Hollywood yapımı The Odyssey filmi son günlerde çok konuşuluyor.

Pelepones (Mora) Yarım Adası, Balkanlar ve civarından gelen Akhalar, Anadolu'yu ele geçirmek için, M.Ö. 12 -13. yüzyılında Truva şehrine saldırmışlar idi.

Anadolu'nun semiz ve bereketli toprakları Akhalari baştan çıkarıyor idi.

Ama, Anadolu topraklarını ele geçirmek için bir bahaneye ihtiyaçları vardı.

O bahaneyi de Sparta kralı Menelaos'un karısı Helen'in kaçırılmasında buldular.

Halbuki Helen, Truva kralı Piriamus'un küçük oğlu Paris ile gönüllü olarak Truva'ya kaçmış idi.

Truva şehri, Anadolu'nun giriş kapısı idi.

Truva şehri, adeta Çanakkale Boğazı ile Marmara ve Karadeniz’in kapısı idi.

Boğaz, zenginlik ve besin kaynağı olan balık kaynıyor idi.

Truva şehrini kuşatan Akhalar bir türlü şehri düşüremiyorlar idi.

Anadolu'nun dört bir yanından Truva kralı Priamus ve oğlu Hektor'a yardım için koşup gelen insanlar vardı savaş alanında.

Samsun civarından Amazonler koşarak gelmişler idi.

Xanthos şehrinin (Fethiye civarında bulunuyor) kralı Sarpedon da yardım için malını mülkünü geride bırakarak koşarak Truva'ya gelmiş idi.

Adata Anadolu halkı tek vücut olmuştu.

Dünya'nın ilk emperyalist savaşı olan Truva savaşı on yıldır devam etti.

En sonunda Odyssey'in bulduğu tahta at hilesi ile Truva şehri işgal edildi ve şehir yerle bir edildi.

Akhalar, şehirde taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadılar.

Hatta Hektor'un çocukları surlardan aşağıya atılarak katledildi.

Truva şehrini yaşanmaz hale getirdikten ve Truva halkının çoğunu yok ettikten sonra Odyseey önderliğindeki Akhakar memleketlerine on yıl içinde ancak dönebildiler.

Barbar Akhalar evlerinden yirmi yıl uzakta kalmışlar idi.

The Odyssey filmi bu geri dönüş konusunu ele almış.

Filmi dikkatle izlerseniz bir detay çok dikkati çekiyor...

Filmin senaristi ve yapımcısı Christopher Nolan, Truva savaşından sonra Anadolu şehirleri ile kuzey Afrika, Mısır arasındaki yani doğu Akdeniz'de kültürel ve ticari ilişkilerin 400 yıl kesildiğini ve 400 yıl karanlık bir çağın başladığının altını özellikle çizmiş.

Bu yaklaşım, bu güne kadar hiç gündeme gelmemiş idi.

Yahudilerin elindeki Hollywood, The Odyseey filmi ile Akhaların torunları olduğunu iddia eden Yunanlılara büyük bir fatura çıkarmışa benziyor.

Dünyamızın yeniden şekillendiği bu günlerde The Odyssey filmi her halde laf olsun diye çekilmedi, diye düşünüyorum

İlyada ve Odyssey masalları, Homeros tarafından anlatılarak günümüze ulaştı.

Homeros İzmirli ve kör idi.

O zamanlarda köy köy gezen, masal anlatıcıları vardı.

Homeros da onlardan birisi idi.

Bu tür insanlara günümüzün TV'cileri, sosyal medyacıları gözü ile bakmak lazım.

İnsanlar masallardan çok hoşlanırlar.

Hala da hoşlanıyorlar.

Truva savaşının M.Ö. 12 - 13. asırda yaşandığı düşünülüyor.

M.Ö.12 - 13. asırdan, Homeros'un anlatımları yazılı hale gelmesi arasında, masalın ne kadar değişikliğe uğradığını siz hayal edin.

İnsanlık tarihi masallar ile dolu.

Bütün mesele bu masallardan gerçeği görebilmeyi becerebilmektir.

Biz de kendi penceremizden Truva savaşını konu alan bir filim çekmeliyiz.

Böylece, Truva savaşında Anadolu'yu savunan atalarımızın uğradığı zulmü ve haksızlığı tüm dünyaya göstermiş oluruz.

Hayat biraz keçiboynuzu yemeğe benziyor.

Keçi boynuzundaki beş gram şekeri yiyebilmek için 95 gram odunu çiğnemek zorundasın…