Bu yıllar, Türkiye Cumhuriyeti devleti için 100 yıllık bir geçmişi ifade ediyor. Son 5 yılda 100. yıl için değişik anmalar yapıldı. Ben herhangi bir olayın yıldönümü için değil ama bundan 100 veya 101 yıl önce, hem de Milas’ta yazılmış bir kitapta, aynı sayfada yer alan Halife Abdülmecid Efendi ve Mustafa Kemal’e övgü metinlerinden söz etmek istiyorum.

Daha önce gene Hamle’de hakkında yazı yazdığım Milas Müftüsü Mehmet Sadık Efendi (1872-1938)’nin 1923 veya 1924 yılında neşredilen Cihâd-ı Ekber adlı kitabının 196. Sayfasında, kitabı bitirirken sarf ettiği paragraflarda, hem Halife  Abdülmecid Efendi (1868-1944)’ye hem de Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)’e övgü dolu sözler sarf etmesi dikkat çekiyor.

Abdülmecid Efendi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlendirmesiyle 18 Kasım 1922-3 Mart 1924 tarihleri arasında halifelik yapmıştır. Yani Halife Abdülmecid Efendi yeni devletin halifesi olarak on beş buçuk ay görev yapmış ve 3 Mart 1924’te hilafetin de kaldırılmasıyla yurt dışına sürgüne gönderilmiş ve 1944 yılında sürgünde vefat etmiştir.

Cihad-ı Ekber’de sözünü ettiğim övgüler şu şekilde yer alıyor:

Halife Abdülmecid övgüsü: Alem-i İslamın mahbub-ı kulûbu, ser-tac-ı mefhareti, alemdar-ı zî-şânı, nûr-ı ayn-ı müslimîn Halife-i Resul-i Rabbülâlemin hâdimül-haremeyniş-şerifeyn Abdülmecid bin Abdülaziz Han Efendimiz hazretlerini tevfikat-ı ilahiyyene mazhar ve ömr-i hilafet-penahilerini müzdad, nusret, sıhhat, selamete meserret ile taltif eyle ya Rabbî...

Mustafa Kemal övgüsü: Türkiye Büyük Millet Meclisi-i âlîsi hamiyyet-perver a’zâ-yı kirâmını ve re’îs-i mübecceli gazanfer Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerini ve fedâkâr hey’et-i vekile re’îs-i muhteremleriyle a’zâ-yı hamiyyet-mendânın, kahraman, fedâkâr, hamiyyet-perver şanlı ümerâ ve zâbitânımızı , secî’,  bahadır, vatan-perver askerlerimizi dâyimâ nusretler, a’dâya karşı galibiyetler, makâsıd-ı İslâmiyye ve menâfi’-i milliye ve vataniyyede muvaffakiyetler, vücudlarını sıhhatle, kalplerine selametler, ruhlarına meserretler, ömürlerine bereketler ihsân eyle ya Rabbî!...

Aradan geçen 100 yılda anlamaz hâle getirildiğimiz paragrafları günümüz Türkçesi ile ifade edelim:

İlk paragraf:

İslam âleminin kalplerinin sevgilisi, övüncünün baş tacı, şanlı alemdarı, Müslümanların gözünün nuru, âlemlerin Rabbinin resulünün halifesi, Mekke-Medine’nin hizmetçisi Abdülaziz oğlu Abdülmecid Efendimiz hazretlerinin ilahî başarılarına mazhar olmasını ve halifelik ömürlerinin artmasını, yardımlarını, sıhhatte olmasını, selamete ermesini mutlulukla lutf eyle ya Rabbî!

İkinci Paragraf:

Yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin vatan savunması bilincinde olan  üyelerini ve ululanmış başkanı kahraman Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerini ve fedâkâr vekiller heyeti ve saygıdeğer başkanlarıyla hamiyetli üyelerinin, kahraman, fedâkâr, hamiyyetperver, şanlı emirler ve zabitanımızı, yürekli, bahadır, vatanperver askerlerimizi daima yardımlarınla, düşmana karşı galibiyetlerle, İslami amaçlarda ve millî ve vatanî menfaatlerde başarılar nasip eyle; vücutlarına sıhhatler; kalplerine selametler, ruhlarına mutluluklar, ömürlerine bereketler ihsan eyle ya Rabbî!...

Mehmet Sadık Efendi, sıradan biri değil. Milas’ta müderrislik ve vaizlik yaparken bir yandan da kitaplar telif etmiş biri. Soyadı kanunu çıktığında “Oğuz” soyadını alacak kadar da Türklüğünün bilincinde biri. Cihad-ı Ekber başta olmak üzere Vezaif-i Mühimme-i İslamiyye, Mevaiz-i Diniyye ve Fevaid-i İslamiyye ve  İslamiyet’te Kadınların Vezaifi ve Mevkii adlı eserlerin müellifidir.

Mehmet Sadık Efendi’den Mehmet Akif Ersoy da damadı Ahmet Efendi (1927-1932’de Milas’ta görev yapan veteriner subay)’ye yazdığı mektuplarda bahseder. Muhtemelen Akif ile Mehmet Sadık efendi tanışmışlar ve Akif, Mehmet Sadık Efendi’nin kitaplarını okumuştur.

Tabii bu yazının amacı Mehmet Sadık Efendi biyografisi değildir. Onu ayrıca yazmak lazım.

Dikkat çekmek istediğim husus şudur: Henüz Millî Mücadele zaferinin dumanı üzerindeyken yazılan bir kitapta, hem halife için ve hem de Mustafa Kemal ve ekibi  (askerler, milletvekilleri, bakanlar ve başbakan) için yukarıdaki övgü dolu sözleri arka arkaya sarf ediliyor olmasıdır. Erken cumhuriyet inşası esnasında asla bir arada zikredilemeyecek övgü cümlelerinin böyle bir metinde yer alması dikkatimi çekince okuyucularımla paylaşayım dedim. Bu kitap muhtemelen 1922 ve 1923 yıllarında yazılmış ve 29 Ekim 1923’ten önce neşredilmiştir. Çünkü müellif övgü metninde Allah’tan halifenin hilafet hayatının uzun sürmesini istiyor ve Mustafa Kemal’den Reis-i cumhur olarak bahsetmiyor.

Demek ki halk nezdinde halifenin değeri ile Mustafa Kemal ve ekibinin değerinin birbirine yakın olduğu günleri yansıtan bir kitap bu. Çünkü bundan birkaç yıl sonra halife ile Mustafa Kemal’in adını yan yana anmak mümkün olmamıştır. Peki ne olmuştur da bu iki ismi beraber anmak imkansız hale gelmiştir? Araya Lozan girmiştir ve Lozan ideolojisi bu toplumun genetiğini değiştirmiştir. Maalesef hâlâ bu genetik değişiklik ideolojisi hüküm sürüyor.