Bir ka­dı­nın göz­ya­şı­nı dök­mek zor­dur,
ÇÜNKÜ kadın güç­lü­dür,
ÇÜNKÜ kadın an­ne­dir,
ÇÜNKÜ kadın şef­kat­tir,
ÇÜNKÜ kadın ta­rih­tir.
Kadın ya­ra­tım­dır yok­tan var eden­dir.
Ama eğer ki bir ka­dı­na göz­ya­şı dök­tür­düy­se­niz,
O kadın sizi asla unut­ma­ya­cak­tır.
Bir ka­dı­nı in­cit­mek­le,
Ulu bir dağa yara açmış olur­su­nuz.
Belki de bu dağın üs­tün­de­ki tüm ağaç­la­rı­nı kes­miş kadar,
Bir hüzne boğ­du­nuz.
Zor­dur bu top­lum­da olmak.
Zor­dur bu top­lum­da var­lık gös­ter­mek.
Zor­dur bu top­lum­da bir kadın olmak.
İster­ler ki sizi, ol­ma­yan ka­lıp­la­rın içine sok­mak,
Acıy­la umut­suz­luk­la ya­şat­mak,
Acıyı katık et­me­niz is­te­nir.
Lakin acıy­la ya­şa­mak zor­dur as­lın­da,
Ona rağ­men güçlü kal­mak,
Kadın olmak,
Hiçte kolay de­ğil­dir.
Kadın ola­rak,
Bize bi­çil­miş ha­ya­tı ya­şa­mak­tan,
Başka ça­re­miz yok­muş gibi dav­ra­nan­la­ra inat,
Kendi ka­de­ri­mi­zin efen­di­si ol­mak­tır.
Me­se­la ben kendi ka­de­ri­min efen­di­si ol­ma­yı se­çi­yo­rum.
Bize ha­ya­tı zor­laş­tı­ran­la­rın kar­şı­sın­da,
İna­dı­na se­bat­la,
Dim­dik du­ra­rak,
Var­lı­ğı­mı­zın yü­ce­li­ği­ni on­la­ra gös­te­re­rek,
On­la­rı yıl­dır­ma­lı­yız.
Kadın ol­ma­yı acı ile
Kadın ol­ma­yı sı­kın­tı ile
Öz­deş­leş­ti­re­rek var­lık gös­ter­me­ye ça­lış­ma­ya­ca­ğız.
Bun­la­rı ret edi­yo­rum.
Kadın ol­ma­nın şe­re­fi­ni,
Kadın ol­ma­nın yük­sek onu­ru­nu,
Kadın ol­ma­nın er­dem­li­li­ği­ni,
Kadın ol­ma­nın ba­şa­rı­sı­nı kabul edi­yo­rum.
Lakin so­run­lar­da var.
Ül­ke­miz­de bir­çok kadın,
Gerek fi­zik­sel,
Ge­rek­se psi­ko­lo­jik şid­de­te maruz ka­lı­yor.
Top­lu­mu­muz­da kadın al­gı­sı
‘Eli­nin ha­mu­ru ile erkek işine ka­rış­ma,
‘Kadın ne anlar bu işten’ gibi al­gı­lar­la dolu.
Yı­kı­yo­ruz tüm bu al­gı­la­rı.
Kadın ba­şa­rı­sı­nı gök­yü­zü­ne ya­zı­yo­ruz.
Kadın ba­şa­rı­sı güm­bür güm­bür ge­li­yor.
Kök­le­ri­mi­ze bak­tı­ğı­mız­da da ka­dı­na ba­kış­ta yoz­laş­tı­ğı­mı­zı gö­rü­yo­ruz.
Emevi kül­tü­rü ile kadın çok geri plan­la­ra atıl­dı.
Kadın üze­ri­ne tok­sik olan bu kül­tü­rü top­lum­sal ya­şam­dan sil­me­li­yiz.
Ve ben kök­le­ri­mi­zi an­lat­ma­yı çok se­vi­yo­rum.
Her zaman bir bağ kurup,
Geç­mi­şi­mi­zi ha­fı­za­la­rı­mız­da ye­şert­me­yi se­vi­yo­rum.
Türk ka­ğan­lık­la­rın­da ka­dı­nın ye­ri­ni ve öne­mi­ni an­lat­ma­lı­yız.
Tarih bo­yun­ca ka­dın­la­ra en çok değer veren,
Ve söz sa­hi­bi yapan Türk­ler ol­muş­tur.
Cen­giz Han’ın eşi için söy­le­di­ği,
Ben sizin Han’ını­zım.
Bu da benim Han’ım sö­züy­le di­li­mi­ze yer­le­şen,
‘Hanım’ ke­li­me­si bile Türk Tö­re­sin­de ka­dı­nın öne­mi­ni an­la­tır.
Han yani Hakan diyor ki,
Siz bana sı­ğı­nır­sı­nız ve ben sizi Han’ınız ola­rak ko­ru­rum,
Ben de ko­run­ma gü­ven­li liman is­te­rim,
Ve ka­dı­nı­ma sı­ğı­nı­rım diyor.
Kadın üs­tü­ne na­sıl­da ulu bir kül­tür. Eski Türk­ler­de,
Arap gez­gi­ni İbn-i Ba­tu­ta şöyle der.
Bu­ra­da tuhaf bir durum gör­düm ki,
O da Türk­le­rin ka­dın­la­rı­na gös­ter­dik­le­ri say­gı­dır.
Ka­dı­nın iti­ba­rı ve de­re­ce­si,
Er­kek­le­rin­den daha yük­sek­ti de­miş­tir.
Türk tö­re­sin­de kadın hep ulu bir çı­nar­dır.
Baş tacı edil­miş­tir.
Gök­türk Ka­ğan­lı­ğı dö­ne­min­de de,
Ka­dın­lar hem top­lum­sal,
Hem de si­ya­si açı­dan önem­li rol­ler üst­le­ne­bi­lir­di.
Ka­ğa­nın eşi (Katun), hatta bazen tah­tın va­ri­si olan bir kadın(il Kağan) ola­bi­lir.
Gök­türk­ler­de kadın her zaman top­lum için­de et­ki­li olmuş ve si­ya­si güce sahip ol­muş­tur.
Unut­ma­ma­lı­yız ki Türk Kül­tü­rün­de ve ör­fün­de,
Kadın her zaman say­gıy­la el üs­tün­de tu­tul­muş­tur.
Biz tö­re­mi­zi Arap­laş­tır­ma­ya­ca­ğız.
Tö­re­mi­zi Ka­ğan­lık­lar­dan gelen kadim kül­tür­le ya­şa­ta­ca­ğız.
Ka­dın­la­rı­mız baş ta­cı­mız­dır.
Ya­şa­sın Mus­ta­fa Kemal’in ışığı.
Ya­şa­sın Kağan ata­la­rı­mı­zın kül­tü­rü,
Ya­şa­sın ka­dın­la­rı­mız.
Bu ve­si­le ile 8 Mart Ka­dın­lar Gü­nü­müz kutlu olsun…