Gösteri toplumu olup çıktık. Göstermeyi seviyoruz. Beğenilmek, alkış almak, onaylanmak, kabul görmek, gruba alınmak, like’lanmak için her şeyimizi orta yere saçıyoruz. Görünmek pahasına bize ait olan her şeyi tüketiyoruz.

Varoluşu sadece görüntüye indirgeyen, görünür olma ve onaylanma ihtiyacını listenin en başına koyan bir toplum olduk. Bu da kişisel değerlerin erimesine, sınırların aşınmasına ve mahremiyetin metalaşmasına yol açıyor.

Oysa göstermek, çoğu halde ahmaklıktır. Çünkü gösteren insan; kendine, içine, ruhuna ait olanı alıp başkalarının önüne atmaktadır. Tıpkı aynanın karşısına çıplak geçmek gibi iticidir çoğu zaman. Savunmasız ve en özel halini ifşa etmektir. Ve gösterdiğin şey artık sana ait değildir.

Göstermek, vazgeçmektir. Duvarları yıkıp size ait olanı boşluğa savurmaktır. Ellerinden kayıp giden o şey artık senin değildir. Onun için her şeyini göstermemeli insan. Mahremini, duygularını, düşüncelerini, zaaflarını, zayıflığını başkalarının yargılarına-algılarına teslim etmemeli.

İnsanın kendi içini başkalarının önüne atması... Kendi iç dünyasından bir parçayı alıp başkalarına vermek… Kendini başkalarının bakışına, yargılarına, değerlendirmelerine teslim etmek… Yani satışa çıkardığı özüne/ruhuna/bedenine başkalarının bedel biçmesine müsaade etmek…

Göstermek, yalnızca bir şeyi gözler önüne sermek, açık etmek gibi görünse de bundan çok daha fazlası olan bir eylemdir. Ahlakî yozlaşmanın ve toplumsal normların aşınmasının örneği olan; ilgi çekmek ve “görünürlük” sermayesi kazanmak adına yapılan bu tür davranışlar, aynı zamanda psikolojik/patolojik bir durumun göstergesi.

Her şeyi açık eden, insanın bedenini ve ruhunu savunmasız bırakan, inciten ve kendini bir obje yerine koyan bir yaklaşım… Buna psikolojide “nesneleştirme” diyorlar. Bu kişiler, benliğini bir değer olarak değil, başkalarına sunulan bir ürün olarak görüyorlar.

Göstermek, sana ait olanın elden kayıp gitmesine fırsat vermektir. Göstermek, sırdan vazgeçmek, haddini aşmak, sınırını başkalarına çiğnetmektir. Gösterdiğin artık sana ait değildir. Bunun içindir ki göstermek, en değerli varlığını ziyan etmektir. Sürekli gösterilen şey, bir süre sonra gösteriye dönüşür ve artık gösterilen şeyin kendisi değil, onun tekrarlanan imajı değerli hale gelir. Bunun tadını alan da özünü ve gerçek değerini bu sahte imaj uğruna feda eder. Daha çok beğeni alabilmek için daha da ileri gider. Abartır… Ve gün gelir hızını alamayıp sert kayaya çarpar ya da uçurumdan aşağıya savrulur.

Onun için her şey gösterilmemeli. Mahrem/özel olan seyre/umuma açılmamalı. Gösterinin gönüllü kurbanı olup görünürlülük ve beğeni uğruna kendini-kimliğini-kişiliğini heba etmemeli.

İnsan, kendini göstermemeli. Beğenilme, onaylanma arzusuna kapılıp seyirlik maymuna benzememeli. Bilmeli ki kadraja giren, herkesle poz veren, her yere girip çıkan değerli kalamaz.

Özetle; bazen görmemek, işitmemek, bilmemek/söylememek gerektiği gibi bazen de göstermemek, duyurmamak gerekir. Korumak için, yaralanmamak için, incinmemek için...

Bilinmeli ki, şahsiyet ve haysiyet sahibi insanlar; her şeyi görmez, göstermez. Her şeyi işitmez, dinlemez. Her şeyi bilmez, söylemez. Her yere gitmez. Herkesle oturmaz. Her şeyi almaz, giymez, kullanmaz.

Bunun içindir ki, insan kendine de başkalarına da sınır koymalı. Had bilmeli. Edep, adap, usul bilmeli. “Hayır!” diyebilmeli. İş bilmeli. Kendine ve değerlerine ait olanı korumalı.

Hayallerini, hedefini, planlarını kimseyle paylaşmamalı. Çünkü paylaşılan her özel şey; başkalarının manipülasyonuna, yargılarına, saldırılarına açık hale geliyor. Açıklanan hedef/plan, sahibinin harekete geçme motivasyonunu düşürüyor.

04.01.2026