OKUNMUYORUZ, OKUNSAK DA UMURSANMIYORUZ

Bodrum Gündem’de yazan üstat gazetecilerden Tandoğan Uysal geçenlerde “Basının Gücü Bittiyse Ülkenin De Umudu Bitmiş Demektir.” başlığına bir de “Şimdilik paydos!” üst başlığı atınca “Hayırdır inşallah” deyip yazıya göz attım. Tandoğan Uysal “Hürriyet bir manşet atardı, hükümet sallanırdı. Cumhuriyet bir dosya yayınlardı, siyaset tir tir titrerdi. Milliyet bir açıklama yapardı, gündem altüst olurdu. Bugün? Basın: – Etkisiz – Susturulmuş – Ekonomik olarak kıskaca alınmış – Siyasi olarak çökertilmiştir. Bir zamanlar gazetecinin telefonu çalınca bakanlar yerinden sıçrardı.” diye basının “nostaljik gücünü” anlatırken şu ifadelerde bulunmuş:

Eskiden ‘skandal’ kelimesi duyuldu mu memleket ayağa kalkardı. Şimdi skandal üstüne skandal patlıyor; konuşuluyor, tartışılıyor, hatta belgeleriyle ortaya dökülüyor. Ve sonuç? Koca bir hiç. İşte mesele bu! Bu sadece basının çöküşü değil… Bu, ülkenin vicdanının felç olmasıdır. Bugün bir ilçe belediye başkanı bile ‘görmedim, meşguldüm’ diyerek gazeteciyi yok sayıyor. Bu ne biliyor musunuz? ‘Ben size hesap vermem’ demektir. Devlet ciddiyetinin çöküşüdür. Türkiye’de kimse konuşmuyor ama en önemli gerçek şudur: Basın ekonomik olarak bağımlıdır.

*

Tandoğan Uysal şöyle devam etmiş:

Orada basın bitmiştir. Orada halkın sesi satılmıştır. Orada doğrular susturulmuştur. Gazeteci haber yazarken ‘Acaba ilan kesilir mi?’ diye düşünüyorsa, Basın özgürlüğünden bahsetmek bile ayıptır. Özgür basın istiyorsak önce ekonomik özgürlüğü sağlamak zorundayız:

– Güçlü sendikalar – Bağımsız medya fonları – Şeffaf sahiplik yapısı – Siyasetten ve patrondan bağımsız finansman… Ama Türkiye bu anlayıştan ışık yılı uzakta. Bu bir basın krizi değil… Bu bir ülke çöküşüdür. Basın sustuysa, toplum susturulmuş demektir.”

Şimdilik paydos” da dediğine göre, “Tandoğan Uysal’ınki mental yorgunluk denilen şey mi?” diyeceğim, ama Muğla’nın da geldiği haller bu… Bodrum gibi ekonominin güçlü olduğu bir yerde Uysal böyle yazıyorsa… Neyse oralara girmeyelim…

Vallahi aynı “ruh halini” ben de yaşamıyor değilim. Kendimiz yazar kendimiz okur hale geldik. Benim hiç şikâyetim yok, çok iyi okunduğumu biliyorum, ama “okuması gerekenlerin okumadığını” okusalar da “umursamadıklarını” da biliyorum…

*

Neyse ki Tandoğan Uysal dünkü “Akbelen Köylüsünün ‘Yeter!’ Deyişi Gazetecinin Umudunu Geri Verdi” başlıklı yazısı ile durumu toparladı. En azından şimdilik…!

Gazeteci Kırılır, Ama Ülke Karanlığa Teslim Edilmez” sözüne “Biz gazetecilerin kalemi güçlüdür ama yüreği ince bir camdandır.” sözünü eklediği yazısında “Memleketin derdi bizi büyütür; dünyanın acısı bize yol gösterir. Ama bazen öyle bir an gelir ki, gördüğün haksızlıklar, duyduğun ihanetler, seyirci kalan kalabalıklar insanın içine çöker. Bir gün önce ‘Basının gücü bittiyse, ülkenin umudu bitmiştir’ diye yazmışım.” diyen Tandoğan Uysal şu ifadelerde bulundu:

Meğer kendi ruh hâlimin fotoğrafını çekmişim farkında olmadan. Ertesi gün elim gitti, ‘Paydos’ dedim. Çünkü yazdığın kelimeler kimsenin kılını kıpırdattırmıyorsa, insan kendine soruyor:

‘Bunca söz kime gidiyor?’… Tam o sırada meslektaşım Çiçek Yaman Bozoğlu aradı. ‘Hayırdır?’ dedi.

İçimi döktüm. O ise tek cümleyle toparladı durumu:‘Zaten istedikleri bu… Biz sustukça onlar kazanacak.’.. Sonra Akbelen’den yükselen o sarsıcı ses düştü önüme: Yeter artık… Toprağıma dokunmayın. Zeytinime çökmeyin.

Bir köylünün feryadı bazen yüzlerce köşe yazısından güçlüdür. O ses bana şunu hatırlattı:

Benim kırgınlığım bir anlıkken, Onların kırgınlığı bir ömürlük. Akbelen köylüsü toprağı için direniyor. Biz gazeteciler kelimelerle direniyoruz. Birimiz susarsa, diğerinin direnci yarım kalır.

Paydos Yok Çünkü Bu Ülkenin Umudu Var. O yüzden ‘Paydos’ demekten vazgeçtim…

Meğer işi Bodrum Gündem’in sahibi, yazarı çizeri, her şeyi Çiçek Yaman Bozoğlu toparlamış…

*

Herkes, her şey zor günlerden geçiyor. Hepimiz zor günlerden geçiyoruz. Çiçek, Tandoğan’ı toparlamış. Bu ‘işler’ nasıl toparlanır bilemiyorum. Aslında biliyorum da yazmaya ‘yüreğim’ yetmiyor…

Klavyeşör de değiliz… Feyk hesap açıp bu yaşta anamıza avradımıza mı sövdürelim…

Durum vahim ama umutsuz değil…

Tabii güzel şeylerde oluyor bu memlekette. Bilindiği gibi Akbelenlilerin “Yeter artık… Toprağıma dokunmayın. Zeytinime çökmeyin.” dediği Muğla’da zeytin hasat şenlikleri de yapılıyor. En ünlüsü “Milas Zeytin Hasat Şenliği” … Ülkemizde böyle oluyor. Zeytin Milas’ta kutsanıyor, ama Milas’ın Akbelen bölgesinde de katlediliyor.

11. Uluslararası Milas Zeytin Hasat Şenliği bu sene 7-9 Kasım tarihlerinde yapıldı.

İlimizde zeytinin en çok katledildiği yer ise Yatağan olmuştur. Hep Termik Santraller yüzünden…

Zeytin Milas’tan sonra şimdi bir de Yatağan’da kutsanıyor…

Kültür Turizm Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı ile Muğla Valiliği ve Muğla Büyükşehir Belediyesi destekleriyle Stratonikeia 1. Zeytin Hasadı Festivali dün Stratonikeia antik kentinin köy meydanında açılış töreni ile başladı. İki gün sürecek etkinlikler dün saat 14.00 de Lagina - Stratonikeia Kutsal Yol Yürüyüşü ile start aldı. “Doğanın Bilge Ağacı Barış-Bereket-Sağlık”, “Aşkın ve Gladyatörlerin Kenti Stratonikeia” mottolarıyla yapılan festivalde dün açılışı yapılan “Doğanın Ölümsüz Ağacı” ve “Taşların Dili” fotoğraf sergileri bugün de gezilebilecek.

Festivale Morpedal Kadın Bisiklet Derneği de “Lagina - Stratonikeia Kutsal Yol Bisiklet Turu” ile destek verdi. Cuma yerine bugün başlatsalar ilgi ve katılım daha büyük olabilirdi. Gidemedim. İnşallah seneye… Böyle bir etkinliği de düşündüğü için Kazı Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt Hocayı kutluyorum…

*

Dün bir hayırlı haber de Köyceğiz’den geldi.

Köyceğiz’de kurulmak istenen Balcılar Barajı için verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı, Muğla 4. İdare Mahkemesi tarafından ÇED raporundaki eksikliler ve kararın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edildi.

