Dünya Cenevre’de düzenlenen görüşmeye kilitlenmişti. İran ve ABD arasındaki nükleer müzakerelerin sonucu kamuoyunda bir spor toto muamelesi görüyordu. Ne yazık ki her şeyin tüketilmeye çalışıldığı çağda bu kadar ciddi meseleye yaklaşımın magazinleşmesini de ibretle izliyoruz.
Perşembe günü yapılan görüşmelerden çıkan yeni kadar şudur: Bir dahaki görüşme teknik düzeyde Viyana’da yapılacak. Toplantıların önce İstanbul’da olacağı söylenip ardından Umman’a çekilmesi. Şimdi de Avrupa’da şehir şehir dolaşması da garip. Daha garip ve öngörülemez olan ise akşamdan sabaha nelerin olacağı. Bu konu üzerine ortalama bir vatandaşın bile kafa yorması gerekiyor. Çünkü manzara pek de hayırlı şeyler söylemiyor. Olası savaş senaryolarının neyle sonuçlanabileceğine şöyle bir bakalım.
-
Eğer ABD ani bir saldırı ile İran devletine diz çöktürürse ya kendi zihniyetinde bir adam getirecek (Pehlevi gibi) ya da İran devletini çoklu bir şekilde parçalayacak.
-
ABD istediklerini kolay elde edemezse İran cesaretlenir ve ABD’ye daha yüksek düzeyde zarar vermeye başlarsa ABD iç istihbarat operasyonları dahil çoklu operasyona girişir.
-
İran yoğun saldırı altında karşılık şiddetini artırıp ABD’nin bölgede konuşlandığı üsleri vurmaya kalkarsa birden fazla ülke de sürece müdahil olabilir.
-
İran ciddi bir karşılık verir ve hatta zafer havasına bürünürse bölgede Sünni- Şii rekabeti daha ciddi boyutlarıyla hissedilebilir. Ayrıca nükleer güç olma iddiası artar.
Burada duralım. Daha çok fazla sebep- sonuç ilişkisi kurulabilir. Tüm olan bitenlere Türkiye penceresinden bakıp bizi nasıl etkileyebilir cevabını da sizlere bırakıyorum. Zira geç kaldım, haberim yoktu demeye hakkımız yok. Tarihi bizi affetmez.
Not: Bu satırlar yazıldıktan sonra Cumartesi sabah saat 09.15 sıralarında İsrail- ABD Koalisyonu İran’a saldırı başlattı. Yazıyı değiştirmeyi gerekli görmedim. Çünkü düşünceler güncelliğini koruyor.