Organizasyonsuzluğun, yetki karmaşasının, sorumsuzluğun, insafsızlığın, ders alma yeteneğinden yoksunluğun, para gözlülüğün ve de ahlaksızlığın sonucu Bolu’da Kartalkaya’da 40 yaşında bir ünlü otel yandı, ateşi ülkenin her yanına düştü. Kaç gündür ülkenin her yanında cenaze namazları kılınıyor. Bütün Türkiye yanıyor. Her cenaze haberinde bir kere daha yanıyoruz...

Şair “Sen yanmasan ben yanmasam, biz yanmasak karanlıklar nasıl çıkar aydınlığa.” demiş, yaşıyor olsa halimize ne yazardı çok merak ediyorum... Kaç kere yandık, yanıyoruz, karanlıklar bir türlü aydınlanmıyor...

Korkarım Grand Kartal Otel yangını da karanlıkta kalacak...

Dünkü yazımda Titanik benzetmesi yapıp, artık bu konuda yazmak istemediğimi vurgulamıştım. Ama iki gündür içimdeki ben “Sen yazmazsan ben yazmazsam, biz yazmazsak karanlıklar nasıl çıkar aydınlığa” deyip duruyor.

Yine de Kartalkaya’yı değil, Muğla’yı yazalım. Herkes kendi evinin önünü süpürsün...

+

Ula Belediye Meclisi Üyesi arkadaşım Mimar Rukiye Selmanoğulları Uslu 22 Ocak da “Dünya mirası alanı Shirikawa-Japonya otomatik sprinkler sistemiyle korunuyor..” diye yazıp bir fotoğraf paylaştı.

Hemen “Otomatik sprinkler nedir?” diye sordum. Yanıtı şöyle oldu:

Otomatik püskürtme yangını algıladığında

Yanıtı görünce “Ben bunu neden bilmiyorum” diye utandım, ama kaç gündür herkes “Yağmurlama” diye söyleyip yazıyor!

Google amcaya baktım, orada “Japonya’nın Aşık Olunası Köyü; Shirakawa Go” başlığı altında şöyle yazılmış:

Shirakawa go köyü, sanki bir çizgi film gibi ya da sanki bir rüyanın içindeymişçesine büyüsüne kapıldığım köyün adı. Japonya’nın en huzur dolu köyü. Daha köye girer girmez atmosferin güzelliğine, bu köyün büyüsüne kapılmamak elde değil. Rengarenk bahçeleri, yemyeşil doğası, birbirinden güzel evleri ile aşık olunası bir köy Shirakawa go köyü…

Turizm açısından da epey ünlenmiş bir köy olmasına rağmen çok güzel korunmuş.

Japonya köylerinin ayrı ayrı hepsi güzel ama burası bir başka güzel. Köyde halen yaşayan mütevazi güler yüzlü ve mutlu insanlar bugün tarımdan, ipek böceğinden ve turizmden gelirlerini sağlıyorlar.

Geçmişi 17 yüzyıla kadar dayanan bu köy mimarisi ve özel çatı dizaynı ile dünya çapında ün kazanmış. Bu evlerin mimari tarzına ise Gassho Style evler deniliyormuş ve Unesco’nun Dünya Miras listesine aldığı bu köyü yangına karşı korumak için otomatik sprinkler kurulmuş...

+

Japonlardan gerçekten öğreneceğimiz çok şey var.

Kartalkaya faciası eğer Japonya da yaşanmış olsaydı harakiri yapanlar olurdu... Biz de istifa eden bile yok... Allah’tan felaketi yaşayanlara şu ana kadar “Bu otele zorla getirilmediniz. Tercihinizin sonucunu yaşıyorsunuz. Yanlış tercih...” diyen çıkmadı... Tabii paylaşımlarında “Hani doktorlar geçinemiyordu, günlük 30 bin lira verebiliyorlarmış” diye yazan insansılar bile çıktı!

Shirakawa go gibi bizde de kentsel ölçekte koruma altında olan yerlerimiz var. Mesela Muğla il merkezinde “Eski Muğla” dediğimiz “Kentsel SİT Alanı” ve Ula’da Akyaka...

Evet, bilmeyenler olabilir Muğla’nın eski kent dokusu ülkemizde kentsel ölçekte korunan sayılı yerleşmelerdendir. Safranbolu ve Şirince de öyle... Ula’nın Akyaka’sı ise ülkemizin “tarihi geçmişi olmadığı halde koruma altına alınmış” tek yerleşmedir...

Tabii buraları ne kadar koruyabildiğimiz de tartışılır.

Akyaka neyse de Muğla Kentsel SİT alanına dar sokakları nedeniyle İtfaiyenin girmesi kolay değildir. Japon köyünde olduğu gibi otomatik sprinkler de yok. Ama birbirlerine çok yakın “ yangın muslukları” var...

Bolu da Grand Kartal Otel önüne bir yangın musluğu koymak bile akıl edilememiş...

Normal tabii (!) Bakanlık tahsisine ve teşviklerine sahip otelde otomatik sprinkler de yok...

Neyse biz kendi evimizin önünü süpürelim. Acaba Muğla’da da Muğla ve Milas Arastalarında ve benzeri yerlerde sprinkler uygulaması gerçekleştirilebilir mi?

