Bu hafta yepyeni bir hikâyemlebuluşturmak istiyordum sizleri. Uzaklardan bir dostun bir okur olarak avazınıduydum, umutlandım. Bana hayat veren, hayatıma mutluluklar katan şehrime birsözüm vardı. Ondan aldığım ne kadar güzellik varsa bir gün gelip paylaşacaktım.Ve yıllar sonra "Kırksekiz'in Yediverenleri" bir kitap olarak basıldığındaverdiğim sözü yerine getirmenin bahtiyarlığını yaşadım.

Muğla'mın kitabını kendi şehrimdehedeflediğim ölçüde paylaşamasam da dostların sayesinde güzel dönütler eldeetmeyi başarabildiğimizi gördüm. Menteşe Belediyemizin latif katkıları,Fethiye'de, Yatağan'da var olsun dostlar sayesinde söyleşiler gerçekleştirdik.İçinde üç kuşağın hikâyesini barındıran kitabım bir gün inşallah bir gün genişçapta valiliğimiz, üniversitemiz vasıtasıyla kitabın asıl yazılma amacı olangençlerimize ulaşma imkanı bulur.

"Kırksekiz'in Yediverenleri" yurtiçinde yaptığımız ziyaretler sırasında dost gönüllerle buluştu. Çok güzel Muğladostları kazanma talihine erdi. Bunlardan biri de değerli meslektaşım;Çorum'dan Kerim Çırakoğlu'ndan geldi. Kitabım üzerine yazdıkları Muğla'nınözündeki güzelliklerle yurdun herhangi bir yerinde tanınmasında benim kitabımıyazma amacıma ulaştığımı gösterdi. Bu mutluluğu yaşattığı için KerimÇırakoğlu'na teşekkür ediyorum.

Ve Çorum'dan bir okurun gözündeMuğla'nın kitaptan yansımalarını sizlerle paylaşıyorum:

"Kıymetli Meslektaşım,

Görmeden sevdiğim şehirlerim vardır benim.Kimisini şiirlerden kimisini türkülerden, kimisini de kitap ve fotoğraflardansevdim . Görmeden sevdiğim şehirlerden birsi de Muğla! Vatanımın cennet köşelerinden.Önce türkülerinden sevdim Muğla'yı. Müzeyyen Senar'ın sesinde 'Feraye' serinbir yayla suyu güzelliğinde doldu içime . 'Ormancı' içli bir ağıt olarakkarıştı kızıl çamların hışırtısına. 'Kerimoğlu Zeybeği' ile bir kartal heybetinde süzüldüm Muğla'nın semalarında.Yarini getirmek için ördekten yardım isteyen sevda vurgunu gönüllerin perişanhalini de yine bir Muğla türkülerinde gördüm ve yaşadım. "Ördek suya dal da gelKanadını ser de gel Eğer yarim gelmezse Tut kolundan al da gel"

Tarihi emziren, taşına, toprağına, börtüböceğine, insanına her türlü varlığına kol kanat gerip dünü bu güne ve geleceğetaşıyan, dünü bugünde taptaze yaşamasını bilen görmeden sevdiğim Muğla'yıkıymetli meslektaşım İsmail Zorba'nın, "Kırksekiz'in Yediverenleri" adlı kitabıile bir kez daha sevdim ve gezmeden yaşadım. Kırksekiz'in Yediverenleri'ndeİsmail Zorba, geçmişin şarkılarını terennüm edip, insanımızın gönülgüzelliğini, yaşanmışlıkları, komşuluk ve akrabalıkları, tarihin unutulmaya yüztutan sayfalarından hal diliyle gönüllere ulaştırıyor. Masal tadındaki vedestan güzelliğindeki tarihin kalıntılarını şavkıtıyor.

