Değerli dostlarım, geçen haftadaki yazımda “Aile” yapımız ile ilgili görüş, düşünce ve yaşadıklarımı paylaşmış, sarsılmaz birer köşe taşımız olan “Geniş Aile”yi tarif etmeye çalışmıştım. Tabiidir ki bir ailenin oluşabilmesi için yetişkin bir oğlumuz ile yetişkin bir kızımızın birlikte yuva kurması ile ancak ve ancak mümkün olabilir. Bu birlikteliğin oluşması ise gençlerin birbiriyle anlaşarak, birlikte vakit geçirerek, anne veya babanın haberi dahi olmadan bir arkadaşlık ile başlayamaz. Bana bu cümleyi okuyanlar garip karşılar hatta bu zamanda hangi devirdeyiz diyenler çıkacaktır. Zaman içinde toplum kültürel, başka bir deyişle sosyo kültürel anlamda fersah fersah kendi kültürümüzden uzaklaştığımız gibi batı denilen güya batılılaşma anlamında da taklitten öte  geçemediğimiz ayrıca bir gerçek duruşumuzdur.

Geniş ailemizi yazmışsınız ama aileyi nasıl kurarız, nasıl merasimler düzenleriz, onlarca yıl süren bir köklü ailenin temellerini nasıl atarız diye bir önceki yazıma katkı yapanlara teşekkürler ediyorum. Yukarıda da işaret ettiğim gibi evlilik, evlenme, yuva kurma terimlerine adeta yabancılaştık. Gençler birbirlerini sevmişler, zaten beş yıldır, üç yıldır, hatta ve hatta on yıldır beraberdirler, anne ve babalarına da söylemişler. Anne ve baba da eh napalım siz anlaştıysanız size yardımcı olalım diyerek bir merasim ile adına “düğün”,  adına balo, adına kır düğünü, adına nikahtan bir merasim ile yıllarca sürdürülen arkadaşlıklarını Medeni Kanunun hükümleri gereğince resmi nikah edilerek kağıt üzerinde evliliklerini merasimler huzurunda ilan ederler. Bu şeklide evlenen genç çiftlerin boşanma ortalamaları 6 (altı) ay olduğu bu işi kuruluşlarca (istatistik kurumu) zaman zaman kamu oyu ile paylaşılmaktadır.

Çok değil bu tarihten yaklaşık olarak otuz kırk yıl önce normal bir ailelerin yine normal anlamda sosyo kültürel, anane, örf ve adetlerimize uygun ve uyumlu bir merasimden söz edeceğim.

Evlilik çağına gelen bir oğlan evladının babası, özellikle babası diyemez, annesine konuyu açar ve oğlunla bir konuş da bir konuştuğu, bir sevdiği var mı diye baba araştırması için anneyi öne sürer. Ana da ana-oğul konuşurlar ve oğul anasına tüm açıklığı ile isteğini, isteklerini, sevdiği olup olmadığını “Ana” sına anlatır.  Ana ve baba karşılıklı otururlar ve eğer oğullarının sevdiği, aklından geçirdiği yoksa ana ve baba kendi ailelerine denk, uygun ve uyumlu bir kız evladı aramaya başlarlar. Bulunan kız (gelin) adayının ailesi, sülalesi ve ana ve baba tarafı araştırılır. Bulunan kız (gelin adayı) oğlanları ile görüştürülür. Bu görüşme “görücü usulü” ile kültürümüzdeki bu yöntem ile oğlan ve gelin adayı görüşürler.  Birbirlerini görürler ve tanırlar.  Sonra kız isteme merasimi, küçük nişan merasimi ile aradaki olması gereken sıcaklık ve uyumluluk tesis edilir. En fazla altı ay kadar nişanlı kalınır ve düğün günü kesilir. Birlikte karar vererek kız ve oğlan ( yeni çift ailelerin adayları) tarafı düğün gününe hazırlık başlar.

Bir ayrıntı vermek istiyorum. Bizim buralarda ( Muğla ili ilçeleri) düğünler Eylül-Ekim-Kasım ve Aralık aylarında bazen de Ocak ayında yapılır.  Sebebi ise çok basit. Üreten bir toplum olduğumuza göre yaz aylarında tarlalarda başta tütün olmak üzere hububat ( buğday-yulaf-arpa ve mısır) olmak üzere yaz ayları çalışılarak geçirilir. Buralarda güz dediğimiz sonbahar aylarında düğün günleri anlaşarak belirlenir ve yaz aylarındaki yorgunluklar güz aylarında sevinç ve mutluluk bir arada yaşanır.  Fizyolojı ve Biyolojı otoriteleri evliliğin en uygun, yuva kurmanın en uygun zamanının Eylül-Ekim ve Kasım ayları olduğunu kitaplardan öğreniyoruz. Budan otuz kırk yıl önce yaşıyor ve yaşatıyorduk, şimdilerde ise ahhhh  diyerek içimizi çeker hale geldik.

Son olarak yapılacak merasimler, ya evlerimizin önünde, ya da müsait değilse evlerimizin önü hububat ekilerek biçilmiş, adına “anız tarla” dediğimiz tarlada düğün yeri kurulur ve Perşembe günü dibek döğülür. Tabii gençler ne bilsin, ağaçtan yapılma, içine keşkek malzemesi olan buğday konularak adına el dediğimiz “L” şeklinde ahşaptan yapılma veya ağaçtan yapılma kalın sopalarla kız ve oğlanın arkadaşları gelirler ve dibek döğülme merasimi yaparlar. Cuma günü Başlantı’dır. Düğün merasimi Cuma günü başlar. Cumartesi günü yemek, kınadır. Öğleyin yemek verilir. Davet edilen adına çalgıcı dediğimiz müzisyenler gelerek (Cuma’dan gelirler) kız ve oğlan evleri şenlenir. Cumartesi günü akşamı gelin ve damada kına yakılır. Kına yakılma yöntemi eski Yörük ve Türk boylarının adetidir.  Pazar günü de gelin alma merasimidir.

Pazar günü gelin alma merasimi ve sonrasındaki yapılan merasim ve mutluluk ve huzur günlerini gelecek haftaya bırakalım.

Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız…