“Artık sensiz değildim. Suskunun yüreğinde yaşıyordun. Bir gün gelen bir telefon zamanın elinden ancak senin varlığınla tutabileceğimi anlamamı sağladı. Sen yaşadığım her hüzünde, her mutlulukta vardın. Sen vardın. Sen varken suskuna yazmak düşerdi. Sonra bir kumru kondu omzuma. Senin adın düştü gölgesinde. Güzel adın, güzel yüzün, güzel bakışların. Ve “Kumru ve Kadın” girdi hayatıma. Kumru ve Kadın, yaz diyen sesinle kanatlandı.”

Aheste aheste yaklaşıyor hüzün. Ayrılışın acısı yüreğimde her dem tazelenmekte. Gittiğin andan beri koptu sazın telleri. Savruldu dört bir yana mutluluk sözcükleri. Boynu bükük bakışlar yansıyor aynalardan. Yüzüm eski yüzüm değil, gözlerim ışığından yoksun.

Gittin gideli bütün renkli görüntüler siyah beyaz. Senin dokunduğun her yer çiçeklenir, taze sürgünler verirdi. Uzaklar yakın, yakın olan çok uzaklarda şimdi. Sesini duymayı özledi kulaklarım, duyduğum her şey bana benliğime yabancı. Sen gittiğinden beri kendime bile yabancıyım belki.

İlk kez yaz diyen sendin! “Yaz, kardeşim!” demiştin. “Bu dünyayla, insanlarla paylaşacağın cümlelerin var.”, demiştin. Her yazdığım yazıyı ilk sana okuturdum. Senin okumaların yepyeni cümleler taşırdı belleğime. İlk kitabım “Gül Yürekli Sevdalar”ı eline ilk verdiğimde o kadar güzel bakmıştın ki yüzüme. Gözlerindeki ışık yolumu aydınlatmıştı. Artık geri dönemezdim.

Bir gün Saburhane’ye gitmiştik. Seninle yaptığımız şehir gezilerinde her sokağa, her eve hatta her insana senin gözünle bakmaya alışmıştım. Ben her şeyi sorgularken sen masal dünyasının saflığına dönüştürürdün. Muğla’ya sevgimin bir yerinde senin sözlerin vardır. Sonrası tek başıma yaptığım seyahatlere dönüştü. Şehir yürüyüşlerimin çocukluk bakışında kahramanım sendin. Sonra “Kırksekiz’in Yediverenleri” eklendi hayatıma.

Dost, acı söyler, derler. Acıysa söyledikleri hep seni düşündüğü içindir. Senin iyiliğini düşündüğü için hatta seni senden çok düşündüğü içindir acı söylemesi. Onun hakikati senin gerçeğindir. O ne söylerse, senin yoluna rehberdir. Kırksekiz’in Yediverenleri için söylediklerin hala kulağımda.

Sonrası yazmanın hikâyesi. Seninle yepyeni bir hikâye başlatmıştık. Yolun sonu istemediğimiz çıkmaz sokaklara götürüyordu bizi. Çıkmak istemiyorduk bu yola. Ama zaman ferman dinlemiyordu. Yola çıkmıştık bir kere. Gözyaşların, duaların yüreğimi pare pare etse de elimden bir şey gelmiyor, çaresizliğin girdabında yuvarlanıp gidiyorduk. Ve hikâyenin yolu “Yollarda Hüzün Bizi Bekler”e çıkmıştı. Belki de son kitabımı ellerimle takdim etmiştim sana. Kitapla ilgili yazdığın mesaj kelama dönüştü yüreğimde.

“Daha yolun başındasın, bu kitap bu hikâyeler senin gerçek sesin. Bu yoldan ayrılma. Yazmaya devam diyordun.”

Beni en iyi tanıyan sendin. Sırladığım ne varsa aynandan yansıtırdın. Hatırlatırdın zaman zaman. Ne zaman kendi içimde sessizliği mekân yapsam kapıyı çalmadan girer. Bulunduğum yerden çeker alırdın. Oysa bu zorlu mücadelende elimden bir şey gelmiyor. Dudaklarımda sözcükler tükeniyor, sana gönlümden geçeni bir türlü dile getiremiyordum. Suskun olup çıkmıştım. Suskun ancak yazarak seslenebilirdi sana, suskun dualarını da yazarak yakarabilirdi Rabbine. Sen biliyordun, tanıyordun. Yaz, demiştin bana. Yazmanın diline vakıftım ancak.

Bundan tam bir sene önce gelen bir telefonla bütün duygular alt üst oldu. Yerin dibine çakılı kaldım. Kör kuyulardan çıkamadım. Sanki afetlerin ortasında kalmıştım. Suskun çöllere yuvarlanmıştı. Dikenli çalılara tutulmuştu yüreğim.

Bir veda mıydı, yoksa kopuş mu? Adını tanımlayamadım. Mananın hiçbir hükmüne vardıramadım. Hükümsüzdü bütün ayrılıklar bütün vedalar. Günler günleri kovalıyor, haftalar haftaların ardında baktırırken zaman hatıralar yüreğini ısıtıyordu. Bütün kimsesizliğim, suskunluğum senin hayalinle kucaklanıyordu.

Artık sensiz değildim. Suskunun yüreğinde yaşıyordun. Bir gün gelen bir telefon zamanın elinden ancak senin varlığınla tutabileceğimi anlamamı sağladı. Sen yaşadığım her hüzünde, her mutlulukta vardın. Sen vardın. Sen varken suskuna yazmak düşerdi. Sonra bir kumru kondu omzuma. Senin adın düştü gölgesinde. Güzel adın, güzel yüzün, güzel bakışların. Ve “Kumru ve Kadın” girdi hayatıma. Kumru ve Kadın, yaz diyen sesinle kanatlandı.

Mısralar dökülüyor Suskun’un yüreğinden:

“Bir yaz gününe saklamış kendini

Gizli bir el dokunmuş bahar çiçeklerine

Ve kadının bakışlarına sinmiş

Siyah beyaz eller, siyah beyaz sözler

Kadın giderse ne adam kalır ne suskun

Kadın giderse ne güzellik kalır ne renk

Kadın giderse uzaklara kaçar ne varsa

Ardında sadece bakışları kalır

Her daim çiçekler açtıran bakışları”

Seni uğurladığımız hatta sonsuzluğa uğurladığımız mekanına götürdüm Kumru ve Kadın’ı. Bütün sözcüklerim seninle kanatlandı. Yepyeni sayfalar açılırken hayatımda sen bendesin, benimlesin gül yürekli canım ablam.

Ruhun şad olsun!