İnsan, bulunduğu hâle rıza göstermeyen bir varlık…

İnsan; “daha” iyi görünmeye çalışan, “daha” komik olduğunu düşünen, “daha” mutlu olduğunu göstermeye çalışan, “daha” iyi bildiğini zanneden bir varlık.

İnsan; “daha” haklı olduğuna inanan, kendini “daha” üstün gören, “daha” fazla takipçisi olsun isteyen, “daha” lüks bir araca binmek isteyen, “daha” çok beğeni/like almak isteyen bir varlık.

İnsan; “daha” elit bir mahallede oturmak isteyen, “daha” başarılı olduğunu göstermek isteyen, “daha” akıllı olduğunu kanıtlamaya çalışan bir varlık. Özetle mutluluğu “daha” ile başlayan cümlelerde arayan bir varlık.

Peki, mutluluk “daha”nın arkasına gizlenen bir şey midir? İnsan, “daha” fazlasını elde ederek, “daha” hızlısını kullanarak “daha” mı mutludur? “Daha” fazlası, başarıya götüren bir yolsa mutluluk yalnızca başarı sonrasına dair bir duygu mudur?

Bu “daha” bombardımanına tutulan insan için sakin, huzurlu, dingin bir yaşam mümkün müdür? Herkesin farklı bir parkurda yarışa giriştiği hayatta, insan ne zaman dinlenecek? Ne vakit kendisiyle baş başa kalacak? Elindeki ile yetinmeyi bilmeyen, gözü hep başkasında ve “daha” fazlasında olan insan nasıl tatmin olacak?

Maalesef, sürekli bir koşuşturmanın ve yarışın içinde olan insan hiçbir zaman tatmin olamayacak. Mevcut ile yetinmeyi bilmeyen ve sürekli bir yetersizlik hissi ile baş başa kalan insan hiçbir zaman huzurlu-mutlu olamayacak.

Mutluluk, insanın sahip olduğu duygulardan sadece biri ve bir âna ya da döneme dair duygu. Her duygu gibi… Çünkü hiçbir duygu daimî değil.

Hâl böyleyken insan neden “daha” diye fazlasını ister, neden bir âna/döneme dair olanı sürekli hâle getirmeye çalışıyor? Neden o ânın/dönemin eseri olan duyguyu yaşamaktan kaçıp hep haz ve arzu odaklı bir yaşamın hayalini kurar?

Peki, insanı “daha” çok mutlu eden şey nedir? Mutluluğun bir formülü var mıdır? “Daha”sı mutluluk, mevcudun üzerine biraz “daha” eklenince elde edilecek bir şey midir?

Birçok defasında böyle olduğu zannedilse de öyle değildir. Mutluluk; âna dairdir, andadır, ânı yaşamaktır. Mutluluk elde olan ile yetinmek, elde olanın kıymetini bilmek, elden geleni yapmaktır.

“Daha” diye diye sürekli yeni hedeflerin peşinde seğirtmek, arzuların peşine takmak, nefsin/egonun zincirlerine hapsetmek insanı andan ve elde olandan uzaklaştırıyor. Çünkü mutluluk kıyas kabul etmiyor. Mutluluk, kimseden “daha” ziyade, insanı kendine ait olandan beslenen bir duygu.

İnsanın kendisi, kendi potansiyeli, kendi kabiliyeti, kendi çabası, kendi emeği söz konusu olduğunda ise “daha”sına gerek yok.

Burada insanı başarıya güdüleyen bir hormon olan dopaminden de bahsetmek gerek. Dopamin; keyif, dikkat, odaklanma, motivasyon işlevi olan ve sonuç itibarıyla bu itici güç sayesinde insanın başarısına ve mutluluğuna doğrudan etki eden bir hormon. Dopamin, kişiyi motive/mutlu etmek için bir zevk ve ödül duygusu yaratma işlevi görür ki bu da bir süre sonra kişide bağımlılık oluşturur. Yani insan, aynı etkiyi oluşturabilmek, aynı hazzı elde edebilmek için “daha” fazla uyarılmaya ihtiyaç duyar.

Kısaca mutluluğun sürdürülebilir olması için beynin mevcut salgıdan “daha” fazlasını salgılaması gerekir. Dopamin salgısına neden olan eylemi “daha” çok yapmak gerekir. “Daha, daha, daha, daha...”

Bu ise kısır döngüye dönüşme ihtimali çok yüksek bir durum. Ta ki umutsuzluk, değersizlik, stres, kaygı, mutsuzluk girdabına kapılana kadar… Sonrası ise psikolojik ve ontolojik kayıplar…

Rene Guenon, “Modern Dünyanın Bunalımı” adlı kitabında bu durumu şöyle açıklıyor: “Hiçbir gerçek mutluluk, dengesizlikle bir arada bulunamaz. Üstelik insan, ne kadar çok şey isterse o kadar çok şeyden yoksun kalacak, o kadar mutsuz olacaktır. Modern uygarlığın bütün çabası, gittikçe daha çok suni ihtiyaçlar doğurmaktır. Bu uygarlık her zaman doyurabileceğinden daha fazla ihtiyaç üretecektir.”

En iyisi “daha”sının yolunu gözleten bütün arzu, heves, ihtiras ve açgözlülükten uzak durmak… Kanaat, şükran ve rıza sahibi olup “daha” düşkünlüğünden uzak durmak… Nefsi doyumsuzluğa alıştırmamak… Doyumsuz nefsi ve açgözlü insanı terk etmek… 

Allah-u Teala’nın, “Önüne nimetleri serdikçe serdiğim, arkasından daha fazla vermemi bekleyen kişiyi! (tek başına bırak.)” (Müddessir suresi, 14-15) uyarısında olduğu gibi…

Kısaca mutluluk da dahil hiçbir şeyin bağımlısı olmamak…

31.01. 2024