Devlet Su İşleri 21. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılmak istenen “Balcılar Barajı ve Sulaması, Hidroelektrik Santralleri, Malzeme Ocakları, Kırma-Eleme-Yıkama Tesisi ve Beton Santrali” projesinin 1 Mart 2022’de ÇED süreci başlamıştı. İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından son şekli verilen rapor, 2 Nisan 2024’te 10 gün süreyle görüşe açılmıştı. Köyceğiz ve Ula belediyeleri ile muhtarlıklar projeye karşı itiraz dilekçelerini Muğla Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’ne iletirken, çevre örgütleri ve yurttaşlar da projeye karşı dilekçelerini 15 Nisan 2024’te vermişti.  ÇED olumlu kararını, 15 gün içinde Danıştaya temyiz yolu açık olmak üzere 3 Kasım 2025’te iptal etti.

*

Eee tabii burası Muğla… Bir yanımız bahar bahçe, yaprak döker bir yanımız.

Sedat Kaya üstadımız Datça’dan “Zeytinler Kökleniyor, Halkın Haberi Yok” başlığı ile paylaştı.

Halkın neden haberi var ki gazeteciler olmasa…

Takmışız kafaya belediye başkanlıklarını, belediye meclis üyesi seçmeyi bilemiyoruz… Üzüm üzme baka baka kararır, derler ya; Belediye Meclisleri Büyük Millet Meclisine baka baka kararıyor mu desek?

Kent Konseyleri ne işe yarar sorusu da ayrı bir soru…

Datça Belediyesi dün bir paylaşım yaptı:

‘Şu mevsimde neredeyse Datça’nın her köşesinde tatlı bir telaş var. Kimi yağını sıkıyor, kimi sofralık hazırlıyor. Sen çok yaşa güzel Zeytin! Zeytin geçmişten gelen, geleceğe ait olan, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli mirastır. Zeytin ağaçlarımızı, zeytinliklerimizi koruyalım.’

Doğru...

Ama gelin görün ki, İskele Mahallesi 195. sokakta yaşananlar Datça'nın kendine ait bu hafızasını derinden yaralıyor. Bana ulaşan bir vatandaş ‘AKP’li bir belediye böyle bir görüntü verse ortalık ayağa kalkıyor ama CHP’li belediye yapınca ‘şimdi sırası mı’ oluyor. Onca yıllık emek, yeşili koruma çabası… Haber vermeden, bilgilendirmeden, adeta yangından mal kaçırırcasına ağaç sökmek… Kaldırım yapılsa bile bu yeşil katliamına gerek var mıydı?’ diye yazmış.”

Yazı uzun, isterseniz tamamını Sedat Kaya’nın facebook hesabından okuyabilirsiniz. Özetle şöyle:

Sözün özü şu; Habersiz, gerekçesiz, alelacele bir zeytin sökümü. Hem de üzerinde meyvesi olan onlarca ağacın… Belediyenin vatandaşa söylediğine göre, bazı ağaçlar “duvar diplerinden sökülmüş” ve Kızlan’a seraya dikiliyormuş. Fakat vatandaşların aktardığı tablo pek iç açıcı değil. Eski Datça girişindeki otopark kenarına dikilen 20 zeytinden sadece 4–5’i tutmuş. Kızlan’da dikilen 50 ağacın 3–4’ü yaşıyor. Yani taşınan her 10 ağaçtan 8–9’u ölüyor. Dünyanın dört bir yanında insanlar şehirlerini nasıl yeşillendiririz diye uğraşırken, Datça’da mevcut yeşilin bir günde yok edilmesi, üstelik bunun halktan gizlenerek yapılması çok ağır bir soru bırakıyor ortada. Neden? Niçin? Bu acele niye?

Sedat Kaya yazısını “Vatandaşın serzenişindeki şu cümle çok düşündürücü. ‘AKP’li belediye yapsa kıyamet, CHP’li yapınca ‘şimdi sırası mı’…’ Şeffaflık talep etmek ne muhalefettir ne iktidar karşıtlığı, sadece yaşadığı kenti sahiplenmektir. Ve bu kentin sahibi Datçalılardır.” diye noktalamış…

---------                   -----------

GÜNÜN SÖZÜ: Kötüleri salaklara yeğlerim. Çünkü kötüler bazen dinlenirler. --Alexandre Dumas