Zamanla değişen insani ilişkileri, farklı yaşamtarzı ve davranışlar şehri de farklı bir hayata, tanışıyor. Her şey payınadüşeni alıyor değişimden. Bu değişimin hem öznesi insan hem de nesnesi., Muğlagibi güzel bir şehirde yaşamanın fark yaratan yönlerini belleklerimizenakşederken geleceğe iz bırakıyor İsmail Zorba.

M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanan tarihiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bu topraklarda bin yıllarca yoğrulmuş birmedeniyetin varisi olarak İsmail Zorba, hem şehrin hikayesini hem şehirlebirlikte binlerce yılda oluşan hoşgörülü Türk kültürünün özünü aktarıyor.'Menteşe' yöremizde binlerce yıldır yoğrulan insan merkezli ihtişamlı MüslümanTürk kültürünün gücü hissediliyor satırlarda.

Şehrimizi, bize biz olma duygusunu yaşatandeğerlerimizi her zamankinden daha fazla sevmeye ve onlara bağlanmayaihtiyacımız var. Kırksekiz'in Yediverenleri tam da bunu yapıyor. Mustafa Kutluvatanı şöyle tarif ediyor:

"Vatan Mevlittir, Itrî''nin Tekbiri''dir,Ezan''dır, minare ve kubbedir, sebildir. Vatan ilahidir, türküdür. Bir ucuYemen''de bir ucu Estergon''dadır. Vatan Kur''an''dır, namazdır, Cuma''dır,secdedir, duadır. Vatan sürülen topraktır, taze topraktan çıkan buğudur. Tıpkıfırından çıkan Vakfıkebir ekmeğinin buğusu gibidir. Vatan kültür değildir,sadece dil, sadece müzik, sadece halk oyunu, sadece din, sadece bayrak, sadecesadaka taşı, sadece vergi, sadece milli gelir değildir. Vatan kişinin karnınındoyduğu yer de olabilir, gözyaşının aktığı yer de."

Muğla, sadece kum-deniz-güneş- turist değildir.

Muğla, Ulu Cami, Yağcılar Hanı, Saadet HanımKonağı, Arasta, Saatli Kule, Karabağlar Yaylası, Asar, Akyaka, Düğerek, SarıAna, Beyaz Badanalı Evler, perşembe pazarı, gevrek, daracık sokaklar, bisikletsesi, Çınaraltı sohbetleri, bir fincan kahve, içten bir selam...

Muğla'nın dününü, bugününü görüp hüzün ve huzurubirlikte yaşamak isterseniz, 'Kırksekiz'in Yediverenleri ' burada. Ecdatyadigârı Muğla, ziyarete gelenlerle hemhâl olmak, geçmişi yad edip geleceğikurmak için bizi bekliyor.

Muğla'nın gönül merkezli yaşamını anlatan bueser, bir bakıma memleketimizin de hikâyesidir. Artık bizim yaşadığımızşehirler yok. Kentler var! Adı şehir mahalle kültürü yok, cıvıltılı sokaklarkayıp, asude evler harap. Yaşlılar yalnızlığa mahkum. Eski evlerimiz ışıklarıbirer birer sönüyor. Yerlerine kibrit kutusu binalar dikiliyor.

Hüznü ve sevinci birlikte yaşadığımız mahallemhayatı yok. O hayata dair eşyalar, kullanılmıyor; onlarla ilgili kelimeler,tabirler, sözler çekildi dilimizden.

O kadim Müslüman Türk şehirleri ve oralardayaşanan bir hayat vardı. Artık yok.

Bir eski zaman masalı gibi yaşandı ve bitti.

Unuttuğumuz ve kaybettiğimiz kültür unsurlarıiçinde belki bin yıldır yaşatageldiklerimiz de vardı. Bütün bu güzelliklerinunutulmasına İsmail Zorba'nın gönlü razı olmamış.

Bu kitap Muğla, merkezli olarak Anadolu'dakiTürk kültürünün kayda geçirilmiş hâlidir bir bakıma.

Kutlarım kıymetli meslektaşım. Kalemine kuvvet.

03.09.2022

Kerim ÇIRAKOĞLU Çorum