Kişisel ya da kurumsal, hayata dair tek hedefimiz var: Başarı…

Başarıya odaklanmış durumdayız. Başarısızlığa tahammülümüz yok. Modern çağın araçları da devreye girince geriye “başarı”dan başka seçenek kalmıyor.

Başarmak zorundayız. Bunun için de işi sıkı tutmak, çocuklarımızı daha 3-5 yaşında hedefe odaklamak gerekiyor.

Kurslar, özel dersler, özel okul ve başarıyı destekleyecek tüm teknik araçlar… Bu da yetmiyor, motivasyonu bozan tüm aktiviteler rafa kaldırılıyor. Akraba gezmeleri, eve misafir kabul etme, ev işlerine yardım gibi birçok önemli gelişim aracı göz ardı edilip sözde sade bir yaşama geçiliyor. Amaç başarıya gidilen yoldaki tüm engelleri ortadan kaldırmak.

Bu ihtiyat o noktaya varıyor ki resim, müzik, beden eğitimi başta olmak üzere birçok ders dahi gereksiz görülebiliyor. Hatta sınav yıllarında kitap okumak bile vakit kaybı olarak kabul edilebiliyor.

Ticarethane eğitim kurumları ile tüccar öğretmenlerin de gazlamasıyla varsa yoksa sınav başarısı, varsa yoksa tıp/hukuk/mühendislik… Devreye anne ve babanın başarısızlıkları ve çocukları üzerinden içlerinde bir ukde kalan hayallerine kavuşma arzusu da girince geriye başarıdan başka alternatif kalmıyor.

Peki, başarı ne?

Başarı; 3-5 yaşlarında bir kapsül ile hedefe fırlatılan çocuğun, durmadan ve sağa sola bakmadan yörüngeye oturması mı?

Başarı, TDK Sözlüğü’nde “Bir işi istenilen biçimde bitirmek, muvaffak olmak” olarak açıklanıyor. Söz konusu olan bir işi “istenilen biçimde” bitirmek ise başarı kişiye göre değişen bir olgu değil midir? Hedef ve hedefe yürüme şekli kişiye göreyse başarının da göreceli bir kavram olduğu aşikâr.

Öyleyse bir başkasının hakkımızdaki başarılı-başarısız nitelemesinin hükmü nedir? Bir başkasının benimle ilgili başarılı/başarısız yargısı beni ne kadar tarif edebilir?

Bir başka soru: Başarı, maddi bir sonucu elde etmek midir? Bütün sınavlardan iyi sonuçlar alarak istediği okulu kazanan ve sonunda o muhteşem diplomaya sahip olan bir genç, yüksek maaşlı bir koltuğa oturan ya da bol yıldızlı bir üniforma giyen insan, acaba bu başarının yanında mutluluğu da yakalayabilmiş midir?

Başarı, eşittir mutluluk ve huzurlu bir yaşam mıdır? Zenginlik, eşittir rahat ve keyifli bir yaşam mıdır? 

Elbette değil… Başarıya odaklanınca kaçırdığımız, ıskaladığımız onca şeyin hayatımızdaki eksikliğini fark ettiğimizde çoğu zaman iş işten geçmiş olacak. Ya da bu fark edişi sağlayan çarpışmanın verdiği hasarı onarmak çok zor olacak. Belki de bu hasarı hiç onaramayacağız.

Bir diğer soru: “Başarı” olarak kabul ettiğimiz hedefe odaklandık. Yolda lazım olan bütün ihtiyat akçelerini sırtlanıp yola koyulduk. Yolu tamamlayıp tamamlayamayacağımızın garantisi var mı? Bu yolculukta her şey bizim kontrolümüzde mi?

Oysa kişisel kabiliyetler yetersiz kalabilir ya da çevresel koşullar hedefe kilitlenen yolcuyu yarı yolda koyabilir. Bu hayatın bir gerçeği. İstemek, çabalamak tek başına yetmeyebilir.

Bir soru daha: “Başarı” olarak gördüğümüz sonucu elde ettiğimizde, bulduğumuz/kazandığımız şeyin arzuladığımız şey olmadığını görürsek ne olacak? Yolda olduğumuz yıllar içinde şartlar, ihtiyaçlar ya da beklentilerimiz değişmişse ne olacak?

Unutmayalım ki, bugün başarı sayılan bir şey, yıllar içinde pişmanlığımız olabilir. Çünkü şartlar, ihtiyaçlar ve insanın beklentileri sürekli değişir. Bu değişimin göz ardı edilmesi, hedeflerin kişisel özelliklere göre belirlenmemesi, muhtemel pişmanlıkların sebebi olabilir. Hedeflerin günün koşullarına, maddi refaha, moda söylemlere belirlenmesi kişiyi gerçekçi olmayan noktalara götürebilir. Bu da bir ömür pişmanlık ve mutsuzluk demektir. 

Başarmak istiyorsak; dış saikleri değil iç saikleri, kişisel özellikleri dikkate almalıyız.

Başarmak istiyorsak; bilgi, çaba, gayret, sabır, disiplin ve sorumluluk gibi ihtiyat akçelerini yanımıza almadan yola çıkmamalıyız.

Başarmak istiyorsak; istikrarlı, dengeli ve aşırılıktan uzak bir sürecin varlığının “olmazsa olmaz” olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Unutmamak lazım ki başkalarına muhtaç, beceriksiz, iletişim özürlü, duygusuz, tatminsiz, nobran birinin ne kendine ne ailesine ne de topluma bir yararı olacaktır.

Mutlu olmak istiyorsak da başarısızlıkların en iyi öğretmen olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Çünkü her bir başarısızlık, bize hem kendimizi hem de hayatı öğretir. Her bir başarısızlık, bize yeni yolların, başka girişimlerin, denemelerin yolunu açar.

Her bir başarısızlık; asıl başarının, yaşamın sorumluluğunu üzerine alarak “verileni en iyi şekilde değerlendirmek” olduğunu bize fısıldar. İşte bu “en iyi şekilde” yapmak arzusu ve çabası, zannedilenin aksine hem başarının hem de mutluluğun tanımıdır.

29.11.2023