Yerel seçimin sıcak atmosferini geride bıraktık. Sokaklar rengarenk bayraklarla donatılmıştı. Adaylar, destekçileri ile birlikte kapı kapı dolaşıp halktan oy istemişti. Medya gelişmeleri takip edip aktarma konusunda tatlı bir telaş içindeydi. Bilgilendirme kitapçıkları elden ele dağıtılmıştı. Her kapıda, her sokak başında rengarenk vaat dolu kitapçıklar görmüştük. Nitekim seçim günü gelip geçti. Halkın tercihiyle başkanlar seçildi. Şimdi ise o kitapçıklardaki vaatlere dönüp bakma zamanı.
Turizm cenneti olan ilimiz için vaatler turizmi kapsayacak şekilde dile getirildi. Turizm dışı bazı vaatlere göz atacak olursak kadınlar ve çocuklar için etkinlik alanları, kooperatifçiliğin geliştirilmesi, alt yapı çalışmalarının daha iyi verilmesi, yol yapımı, pazar yeri düzenlemeleri, ekonomik vaatler… Ben tüm bunların dışında tek bir alandan söz etmek istiyorum. Başka birçok şehrin mahrum olduğu birkaç istisna dışında sadece Muğla’ya özgü kültürel dokunun korunması ve etkileyici biçimde ülke turizmine kazandırılması. Bu alan için başka örnekler de verilebilir ama iki yere değinmek isterim. Birincisi Menteşe –bahsettiğim eski Muğla- ikincisi ise Yatağan Bozüyük Mahallesi. Bu iki yer Türk milletinin kadim tarihinden bize kalan bir miras ve silinmeyecek imzadır. Belki bu mirasın gücünü ve kıymetini hafife alıyoruz ama başka şehirlerde kalan miraslar talan edildiği için elimizdeki çok kıymetli durumda. Nereden biliyorsun derseniz şöyle örnek vereyim. TRT Diyanet TV’de yıllar önce “Şehirlerin Ruhu” adlı gezi programları çekilmişti. Sunucu her programda bir şehir geziyordu. Muğla iline geldiğinde eski Muğla sokaklarını dolaşırken tarihin izlerini çok somut şekilde gösterebildi. Birçok şehir için bu mümkün olmadı. Çünkü bugüne kalan birkaç eski cami, köprü ve birkaç hamam, han kalmıştı. Ne hazin…
Muğla için bu iç yakıcı manzaradan ötesi vardı. Arasta çarşısı, saat kulesi, eski camiler, dar ve insanın ruhunu bulduğu sokaklar, eski konaklar, ahşap kokulu evler, pazar yeri, mezarlıklar… Daha niceleri insanı elinden tutup geçmişe götürüyor. Aynı duygular Bozüyük içinde geçerli. Siyami Bey Camii ve türbesi, konaklar, köprü, ahşap Türk evleri, dar ve taş döşeli sokaklar, küçük şirin dükkanlar, müze gibi eşsiz miraslarla insan bu çağda kaybettiği ruhunu buluyor. Çünkü Bozüyük’te oraya ayak basmış Kanuni Sultan Süleyman’ın ruhu yaşıyor. Bu eşsiz değerler için halk başkanlardan ne istemeli derseniz -belki memleketin ve bireyin başka öncelikleri vardır ama- iki güzel yerin açık hava müzesi olması için daha yüksek perdeden dile gelmeli. Neden açık hava müzesi istiyoruz? Ülkemizde Safranbolu, Taraklı, Birgi, Şirince gibi istisnalar dışında pek kalmayan bizim ilimiz için lütuf olan eski Muğla ve Bozüyük’ü bize miras bırakan atalarımıza vefa borcunu ödemek için, bu yerlerin korunarak geleceğe miras kalması için, açık hava müzesi olursa ilginin artacağı ve ekonomik manada doğrudan ve dolaylı katkı sağlayacağı için, Türk kültürünün bugünden yarınlara taşınması için, güzel Muğla vizyonu için, estetiğin yaşaması için Menteşe ve Bozüyük’ün açık hava müzesi olmasını istiyoruz. Sizce değmez mi? Açık hava müzesi ne demek, nasıl bir açık hava müzesi istiyoruz? Gelecek yazıda devam edelim...