Bodrumlu bir esnaf “İşler iyi gitmiyor, Avrupalı bile bu fiyat ne diyor. Gemiden inenler termosuna yanına alıyor. Su bile su satamıyoruz.” diye şikâyet etmiş. Bu sözler yaz sezonunda Bodrum’da turizmin istenildiği gibi gitmediği iddiası üzerine sarf edildi.

Türk turizminin göz bebeği kabul edilen yerlerden birisi olan Bodrum her sezonda önemli, önemsiz birçok gündemle karşımıza geliyor. Genel olarak elitlerin tatil yapabileceği dünyaca ünlü isimlerin gelip konakladığı bir yer algısı son yıllarda iyiden iyiye yerleşti. Bir turizm beldesi için sadece seçkin isimlerin gelip tatil yapması yeterli olmuyor. Sonuçta yerli küçük esnaftan en lüks mekâna kadar her yerin kendine göre para kazanması lazım. İşte tüm olay burada düğümleniyor. İşletmelerin nasılsa Bodrum lüks diye ortalamanın üzerinde fiyat belirlediği bir ortamda halkımız da bu kez tepkisini ortaya koydu. Son yıllarda özellikle medyada bir lahmacun- ayran fiyatı üzerinden magazinleştirilen süreç diğer ürünlere de hızlıca sirayet etti. Halk bu kez aynı şartlara sahip olan ama çok daha ucuz mekanlarda tatil yaparım, dedi. Bodrum için turizmin en canlı olması gereken aylarda ortalamanın altında bir turizm performansı işte böyle ortaya çıktı.

Ben ekonomik, sosyal, siyasal gelişmeler dışında başka bir pencereden bakmak istiyorum. Belki de itiraz edilecek ama bu yönden de olaya bakmaya kesinlikle ihtiyacımız var. Para kazanma hırsı. Maalesef kapitalizm bu sektöre de fazlaca sirayet etmiş durumda. Ortaya konulan ürün azami kâr marjından çok daha yukarıda alıcıya sunuluyor. İnsana bunları düşündürten bazı örneklere göz atalım. Bir haftalık kiralık ev 450,000 lira, lahmacun 950 lira, şezlong 6000 lira, bir porsiyon balık 4000 lira, bir top dondurma 100 lira ayrıca gelen on binlerce liralık ödeme fişleri de cabası.

Bu fiyatların ilgili mekanlara çok büyük getirisi olduğunu kabul edelim. Efendim enflasyon var. Evet var. Mekân ve işçilik giderleri arttı. Doğrudur. Kiralar da yükseldi. Kabul ediyorum. Lakin şunu da insanlar biliyor. Bir bardak çay kaça mâl olur. Su toptancıdan kaça alınır. Bir tabak yemek ne kadara masaya gelir. Buna rağmen gelen ziyaretçi buraya kadar gelmişken harcamadan kısmayalım mantığıyla alıyor. Günün sonunda iç muhasebeye geldiğinde ise aldığı ürünün çok pahalı olduğunu düşünüyor. Bir kez daha aynı hataya düşmemek için ya gelmiyor ya gelirse ilk satırda söylenen cümlelerdeki gibi suyunu bile yanında getiriyor. Sonunda ortaya çıkan şey serzeniş oluyor.

O zaman Yunan adalarına veya dünyanın başka yerlerine kaçan yerli turist için yapılması gereken şey fiyatları makul kâr marjlarına çekmek. Sonuçta kutsal kapitalizmin bize anahtar olarak verdiği çok para kazanma hırsı hem kendimizi vuruyor hem de ülkemize ve insanımıza zarar veriyor. Yunanlı keyifle ucuz turizm satarken biz buna ancak rekabet ederek karşılık verebiliriz. Sonuçta bizim turizm bölgelerimiz diğer ülkeden geri kalır değil.  O zaman şapkamızı önümüze alıp düşünelim. Atalarımız ahilik düzeninde aza kanaat edip iyisini sunmaya çalışırken biz neden böyle davranıyoruz?