"Sonra karar verdi kendi kendine. Buseyahatlerine çocukları da getirecekti. Cebren ve hile ile de olsa getirecekti.Olmadı rüşvetle kandırırdı haylazları. Yolu, sokağı ve hayatı tanımalıydılar.Apartmana sıkışmış, güncelini kaybetmiş bilgisayar oyunlarına terk etmemeliydionları. Ayda bir kez değil haftada bir kez yapmalıydılar bu yürüyüşleri."

Yokuşu tırmanırken arada duruyor,nefesi rahatlayınca yoluna devam ediyordu. Ne kadar da dikti Asar'ınyokuşları. Arnavut kaldırımlı daryolları beyaz badanalı duvarların gölgesi aydınlatıyordu. Bahar gelmiş bütünevler, sokaklar, mahalle, şehir temizlenmiş; kışın ağır yükünü üzerinden atmayabaşlamıştı. Daha tırmanacak çok yolu vardı.

Duvarlardaki kireç kokusunu içineçekti. Genzi yanar gibi oldu. Temizliğin ötesinde bir kokuydu bu. Kıyafetinebadananın izlerinin geçeceğini bile bile sırtını duvara dayadı. Gözlerinikapadı. Bulunduğu duvarın ardında kalan hayatı dinlemeye koyuldu. Hafif biresinti hanımeli kokusunu getirdi. Sonra duvarın ardında çeşmeden akan suyunsesini ve ona eşlik eden takunyaların tıkırtısı. Komşu bahçeden gelen kuş sesi.Kanarya sesine benzetti. Sabah antrenmanı yapıyordu sanki.

Ardında bir kuşun kanat sesleriniduydu, yumuşacık. Telaşlı, pır dedi bir an. Duvardan bir kedinin atladığını altsokağa seğirdiğini duydu. Gözlerini açtı. Kuş tüyleri serpilmişti yolunüzerinde. Kedi vazifesini yapmıştı, kurban tuzağa düşmüş mü diye düşündü.Doğruldu. Sırtındaki badana izlerini düşündü, gülümsedi.

Ayda bir kez hafta sonları Asar'açıkmayı adet edinmişti kendine. Ekseri komşusu Ziya'yla sohbet ede edeçıkarları bu dik yokuşları. Nedense son iki aydır bahaneleri vardı Ziya'nın.Son çıkışlarında, "Tükendim ben arkadaş.Seyir şahane, sohbet desen tam deminde. Ama benim takatim kalmıyor, iki günkendime gelemiyorum. İstersen sabah erkenden Çımacılar yokuşuna kadar arabaylaçıkalım. Oradan tırmanırız Asar'a. Hem yanımızda Allah ne verdiyse getirir.Termosta çayımız, simidimiz ve sohbetimiz. Sen bir düşün!" demişti.Düşünmeden, "Olmaz. Biz nasılkavilleşmiştik. Aynı çocukluğumuzdaki gibi evden yürüyerek gidip geleceğiz. Hemayda bir kere. Arabayla kestirmeden çıkmak da aklına nasıl düştü senin. Olmaz!" demişti.

Yolu az kalmıştı. Birkaç dönemeçtensonra Asar'ın yamacına gelecekti. Valilik tarafından restore edilen evinköşesinden dönünce yolun üzerinde sessiz sakin akan suya şahitlik etti. Sabahınbu erken vakitlerinde komşular sırayla sokaktaki yolları yıkardı. Suyunserinliğini hissetti. Buz gibi bir ayran olsa dedi. Şöyle bir yudum içsem deiçim serinlese. Yalnız tuzlu olmasın, baygınlık veriyor, diye düşündü. Yolunsonundaki evin kapı aralığından bir köpek başını çıkardı. Tanıdık geldi yüzü.Birkaç kere havladı. Sonra kapının aralığından gerisin geri içeriye girdi.

Buralarda yaşayan insanları düşündü. Budik yokuşlarla her gün cebelleşiyorlardı. Her gün ama her gün nasıl inipçıkıyorlardı. Günde iki üç kez şehre gitme durumu olan nasıl dayanıyordu bugüçlüğe. Yok yok, onlar gele gide alışmışlardır. En kısa mesafeye bile arabaylagidip gelirken buradaki insanların yolculuğunu sorgulamak sana mı düştü, diyehayıflandı.

Sonra karar verdi kendi kendine. Buseyahatlerine çocukları da getirecekti. Cebren ve hile ile de olsa getirecekti.Olmadı rüşvetle kandırırdı haylazları. Yolu, sokağı ve hayatı tanımalıydılar. Apartmanasıkışmış, güncelini kaybetmiş bilgisayar oyunlarına terk etmemeliydi onları.Ayda bir kez değil haftada bir kez yapmalıydılar bu yürüyüşleri.

Serap'ı düşündü. Teklif etse o da gelirmiydi? Yürümeyi, yürürken sohbet etmeyi; hele hayatın içinde olmayı ondan dahaçok sevmez miydi sevgili eşi. Hatta bu yürüyüşlere teşvik eden de o, değilmiydi?

Çocukları işe sonra dâhil ederim, diyedüşündü. Önce Serap'la konuşmalıydı. Derin nefes aldı. Bir güç geldi kendine.Bir saate Asar'ın zirvesinden şehri seyre dalacaktı. Bu kadar yorgunluğunhakkını verecekti zirvede geçireceği zamanlar.

Son dönemeci geçecekken tam köşedekievin penceresinde bir yazı gördü. Yakından baktı. "Satılık!" yazıyordu.Zihninde bir şimşek çaktı. Gülümsedi. Biraz ilerledi, Asar'ın yamacındasoluklandı. Serçelerin cıvıltısı karşıladı onu. Bir Asar'a baktı, bir eve.

"Ayda bir kez diye başladık, haftadabir diye tasarladık. Her gün yokuş inmek daha güzel olacak." diye düşündü.Sonra telefonunu cebinden çıkardı. Rehberde "Eşim" yazılı yere dokundu.