Değerli dostlarım; geçen haftaki yazımın konusu eski dilde Enasır-ı Erbaa dediğimiz hayatın ana unsurları olan, yaşamamız için şart olan, Cenab-ı Hakk tarafından biz kullarına bahşedilen bir nimetti. Geçen yazımda kısaca “Su”dan bahsederek suyun ne kadar önemli olduğunu izah etmeye çalıştım. Bugün de “Su”dan sonra gelen Toprak’tan söz edeceğim. Toprak da olmazsa olmazımızdır. Toprak asla üretilemez. Yüce Yaratan tarafından biz kulların hizmetine sunulan bir nimettir. Tekraren arz ediyorum ki, Toprak asla üretilemez. Toprak vatandır, Toprak ana’dır, Toprak tarladır, Toprak arazidir, Toprak bahçedir.

Etrafımızda gördüğümüz tüm meyve ve sebzelerin tamamı Toprak’tan yetişir. Toprağa ekilen ve dikilen her türlü ve adına kısaca “Nebatat” denilen tüm meyve, sebze ve çiçekler, ağaçlar dahil hepsi topraktan gelir. Toprak üretendir. Toprak üremez, üretilemez ama üretir. Etrafımıza baktığımızda topraktan gelmeyen, topraktan yetişmeyen yok gibidir. Ayrıca toprağa muhtaç olmayan canlı da yoktur. Tüm canlılar toprağa muhtaçtır.

Toprak vatandır demiştim. Milletler toprak üzerinde hüküm sürerler; o da vatandır. Toprak ile vatan birbirinden asla ayrılamaz bir bütündür. Bilhassa genç nesil toprak ile hemhal olamadı. Olmadı. Toprağı bilmiyor. Yanlış anlaşılmasın, toprağı bilmemek ilim anlamında değildir. Toprağa bakamıyor ve işleyemiyorsanız asla toprağı bilemez, toprağın kıymetini anlayamazsınız.

Zamanımızda “ticari düşününüz” diye bir düşünce hüküm sürüyor. Bilhassa Muğla Merkez ve ilçem Ula’da toprağı koruma ve kollama anlamında sınıfta kaldık. Ticari düşünmek adına imar konusu gündeme geliveriyor. Topraktan ne kazanacaksınız? Eğer ticari düşünür de bina ve işyeri yaparsanız çok kazanırsınız benzeri ifadelere asla katılmam. Ama ister katıl ister katılma ortada da bir gerçek var: Topraklarımız küçülüyor.

Topraktan sonra ateş gelir. Büyüklerimiz derler ki: “Ateş hakkında dünyada eksikliğini göstermesin, ahirette de yüzünü göstermesin.” Düşünsenize dünyada ateş yok, ateş yanmıyor. Dolayısıyla ateşsiz bir hayat olabilir mi? Yemeklerimiz, başta ekmek olmak üzere tüm gıdalarımız ateş yardımı ile yiyecek hale gelir.

Bir de hava var, havamız vardır. Havasız bir hayat asla düşünülemez. Hava olmazsa hayat olmaz.
Hava olmazsa ateş yanmaz.
Hava olmazsa soluk alıp verilemez. Kıymetini bilmek lazım.

Önce Toprak dedik, sonra Su dedik, sonra Ateş dedik, daha sonra da Hava dedik. Hangi unsur birbirinden daha az önemlidir?

Toprağımıza sahip çıkmak nasıl olur? Toprağımıza sahip çıkmak bağımsızlıkla ancak mümkün olabilir. Toprağımıza sahip çıkmak kirletmeden kullanmaktan geçer. Havamızı da kirletmeden kullanmaktan geçer. Havamıza sahip çıkmak, suyumuzu sahiplenmek tasarruflu kullanmaktan geçer. İsraf etmeden geçer. Suyumuzu har vurup harman savurmamak lazımdır. Suyumuza hor bakmamak gerekir. Suyumuza sahip çıkmak, suyumuzu kirletmeden kullanmamız gerekmez mi dostlarım?

Hayatımızın devamı için saymış olduğum bu unsurlar (Toprak-Hava-Su ve Ateş)’ın kimden geldiğini, kimin bizlere verdiğini unutmamalıyız.

Peygamber Efendimiz (SAV) bir Hadis-i Şerifinde buyururlar ki:
“İktisat eden fakir olmaz, istişare (danışan) eden yanılmaz, istihare eden pişman olmaz.”

Bu Hadis-i Şerifin ilk mısraı bizim için oldukça önemlidir. Sebebi de açıktır. Hakkında dersler okutulan, hakkında kitaplar yazılan iktisat (tasarruf)’ı bilerek ve anlayarak, ona göre hayat tarzımızı tanzim etmek inanın insanı öyle rahatlatır ki.

Tamamen tüketim kültürüyle yetiştik. Yetiştirildik. 2000 yılı sonrası doğumlular için bu konular öyle yabancı ki anlatamam.

Üretmek için önce eğitilmek gerekir. Öğretmek yetmez. Toplumlar kendi kendilerini sürdürebilmek ve milletlerini devam ettirmek için bir sürü tedbir alıyorlar. Bizde de olduğu gibi üretim yerine tüketim öğretilmeye ve tüketimi sürekli pompalayan, sürekli her türlü reklamlarla angaje edilen toplumlar, bilhassa gençler üretmek yerine tüketim yolunu tercih etmeye bilinçli olarak yönlendirilmektedir.

Toprağımıza sahip çıkalım. Etrafımızda bulunan insanlara ve topluma bu konuda sohbet ederek toprağın ne kadar ciddi olduğunu izah etmeyi görevimiz saymalıyız. “Bana ne” diyemeyiz. Hepimiz bu geminin içindeyiz.

Suyumuzun da kıymetini bilelim. Suyun nasıl tasarruflu kullanılacağını da önce kendi ailemize, sonra komşumuza anlatmamız bir insanlık vazifesidir diye düşünürüm.

Yüce Yaratan’ın hiçbir kuluna ayırt etmeden, kulluk etsin etmesin her kuluna ihsan ettiği bu dört unsur hakkında kitaplar yazıldı, makaleler yazıldı da… Burada geldiğimiz nokta ise hiç iç açıcı değil.

Kendimize bakmamız gerekir önce. Kendimizi bilirsek işler kolaylaşır. Kendimizi bilemezsek işler içinden çıkılmaz hale gelir. Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız…