Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu 'nun " Başörtüsünü yasal güvence altına alma " teklifine gerek var mıydı? Bu teklif kendisini " Cumhurbaşkanı " yapar mıydı? " Bu memlekete şeriat gelecekse onu da biz getiririz " dese ne olacak ki?
"Ama biz değiştik."
Evet siz değiştiniz, bir de nasıl değiştiğinizi anlatabilseydiniz... Sizi CHP içinde "Artık tanıyamıyoruz" diye eleştirenler var... CHP dışındakilere de hala inandırıcılıktan uzaksınız...
CHP tarafından önceki gün " Başörtüsünün yasal güvence altına alınması " yönünde kanun teklifi TBMM 'ne verildikten sonra gözler, kulaklar dün yapılan AK Parti Grup Toplantısına kilitlendi. Herkesin beklediği gibi CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu 'nun " yasal güvence " teklifine karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan 'dan " Anayasal güvence " teklifi geldi. Türkiye 'de verdikleri mücadele sayesinde başörtüsü meselesi kalmadığını söyleyen Erdoğan " Eğer dürüstsen, samimiysen bunu yasa değil, Anayasa düzeyinde sağlayalım " ifadelerini kullandı.
xx xx xx
"... kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cübbe, önlük, üniforma vb. dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamaz."
"Kişisel hak ve özgürlükler" çerçevesinde böyle bir Anayasal düzenleme ne İran'da var ne Türkiye'de var...
Olmadığı için ülkemizde yıllarca başörtülü kadınlara ve hatta onlarla birlikte eşlerine, babalarına eziyet edildi. Kamusal alanlara ve üniversitelere alınmadılar. Öğretmen, doktor, hakim ve benzeri meslek sahibi olamadılar. Travma yaşadılar, siyasi malzeme yapıldılar... İran 'da ise başörtülü olmayanlara, başörtüsüne direnenlere yıllarca eziyet edildi, ediliyor, kadınlar öldürülüyor... İran 'da iç savaş manzaraları yaşanıyor...
Önceki gün CHP'den TBMM'ne 3 maddelik başörtüsü kanun teklifi geldi, çarşı yine karıştı.
Cumhur İttifakı 'ndan hemen tepkiler geldi. MHP Genel Başkanı Bahçeli " Böyle bir yasa geldiğinde, MHP geçmiş dönemde başörtüsü konusunda vermiş olduğu Meclis kararının arkasında durur, yeni karara da ihtiyaç olmadığını söyler. " dedi. Böylece CHP 'nin teklifinin reddedileceği mesajını verdi...
Yani ülkemizde böyle bir sorun kalmamıştır... Sorunu Cumhurbaşkanı Erdoğan "yasak getiren" yönetmeliği işlevsiz hale getirerek ortadan kaldırmıştır...
xx xx xx
Artık başörtülü hakimlerimiz, savcılarımız, avukatlarımız, akademisyenlerimiz, sağlıkçılarımız, eğitimcilerimiz, askerlerimiz, polislerimiz var... Kimse kimsenin kılık kıyafetiyle ilgilenmiyor...
Ben de böyle sanıyordum, " Başörtüsü sorunu bitmiştir " diyordum. Ta ki genç meslektaşım Neval Çolak Arslan 'ı tanıyana kadar. Muğla 'da içimizdeki tek başörtülü kadın gazeteci Neval 'den söz ediyorum. Okulunu bitirip, mesleğini yapmaya kalkışır kalkışmaz " sorunun çözülmüş olmasına " rağmen nasıl psikolojik baskılarla, ayrımcılıkla ve işsiz kalmakla karşı karşıya kaldığını biliyorum.
Kalktığını sandığımız, Bahçeli 'nin " Yok " ve Çelik 'in " Hak ve özgürlükler mücadelesinin öncü siyasi hareketi biziz. " dediği mesele kamusal alan dışında, özel sektörde devam ediyormuş...!
Kılıçdaroğlu 'na bu konuda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Özlem Zengin de " Türkiye'de kanunsuz hukuksuz yaratıcısı icracısı iknacısı olduğunuz 'Başörtüsü' yasakları size rağmen nihayet bulmuştur. Onca yıl milyonlarca kadının hayatını mahvettikten sonra ya hakiki özür dileyin ya da sükut edi n" diye karşılık verdi...
Kılıçdaroğlu 'na sol taraftan da " alkış " değil " tepkiler " geldi... Yer yer haklı, yer yer haksız...
xx xx xx
Bana sorarsanız, bence de sırası değildi...
Ben bugün köşemde Muğla Ticaret ve Sanayi Odası 'nın (MUTSO) 15 Eki m'de yapılacak " organ seçimlerine "; Bir şirketin Bayır/Deştin 'de kurmak istediği E ntegre Çimento Canavarına gösterilen direniş üzerine o şirketin patronlarının Muğla 'ya kesesinin ağzını açmasına, Milas 'taki restorasyon rezaletinde yaşanan gelişmelere, üniversitemizde yeni rektörümüzle neler yaşanmaya başladığına, 8 Ekim 'de yapılacak Muğla Barosu seçimlerine ve de en önemlisi " Dezenformasyon " Yasası diye gündeme getirilen " Sansür Yasası "na yer vermem gerekirken gerçekten " başörtüsünün " sırası mıydı?
Görünen o ki bu seçimler çok sert geçecek... Çünkü giderek " Cumhurbaşkanı adaylarını n" değil, " Yönetim Sisteminin " oylandığı bir hal alacak...
Hal böyle iken, ülkenin başka sorunu kalmamış gibi TBMM gündemine getirilen ilk yasa tasarısı " Dezenformasyon Yasası " olurken, yine başka mesele kalmamış gibi Kılıçdaroğlu 'nun " Başörtüsünü " sorun olarak gündeme getirmiş olmasını anlamakta güçlük çekiyorum... Ülkenin ekonomik sorunlarının tartışılması gerekirken, bir yana bırakılıp başörtüsün tartışmaya açılmasının kime ne yararı var?
Ben bu gelişmeye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kurmaylarının çok sevindiklerini düşünüyorum.
Sanki Kılıçdaroğlu'nun tek derdi Cumhurbaşkanı olmak...! " Helalleşmeyi " sürekli gündemde tutarak, çalışma masana Ziya Gökalp' in " Türkçülüğün Esasları " kitabını koyarak, meydanlarda elinizle kurt başı yaparak selamlamayla, " Kamuda başörtüsü kullanımını yasal güvenceye kavuşturacağım " diyerek Cumhurbaşkanı olamazsınız...
Allah aşkına bu Kılıçdaroğlu hızını alamayıp " Bu ülkeye şeriat gelecekse onu da biz getiririz " derse Cumhurbaşkanı olur mu?
Taklit, taklidi yapılanı yaşatır. Sorumun yanıtını size bırakıyorum.
xx xx xx
Olay şudur;
Seçim yaklaştıkça süreç sertleşirken, " İktidarın değişmesi halinde başörtüsü yasağının geri geleceğini " dillendirilebileceği öne sürülürken, Kılıçdaroğlu 'nun bu yasa teklifi ile önalmaya çalıştığı ifade ediliyor.
AK Parti de karşı teklifle ele aldı...
Üstelik, dün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın karşı teklifiyle sadece ön alınmadı, kabuk bağlamış bir travmatik yara da Kılıçdaroğlu'nun kaşıması ile yeniden açıldı, kanamaya başladı...!
Bir " kişi " demeyeceğim, gönlünde Cumhurbaşkanlığı yatan ve olabilmek için yanıp tutuşan, gözü hiçbir şeyi görmeyen bir " siyasi lider " böyle bir izansızlığı nasıl yapar?
Ve beklenen oldu... Başörtüsü yasağının yaşandığı yılları müsebbibinin Kılıçdaroğlu olduğunun altını çizerek video ile gösterip amımsatan Erdoğan " Kılıçdaroğlu'nun teklifini bir taktik adım olarak görüyorum. 2010'da verdiği bir röportajda bizi yasa değişikliğiyle çözüm bulmakla itham ediyor. Kanun teklifi diye sundukları metin, hem tüm boyutlarıyla kucaklamaktan hem arzu edilen şekilden uzaktır. " diyerek karşı teklifini şöyle yaptı:
"Öyleyse, biz daha öte teklifle mukabele edelim. Eğer dürüstsen, samimiysen temel bir insan hakkı olan başörtüsü meselesini ülke gündeminden çıkarmak için samimiysen, gençlerimizin hassasiyetleri olan bu meselenin ahdi temelini güçlendirmenin peşindeysen bunu yasa değil, anayasa düzeyinde sağlayalım. Arkadaşlarıma talimatı veriyorum. Adalet Bakanım başta olmak üzere, Anayasa Komisyonu'ndaki arkadaşlarım çalışmalarını hazırlayacaklar. Gerisi CHP ve başındaki zatın derdidir. Aile kurumumuzu güçlendirecek ilave değişiklikler de yapalım. Bizim hayalimiz olan ülkemizi yeni, sivil, özgürlükçü anayasaya kavuşturma hedefimiz bakidir."
xx xx xx
Şimdi ne olacak?
Şimdi olacağı şudur;
AK Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan 'ın başörtüsü konusunda yaptığı " Anayasayı değiştirelim " çağrısına ilk tepki CHP 'den geldi. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel , " Her gün anayasayı çiğneyen bir anlayışla anayasa değiştirecek halimiz yok. Yeni Anayasa, yeni Meclisin işi olacak! " ifadelerini kullandı. Erdoğan ise bir soru üzerine Özel 'in sözlerine ilişkin, " Olacağı buydu zaten, dürüst değil bunlar " değerlendirmesini yaptı.
Başta bahis olmak üzere kumarda "el yükseltmek" diye bir tanım vardır. Kılıçdaroğlu "ön alırken" Erdoğan'da el yükseltti...
Tabii Kılıçdaroğlu da şimdi, " Demek ki başörtüsü sorunu sona ermemiş. Madem Anayasa güvencesi gerekiyordu, elinizi tutan mı vardı. Biz yasa deyince Anayasa dediler. Yeni Anayasa'yı yeni Meclis'te biz yaparız " diyecektir. Böylelikle " İktidar değişirse başörtüsü yasağı geri gelir " propagandasının önünü almış olacaktır. Peki AK Parti 'deki mütedeyyinlerden Erdoğan 'ın rakibine ve CHP 'ye oy gelir mi?
Bu sorunun da yanıtını siz verin... Ne zamandır gündemi elinde tutan Kılıçdaroğlu gündemi yine kendisi değiştirdi, ama kendi aleyhinde değiştirdi. Kutlarım...
----------------------------------
GÜNÜN SÖZÜ : Pek çok din vardır ama ahlak tektir demiş John Ruskin. Ahlaksız insanların dinleri olsa ne olur, olmasa ne olur?
BUNLARI
- Ne zaman nereden çıkacağı belli olmayan ve Muğla Yörük Obaları Derneği Başkanı olması beklenen Nurhan Keleş'in Müsiad Bodrum Şubesi'nde Genel Sekreter olarak göreve başladığını; DUYDUNUZ MU?
ÇİVİ
Arkadaşım "Alt tarafı bir kimlik değiştirecektim, on parmağın izini aldılar. On parmağında on marifet demek için herhalde" diye sordu.
Beni Bi Gülmek Aldı:)))