+

Bu arada dün bizim Mehmet Yapıcı da paylaşımda bulundu. Doğrusu ondan böyle bir paylaşım bekliyordum. Müteahhit, İnşaat Mühendisi Mehmet Yapıcı, Londra'da 2017 senesinde 72 kişinin ölümü ile sonuçlanan Grenfell Tower yangınını anımsatmış. Google amcaya baktım, bu konuda şöyle yazmış:

14 Haziran 2017'de saat 00.54'te 24 katlı Grenfell Tower apartman bloğunda çıkan yangın 60 saat sürdü. Grenfell yangını, 1988 Piper Alpha petrol platformu felaketinden beri Birleşik Krallık'ta meydana gelen en ölümcül yapısal yangına ve II. Dünya Savaşı'ndan beri İngiliz topraklarındaki en ölümcül yangına dönüştüğü kayıtlara geçti

Yangında 70 kişi olay yerinde, 2 kişi ise hastanede öldü, 70'ten fazla kişi yaralandı ve 223 kişi kurtuldu.

500'den fazla kişinin yaşadığı binada hayatını kaybedenlerin kimliklerini tespit etmek de uzdu. Çünkü binanın yapısı nedeniyle hayatını kaybedenlerin cenazelerine ulaşmak ve kimlik tespiti yapmak bir hayli zaman aldı.

O zaman dönemin Başbakanı Keir Starmer, İngiliz devleti adına özür dilemiş ve “Asla yaşanmaması gerekiyordu” demiş. Yaşanmış işte... Ama bir daha yaşanmamış...

Tabii bizde özür dileyen de yok.

Bu yangında yakınlarını kaybeden mağdurların sözleri de oldukça yakıcı... Şöyle demişler:

Sistematik sahtekârlığın, kurumsal ilgisizliğin ve ihmalin bedelini ödedik.”

Grenfell Tower’dan sonra biz neyi ödüyoruz...

+

Mehmet Yapıcı bu yangınla ilgili Bolu yangını sonrasında, Londra'da 2017 senesinde 72 kişinin ölümü ile sonuçlanan Grenfell Tower yangınının, İngiltere'nin yapılarla (özellikle dış cephe malzemeleri) ilgili almış olduğu kararlara olan etkilerinin sosyal medyada paylaşıldığına dikkat çekerek “Peki İngiltere'de ‘Dış cephe krizi’ olarak adlandırılmış ve sonucunda ülke çapında büyük cephe tadilatlarına yol açmış olan bu yangın olayının Türkiye'deki örnekleri nasıl oluyor?” diye sormuş.

Mehmet Yapıcı şöyle yazmış:

Mesela Türkiye'de inşa edilen bir yapının statik ve mimari hesapları belediyeler tarafından kontrol edilirken, dış cephede kullanılan kaplamanın yanmaya karşı direnci veya çevresel etkileri kontrol ediliyor mu?

Cevap elbette hayır. Piyasadaki ister büyük sermayeli ister küçük sermayeli, konjonktür tipi müteahhit dediğimiz tiplerin neredeyse tamamı dış cephelerde petrol bazlı yanıcı köpükler kullanıyorlar. Yangın olmasa bile bu malzemenin çevreye ve insan sağlığına etkileri çok acımasız. Bu süreçte karar tamamen kendilerine ait ve inisiyatif onlarda.

Bu işte büyük kazanç var diyerek, en ucuz imalatı en pahalıya satma hırsında olan bu müteahhit çetesi sayesinde, bu işin eğitimini almış, sonrasında yeni gelişmeler için kafa patlatmış ama her şeyden önce belirli bir ahlak süzgecinden geçmiş olan meslek erbabı kişilerin yapmış olduğu işler de değersizleştiriliyor. AKP öncesi üniversitelerde düzgün eğitim almış parlak jenerasyonun değersizleştirilme politikasının bir örneği diyebiliriz.

Bu aşamada belediyelerin kendi yerel inisiyatiflerini alarak, inşaat ruhsatı ve iskan ruhsatı verecekleri yapılarda, yanmaz dış cephe malzemeleri ve yangın sırasında devreye girecek olan kendinden akülü aydınlatma ve alarm sistemlerini şart olarak koşması en doğru adım olarak gözüküyor.

+

Büyükşehir Belediyemiz bu konuda Allah kabul etsin, ölenlerimiz için lokma da döktürmüş, ama bakalım yerel yönetimler Mehmet Yapıcı’nın uyarısını dikkate alırlar mı?

Kahramanmaraş depremlerinden sonra yerel yönetimlerimiz harekete geçmişler ve yapılarda, özellikle zeminlerde “kolon kiriş kesimi” var mı denetimi başlatmışlar ve iş yeri işletme ruhsatlarından sonra yapıda değişim var mı diye kontrollere çıkmışlardı.

Hangi ilçede ortaya ne çıktı bilmiyoruz? Açıklayan olmadı... Yoksa her şey göstermelik miydi?

Yerel yönetimlerimiz bakalım “göstermelik” de olsa yangın denetimleri yapar mı...

---------            -----------

GÜNÜN SÖZÜ; Unutmayalım ki cesur bir kez, korkak bin kez ölür. Önemli olan, insanın böyle bir toplumda 'Mezar Taşı' gibi susmamasıdır. --Uğur Mumcu