Ocak2020'den beri covid-19 saldırısıyla meşgul bir dünyada yaşıyoruz. Yani dünya 20aydır salgınla yatıp salgınla kalkıyor. Bırakın televizyonları, sohbetlerinkonusu bile neredeyse sadece salgın.
Bukonu ile ilgili bu kadar yoğun bir meşguliyet, insanda bıkkınlık ve yorgunlukdoğuruyor. Hep aynı konu, hep aynı tedirginlik, hep aynı kelimeler. Bütünbunlar birleşince, gündem insanı hayata karşı olumsuz bakmaya sevk ediyor.
Virüsderdi yetmezmiş gibi arkasından sel felaketi. Türkiye'de Karadeniz bölgesindeyaşanan afet. Almanya ve başka ülkelerde hayatı felç eden seller.
Birtaraftan da yangınlar.
Dağlaryandı.
Yamaçlar,tepeler, vadiler yandı.
Köyler,tarlalar, meralar yandı.
Ağaçlar,yaban hayvanları, evler, evcil hayvanlar yandı.
İnsanlar.Yangına maruz kalıp can veren insanlar.
Yangınsöndürmeye çalışan insanlar.
Yangınsöndürenlere yardım etmeye çalışan insanlar.
İnsanlaryandı.
Üzerimizesalgın ağırlığı çökmüşken, bir de sel ve felaket ağırlığı çöktü.
Yazsıcaklığının bunaltıcılığı içinde yangın ve sel haberlerinin hüznü çöktü.
Berrakgüneşli günlere rağmen hava yoğun bir kasvet var.
Eskidönemlerde, toplumlar arası iletişim olmadığından hüzünler de sevinçler delokal seviyede kalırmış. Salgın bile olduğu yerlerin dışında pek bilinmezmiş.Mesela 1480'lerde Muğla ve civarında yaşanan büyük bir veba salgını var. Şahidi 'nin babası Hüdayi Efendi de bu salgında vefat etmiş. Şayet Şahidi, Mahzenü'l-Esrar' ında bu olayı yazmasaydıbugün bilemeyecektik ve o yıllarda da veba salgını sadece bu yörede bilindi.Taaa Üsküp 'te (Üsküp o zaman Türktoprağı) bilindiğini zannetmiyorum.
19.yüzyılın başında ve ortasında da veba salgınları yaşanmış Muğla'da. Bubilgileri de mezar taşlarındaki bilgilerden alıyoruz. O salgının da taaaHalep'te (O zaman Halep Türk toprağı) duyulduğunu hiç zannetmiyorum.
Odönemlerde salgın bilgisi hem yayılmıyor, hem de her an her yerde konuşulmuyor.Ama şimdi öyle mi? Sabahtan akşama kadar salgın bilgisi saldırısı altındayaşıyoruz. Televizyonlar, radyolar, gazeteler ve sosyal medya "Her şeyi bırak,sadece salgını konuş!..." diyor ve insanlar sadece salgını konuşuyorlar.
Bunason bir ayda Türkiye için sel ve yangın felaketi tartışma haberlerini deekleyin!... Tam bir bunalım toplumu!... Aslında "bunalım toplumları"nı"yaratıcı kaos" gibi görmek lazım ama sosyal dinamikleri heba edilmiştoplumlarda bu çok zor. Kimse kusura bakmasın uzun zamandan beri bu toplumunsosyal dinamikleri tahrip edildi. Erdem ve âlî-cenâplık gibi hasletler, "Ben siftah ettim, komşum etmedi" zihniyetigibi toplumsal erdemler, pis bir şekilde bu toplumun maşerî vicdanından özenlekazındı. Bu yüzden bizim "bunalım toplumu"ndan yeni ve dinamik bir toplumçıkarmamız çok zor görünüyor. Yöneticilerimiz de günlük siyaset körlüğündensosyal olgunun farkında değil. Biz de yazarak anlatmaya çalışıyoruz ama okuyan,anlayan ve çözüm üretmeye çalışan yok.
Söylesemtesiri yok, sussam gönül razı değil.
İşteböyle anlarda yazmak insana yük olur Süheylâ!...