madalyalarla Ağalar Camii’nin Cumhuriyet Meydanı’na bakan duvarından (duvarın üzerinde demir parmaklık var), ayakta görünür vaziyette sıra sıra olurlar ve oradan bayrama iştirak ederlerdi.

Zaman zaman yazdım ama, yine yazacağım. Eli ayağı öpülesi dedelerimizi yakalarındaki madalyalarla neden protokol dediğimiz ön sıralara oturtarak hem o gazi olan insanları/dedelerimizi onore etsek olmaz mıydı? Sayıları 60’lı, 70’li yıllarda bayağı vardı. Ama sonraları fânî ömürler tükendi ve âhiret âlemine birer ikişer gittiler, biz de arkalarından baktık kaldık.
Hem dikkat çekerlerdi hem de gençlerin/çocukların bir şeyler öğrenmelerine vesile olurlardı.

Neyse, olan oldu. Aradan 105 yıl geçmesine rağmen bayramı kutlamaya devam ediyoruz. Bu günlerde de çocuklarımızı dans ettirerek ve oynatarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamaya hazırlandık ve bugün gençlerimizin, torunlarımızın hazırladığı danslarla ve oyunlarla bayramı kutlayacağız.

Resmî bayramlardan önce şiir okunması yarışmaları yapılır ve sınıf içinden bir ya da iki kişiye o kutlanan bayrama uygun şiirler ezberletilir ve en güzel, en coşkulu okuyan öğrenci kutlama alanında/merasimde protokol huzurunda okurdu.
Şiir yazmak da, şiir okumak da ayrıca çok çok güzel ve özel bir çalışmadır.

Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız.