Türk futbolu üzerine birkaç kelime etmek birçok insan için olağan bir durumdur. Futbolla ilgilenen ve futbol izleyicisi olan herkes bunu kendine hak görür. Doğal olarak evde, iş yerinde, kahvede, dolmuşta her daim gündemin içinde futbol olur. Maç önü, maç anı ve maç sonu her anıyla dile getirilir. Bu dile gelmeler ve değerlendirmeler genel olarak kişinin tuttuğu takıma göre şekil alır.

İşte tam burada hem genel hem de yerel futbol izleyiciliği dışında Türk futbolunun yerlilik sorununa değinmek gerekiyor. Sorunu yeniden alevlendiren de yabancı hakem ataması oldu. 24 Şubat Pazartesi günü oynanacak Galatasaray- Fenerbahçe derbisini Slavko Vincic yönetecek. En son 1970 yılında Avusturyalı Alois Kessler Fenerbahçe- Galatasaray maçını yönetmiş. 55 yıl sonra yine yeniden…

Bu konuyla beraber uzun zamandır Türk futbolunda yabancılaşma işaretlerini görmekteyiz. Bazı örnekler vermek gerekirse 2004 yılında 6 yabancı kuralı varken 2015 yılında 14 yabancı kuralına geçilmiştir. 2006 yılında Aurelio Türk milli takımına kabul edilmiştir. Dört büyük takımın ikisi yabancı antrenörlere emanettir. Milli takım antrenörü de yabancıdır. Ayrıca Türkiye’de Şenol Güneş- Fatih Terim- Mustafa Denizli ekolü de yolun sonuna gelmiş gibi görünüyor. Yeni nesil antrenörlere bu kadar kolay ve uzun süre büyük takımlar tahammül edebilecek mi yaşayıp göreceğiz. Bir başka örnekte geçen sezon VAR hakemlerinde yabancı uygulaması vardı. Ülkenin maç yayıncılığını Katarlı bir şirket yapıyor. Ayrıca spor giyim markaları da genel olarak yabancı üretim.

Sözün özü böylesine yabancılaşmış bir süper lig futbol endüstrisinde Türk futbolu ne kadar bizimdir. Uzun uzun konuşmak gerekir. Ya bundan sonra sahadaki tüm takım, teknik direktörler hatta federasyon ve kulüp başkanları yabancı olursa içinde bulunduğumuz düzen Türk futbolu adıyla nitelendirilebilir mi? Bu düzen ne kadar millidir?
Bu kadar sporcusuna, hakemine, yöneticisine güvenmeyen toplumun asıl problemi vasatlık mı yoksa bu süreçten yapay gündemle prim devşirmek mi onu da sporsever biri yazarsa okuruz.