Varlıklar yaradılışları itibarıyla çok temel özelliklerle var olmuştur. Varlıklar içinde insan bazı özellikleri yönüyle biriciktir. Örneğin hayvanlar ve insanlar için yeme, içme, uyuma, organların çalışma özellikleri, çoğalma yönüyle; bitkiler ve insanlar canlı olma, üreme vb. yönleriyle ortaktır. Tüm bunlarla beraber insanı farklı kılan aklı ve kalbidir. Kalp hisleri yönüyle benzersiz, akıl ise düşünme yönüyle biriciktir.

Bu iki özelliğin sırları geçmişten günümüze pek az çözülmüştür. Akıl ve kalp üzerine kitaplar yazılmış, bilimsel araştırmalar yapılmış, ezoterik araştırmalar yapılmış, şiirler yazılmış, türküler söylenmiş lakin ne söyleyecek söz bitmiş ne yolun sonuna varılabilmiştir.

Bu söylediklerimizin ışığında öncelikle insanın diğer varlıklarla ortak yönlerinden biri olan üretim ve beslenmeden başlayalım. Bilindiği üzere dünya bir mücadele alanıdır. İnsan var olduğu andan itibaren hayatta kalma çabası gösterir. Bu çaba önce aile yardımıyla olur. İlerleyen süreçte kendi kendine yetmeye başlar. İşte bu noktada hayat mücadelesi başlar. Artık hedef ekmektir. Niçin ekmek diyorum çünkü ekmek yiyeceğin bel kemiğidir. Sanki her şey onunla başlar. O merkezde diğer yiyecekler onun etrafında gibidir. Örneğin Türklerde ekmek kutsaldır. Yere düştüğünde öpüp başa konur. Sonra kenara bırakılır. Ekmek üzerine birçok deyim veya söz üretmiştir. Ekmeğini kazanmak, ekmek parası, ekmeğinden olmak, ekmeğine yağ sürmek, ekmek çarpsın, ekmek aslanın ağzında gibi… Bu deyimler bile insanın ekmek mücadelesini gösteriyor. Ekmek çalışarak kazanılan ve insanın yaşam döngüsü için tüketilen temel besindir. Mesela hayvanlar da böyle bir mücadelenin içindedir. Onlarda alışılmış çalışma kültürü kazancı dışında avlanma veya kendisine verilen tüketim malzemeleri ile beslenilir. Onunki de bir yaşam mücadelesidir. Bu yönleriyle insan diğer varlıklara benzer özellikler gösterir.

Bir de farklı yönleri vardır. Akıl ve kalp demiştik. Bunların beslenmesi çok farklıdır. Mesela kalp hissetmek ister, akıl iste bilgi ve merakla dolmak ister. Düşünmek ister. Kalbin inançta, insanda, doğada karşılığı vardır. Manevi yönüyle Allah lafzı bile onu kıpır kıpır eder. Bir erkek için kadın bir kadın için erkeğin tebessümleri onu hoşluğa sürükler. Yemyeşil tabiat içinde cıvıldayan türlü türlü kuşlar onu dinginleştirir. Akıl da arayıştadır. Dolmak ister. Bir şeyler ortaya koymak, üretmek ister. Yol haritası çizer. Yaşam formu düzenler. Kendisi, çevresi, insanlık ve dünya için bir şeyler yapma gayretindedir. Gelişmek ve değişmek ister. Bunun için kaynaklara yönelir. Doğayı anlamaya çalışır, insanı gözlemler. Karşılaştığı olayları ve durumları not eder, izler, okur. Bu eylemler içinde okuma çok farklıdır. O insanı düşündürür, bilgi dağarcığını geliştirir, yeni şeyler ortaya koymasını sağlar, üretimi destekler, geliştirir.

Okuma eylemini sağlayan en önemli kaynak da kitaptır. Kitap kadim zamanlardan beri bilginin temel kaynaklarındandır. Onu sahiplenen, değer veren toplumlar her daim başat bir karakter sergilemiştir. Bilgiyi üretmiş içinde bulunduğu toplumu geliştirmiştir. Siyasi, sosyal, teknolojik, jeopolitik ve ekonomik alanlarda dünyada söz sahibi yapmıştır. Okumanın ve bilgiye hâkim olmanın bir başka somut göstergesi de kitaplar, dergiler, gazeteler ve diğer yazılı kaynakların o ülkede çokça basılması ve okuyucunun sahip olma isteğidir. Talep oldukça yazmaya ve araştırmaya arzu artar. Bilgi çoğalır. Edebi eserleri sunma heyecanı artar. Edebiyat coşkun akan bir nehir haline gelir. O toplum canlıdır. O zaman bizlerin de kitaplar, dergiler, gazeteler için yüksek istek içinde olması lazım. Zira akıl ve ruh doymak ister. Ekmekle bedenimizi kitaplar, dergiler ve gazetelerle ruhumuzu ve aklımızı doyurmak dileğiyle...